"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

AB çağrısı ve Türkiye’nin demokratikleşmesi

Cevher İLHAN
14 Mayıs 2019, Salı 00:01
AKP iktidarında AB müzâkere sürecinin tıkanmasıyla AB üyeliği hedefi muğlaklaşırken; özellikle “cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi”nde yürütmenin yanısıra yasamanın ve yargının tek elde toplanmasıyla Türkiye AB’den, demokratik değerlerden ve hukuk devleti esaslarından uzaklaşıyor.

Hukukun üstünlüğünün bütünüyle rafa kaldırıldığı; yüksek yargı mensuplarının ifâdesiyle yargıya güvenin yüzde 30’dan da aşağıya inip sıfırlandığı yakınmaları sürerken, bir yüksek yargı organı olan YSK’nin, “millet ittifakı”nın kazandığı büyükşehir seçimlerini iptal ederken, iktidarın çoğunlukla kazandığı aynı sandıklarda ilçe belediye başkanlığı ve belediye meclisi üyeliği seçimlerini “geçerli” sayması sırıtan çarpıklığın son tezâhürü oluyor.  

Vakıa şu ki, uluslararası araştırmalarla Türkiye, dünyada “insanî gelişmişlik”te 69., “sivil özgürlükler”de 132., “demokrasi endeksi”nde 89. ve “basın özgürlüğü”nde 180 ülke arasında 157. sıraya düşerek “kötü sınıf”taki Ruanda, Belarus, Kongo, Brunei kategorisine düşmüş durumda.

Bundandır ki, İstanbul seçimleri sonrası, AB raporlarında demokratik hak ve hürriyetlerle demokrasi standartlarının uluslararası hukuka uygun bir şekilde geliştirilmesiyle basın özgürlüğü, insan hakları, bağımsız ve tarafsız yargının önemine yapılan uyarıları tekrar hatırlamakta fayda var. Zira “Hibrit (melez-karma) demokrasiler” kategorisine düşen ve yolsuzlukta dibe vuran Türkiye’nin müzâkereci sistemi, danışma ve denetim süreçlerini, demokratikleşme ve özgürlükleri ve yolsuzluklarla mücadeleyi öngören AB müktesebatını edinmesi gerekiyor.

TÜRKİYE VE AB BİRBİRİNE MUHTAÇ

Bu açıdan, 9 Mayıs “Avrupa günü”nde AB ve Türkiye’deki demokrat çevrelerden gelen, katılım müzâkerelerinin yeniden hızlandırılmasının, 2004 öncesinde olduğu gibi Türkiye’nin AB kriterlerine uygun reformlara yönelmesinin, AB sürecini canlandırmasının, ekonomiden demokratikleşme ve hukukun üstünlüğüne kadar karşı karşıya kaldığı problemlerin çözümünün önünü açacağı çağrıları önemli.

Ankara’dakilerin soğuk bir çekimserlikle her fırsatta “AB üyesi olmak şart değil, onlar bize muhtaç” tavrıyla “içteki ve dıştaki AB karşıtları”nın eline koz vermelerine karşılık, başta AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Christian Berger olmak üzere AB adına yapılan değerlendirmelerde, “Türkiye’nin demokratik değerlerin ve hukuk devleti ilkelerinin güçlenmesi çabalarında AB ile ilişkilerini güçlendiren siyasî, iktisadî ve sosyal reformları başarmasında kendisine eşlik edecek bir ortak olan AB’ye ihtiyacı olduğu gibi, AB’nin de çeşitlilik içinde bütünlüğüyle istikrarlı, müreffeh demokratik bir Türkiye’ye ihtiyacının olduğu ve bunun AB’ye çok şey katacağı” perspektifli çağrısı dikkat çekici.

Bu çağrı, inkârcı tabiat felsefesinin karanlığıyla medeniyetin kötülüklerini “iyilik” zannederek insanlığı sefahate ve dalâlete sevk edip, medeniyeti, insanlığın maddî ve mânevî mahsulatını yok eden, felâket ve helâketine sebebiyet veren “ikinci Avrupa”dan sakındıran Bediüzzaman’ın, İsevîlik dininin hakikatinden aldığı feyizle insanlığın sosyal-medenî hayatına faydalı san’atları-sanayii, adâlet ve hakkaniyete hizmet fenleri/ilimleri tâkip eden hak ve hürriyetler ekseninde tanımladığı “birinci Avrupa”yla işbirliği ve dostluğun gerekliliğine de karşılık geliyor. (Lem’alar, 167-172)

“DİNİMİZİN EMRİYLE...”

Gerçek şu ki, daha Osmanlı devrinde, Avrupa’dan fen, sanayi ve teknolojiyi iktibas yerine en büyük yanlışın “fâsid medeniyet” müdahalesiyle, şeytanî desiselerle, bozuk ideolojilerle, dinde lâübaliliklerle ithal edilen sefahete ve ahlâktaki müthiş çürümeye karşı ikaz eden Bedüzzaman’ın, insanî ve dinî-mânevî değerleri önemseyen, adaleti, insan haklarını, hukuku, katılımcılığı, halka hizmeti esas alan, bilim, sanat ve teknolojide öncülük eden ve “ecnebilerde terakkiyat-ı medeniyeye (medenî kalkınmaya) yardım edecek noktaları -fünun (ilimler) ve sanayi gibi- maalmemnuniye (memnuniyetle) alacağız” dediği husus, bugün AB projesine tekâbül ediyor.

Ve AB Türkiye Delegasyonu Başkanı’nın “İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra savaşa sebep olan araçları ortadan kaldırmak gereğiyle ulus devletlerin elinden enerji ve çeliğin alınması fikriyle ortaya çıkan, terörle ve güvenliği tehdit eden unsurlarla mücadele ve iklim değişiklikleri gibi Türkiye’nin de başına büyük gâileler açan konular etrafında birleşerek çok taraflılık içinde bütünlüğün devam ettirilmesi projesi olan AB” târifiyle örtüşüyor. 

Bediüzzaman’ın, daha asrın başlarında -26 Aralık 1908’de- Osmanlı’da ağırlaşan inkıraza karşı “Mebuslara Hitap” başlığı altında devrin gazetelerinde yazdığı makalede, “Evet, Avrupa’dan ahz u iktibasa (almaya, edinmeye) muhtacız. İhtiyacımız idâre-i mülk (kamu yönetimi, devlet idâresi) ve tanzim-i kuvve-i harbiye-i bahriye (ordu ve donanmanın tanzimi) ve fünun-u sanayiden (sanayi, bilim ve teknolojiden) işimize yarayanlardır; dinimizin emriyle. Avrupa da bizden yalnız adaleti ister ve medeniyeti bekler; tâ muvazenesi (dengesi) bozulmasın…” ikazındaki hakikatin teyidi oluyor.  (Eski Said Dönemi Eserleri, Makalât, 31-35)

Okunma Sayısı: 1395
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı