"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bediüzzaman’ın kurtulduğu tehlikeler (1)

16 Temmuz 2020, Perşembe
“Evet, Hürriyetten yirmi otuz sene sonraya kadar, yirmi fitne-i azîme içinde fevkalâde bir surette Gavs’ın o müridi mahfuz kalmıştır [muhafaza edilmiştir]. Korktuğu şer ve mehâlikten [tehlikelerden] bir hıfz-ı gaybî ile kurtulmuştur.” (Lem’alar, s. 91)

Üstadımızın da, bu muhafaza çemberinin içinde olduğunu Abdülkadir Geylanî Hazretleri şöyle ifade ediyor: “Müridim şark ve garbın neresinde bulunsa; hangi beldeye seyr ü seyahata mecbur olsa havl ve kudret-i Rabbanî ile ona imdat ve istimdat ederim.”  (Lem’alar, s. 91)

Risale-i Nur Külliyatı’nın muhtelif eserlerinden tesbit edebildiğimiz mezkûr yirmi fitne-i azimeyi, şevke medar olması bakımından bir araya getirmeye gayret ettik.

1- Miran aşireti reisi Mustafa Paşa ile mücadelesi: Üstad bir gece rüyasında Şeyh Abdülkadir Geylânî’yi görür; “Molla Said! Miran aşireti reisi Mustafa Paşaya gidiniz ve kendisini tarîk-ı hidayete davet ediniz; yaptığı zulümden vazgeçerek, namaza ve emr-i ma’rufa müdavim olmasını tavsiye ediniz. Aksi takdirde öldürünüz.”

Üstad derhal yola çıkar. Mustafa Paşa’yı bulur, etrafı, paşanın silâhlı adamları ile çevrili olduğu halde, kendisine hitaben; “Seni hidayete getirmeye geldim. Ya zulmü terk edip namazını kılacaksın, veyahut seni öldüreceğim. ” Mustafa Paşa da: “Benim Cezîre’de çok âlimlerim var; eğer hepsini ilzam edebilirsen senin dediğini yaparım, eğer ilzam edemezsen seni Fırat Nehrine atarım.”

Neticede Üstad âlimleri ilzam eder, paşa da namaza başlar. Allah’ın himayesi ile buradan kurtulur. (Tarihçe-i Hayat, s. 67)

2- Van Kalesi’nden inerken ayağının kayması: “Van Kalesi ki, iki minare yüksekliğinde sırf dağ gibi bir taştan ibarettir, eskiden kalma oda gibi bir in kapısına gidiyorduk. Ayağımdan kunduralar kaydı, iki ayağım birden kaydı. Tehlike yüzde yüz... Başkaca nokta-i istinad kalmadığı hâlde, büyük bir istinada basmış gibi üç metrelik bir kavisle o mağaranın kapısına atılmışım. Hem ben, hem beraberimdeki orada hazır arkadaşlarım, ecel gelmediği için sırf bir hıfz-ı İlâhî, harika bir imdad-ı gaybî telâkki ettik.” (Sikke-i Tasdiki Gaybi, 227)

3- Dağ aslanından kurtulması:

“Başit namındaki meşhur dağın başında bir taş üstünde akşam namazını kıldıktan sonra yalnız olarak otururken, o dağın esedi ve aslanı hükmünde olan bir canavar kurt yanına geldi. Bir arkadaş gibi ona ilişmedi.”  (Lem’alar, 601)

4- Üstadın talebi, Doğu illerine darülfünun yapılması için gerekli ödeneğin çıkarılması idi. Padişah Abdülhamid ise Üstadı maaş dilencisi zannederek bir miktar altın ve maaşa bağlamak ister. Üstad bunları geri çevirince Padişaha hakaret olarak telâkki edilir ve tımarhaneye konulur.

Tımarhaneye konulma hadisesi mühimdir, çünkü başhekim çıkarmazsa insanın ömrü orada çürüyebilir. Bir de oraya padişah gön- dermişse işin zordur. Ancak Üstadımız hıfz-ı İlâhî ile oradan kurtulmuştur. “...zayıf istibdat tımarhaneyi bana mektep eyledi.” (Tarihçe-i Hayat) diyerek, bu olaydan da dersler aldığını ifade eder.

5- Divan-ı Harb-i Örfî Mahkemesi’nde idamdan kurtulması:

Menhus 31 Mart Vak’ası sonunda idamla yargılandığı Divan-ı Harbi Örfî’de, idam edilenlerin mahkeme salonunun penceresinden göründüğü hengâmda, Mahkeme Reisi Hurşit Paşa sorar: “Sen de şeriat istemişsin?” Üstad cevap verir: “Şeriatın bir hakikatine bin ruhum olsa feda etmeye hazırım [...] Fakat ihtilâlcilerin isteyişi gibi değil.” Ve verilen kararların temyizi dahi olmayıp, anında uygulandığı mahkemeden beraat eder. (Tarihçe-i Hayat, s. 96)

6- Birinci Dünya Savaşı’nda güllelerin tesir etmemesi:

“Harb-i Umumî hengâmında, çok tehlikelere maruz kaldım. Hazret-i Gavs’ın gösterdiği Arabî tarihte veya az evvel harika bir surette kurtuldum. Hatta bir defa, bir dakikada üç gülle öldürecek yere mukabil bana isabet ettiği halde tesir etmediler.” (Lem’alar, s. 93)

7- Rus askerlerinden kurtulmaları: “Bitlis’in sukutunda, bir miktar talebelerimle Rus askerlerinin bir taburu içine düştük. Bizi sardılar, her tarafta el ele ateş edildi. Dört tanesi müstesna, bütün arkadaşlarım şehid olduktan sonra, taburun dört sıralarını yardık; yine onların içinde bir yere girdik. Onlar, üstümüzde, etrafımızda sesimizi, öksürüğümüzü işittikleri halde bizi görmüyordular. Otuz saat, o halde çamur içinde, ben yaralı iken hıfz-ı İlâhî ile istirahat-i kalp içinde muhafaza edildim.” (Lem’alar, s. 93)

Üstadımızın, diğer tehlikelerden nasıl mahfuz kaldığını gelecek yazılarımızda devam edelim inşaallah. 

Okunma Sayısı: 1554
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Said

    3.8.2020 13:32:29

    Dava adamı olursak inşallah her türlü bela musibet sıkıntıdan muhafaza eder Cenab-ı hak

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı