"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Babam...

Cevher İLHAN
30 Eylül 2020, Çarşamba 00:18
BEDİÜZZAMAN MUHİBBİ NUR TALEBELERİ DOSTU

Babam, bir Bediüzzaman muhibbi idi. 23 Mart 1960’ta vefat ettiği -Urfa ve havalisinde güneşin tutulup gün ortasında kıpkırmızı - kapkaranlık kâbusun çöktüğü- günde askere giderken Üstadı önce İpek Palas Oteli’nde ziyaret ettiğini, Üstadın gelenlere, “Rahatsız olmayın, gelmeyin, gidin işinize bakın, ilim öğrenin, Risâle-i Nur okuyun!” dediğini, vefâtın ardından kaldırıldığı ve gece boyunca hatimlerin indirildiği, Risâlelerin okunduğu Ulucami’de tabutunun başında ağladığını ve -dedemle- duâ ettiğini, muazzam kalabalıkla birlikte Hz. İbrahim’in makamı Dergâh’taki kabrine tevdiine katıldığını hep anlatırdı. Her defasında o hâlet-i ruhiyeyi yaşardı.

Nur Talebelerine derin muhabbet besleyen “Nur’un dostu” idi. Üstadın ve Nur Talebelerinin iman ve Kur’ân hizmeti uğruna çektikleri çile ve ıztıraplardan söz ettiğimizde hüzünlenir, ağlardı. Ziyârete gelenlere bu zamanda esas olanın iman, ahlâk ve İslâmı yaşamak olduğunu belirtir, bilhassa gençlere Risale-i Nur’u okumalarını tavsiye ederdi.

Risâlelerden okunmasından, aktarılmasından fevkalâde memnun ve mesrur olurdu. İçtimâî meselelerde de Üstadın ve Nur Talebelerinin fikir ve tesbitlerini tasvip eder, etrafına anlatırdı.

Ziyâretine gelenlere, bıraktığım kitapları, dergileri, broşürleri verir, okumalarını isterdi. Bunun ikrarını son gidişimde Urfa’nın bir ilçesinden abisini şifâ duâsı için getiren bir ziyaretçiden dinledik: “Bizi yolcu ederken iki defa bana Yeni Asya Gazetesi’ni okumamı tavsiye edince dikkatimi çekti. Önce internetten gazeteyi okudum, sonra abone oldum. Ve gazetedeki yazılar öylesine beni cezbetti ki Risâle-i Nur Külliyatı’nı aldım, okuyorum; Elhamdülillah bu vesileyle Nurları tanıdım!” diyerek şükranlarını belirtti.

Her ziyaretimde ve telefon edişimde hizmetler hakkında bilgi edinir; Kutlular Ağabeyin sıhhatini, tanıdığı -bildiği bazı isimlerin tek tek hallerini sorar; bilhassa duâ eder, duâ ister; ve “Arkadaşların bize duâ etsinler” ricâsında bulunurdu. Vefâtında Nur Talebelerinin duâ ve tâziyeleri, himmet ve destekleri bu mânânın tezâhürü ve hediyesi oldu.

HAVALİNİN MANEVÎ YILDIZLARINDANDI

Fevkalâde sahâvetliydi ve misâfirperverdi. Hangi saatte olursa olsun insanları ikrâmsız bırakmaz; misafirlerini yemeksiz, meyvesiz, çaysız göndermezdi. Köyden, akrabalardan birinin vefâtında mutlaka tâziye yemeğini çıkartır, her Ramazanda okuttuğu mevlidlerde bütün köye yemek dağıtılmasını tek tek tâkip eder; “falân eve yemek gitti mi?” diye kontrol ederdi.

Kapısı dâima açıktı, “Bu kapı kapanmaz, biz buna mecburuz” diye konuşurdu, bu sebeple hastaneye gitmeye zor ikna olmuştu.

İnsanların dertleriyle dertlenir, problemleriyle, sıkıntılarıyla ilgilenirdi. Fakir fukarayı - mazlumları himâye eder, sahip çıkar, öncelikle onlara ikrâmda bulunur, haksızlıklara karşı dururdu.

Meseleleri çözer, barıştırıcı -arabulucu olurdu. Son hastalığına da yakın bir köyde çıkan bir ihtilâfı çözmek için götürülmüş ve saatlerce yemeden-içmeden konuştuğundan vücudunda daha da zâfiyet oluşmuştu.

Oldukça hayâ sahibiydi. Erkek çocuklarından bile hayâ eder, bu yüzden iğne ve serum için sırtının, kollarının dahi açılmasından sıkılırdı. Hastalığı ağırlaştığında bile hastaneye aynı gün serumdan sonra dönmek şartıyla kabul etmişti.

Vefâkârdı, kadir kıymet bilirdi. Kendisi de, amcam da yöredeki hemen hemen bütün tâziyelere mutlaka giderlerdi, örfe göre mutlaka hediyesini götürürdü. Bu hususta ihmal kabul etmezdi.

Bölgede çokça sevilip sayıldıklarından, eğer “salgın yasakları” olmasaydı, cenâzelerine binlerce seveni katılır, “tâziye evleri” kapalı kalmasaydı, tâziyeye gelenlerden ortalık âdeta yıkılır, her birinin tâziyesi haftalarca sürerdi.

Yine de yaptıkları mânevî hizmetlerden olsa gerek, bütün ricâlara rağmen sevenleri cenâze namazlarına yüzlerce araçla katıldı. Onca “tâziyeye oturulmayacak” duyurularına rağmen, köydeki tâziyeleri iki haftadan fazla sürdü.

Bu haliyle sık sık “Biz neyiz ki hürmet ediyorsunuz” yakınmasıyla, ısrarla “kendisi için kimsenin yorulmaması, zahmet çekmemesi” duâ ve talebi âdeta yerine geldi.

Havalinin mânevî yıldızlarındandı, temel direklerindendi. Şöhretsiz bir mâne- vî kahramandı.

NÂZİK, NÂİF VE MÜTEVAZI İDİ…

Fevkalâde nâzik, nâif ve kibardı, oldukça mütevâzı idi. Elini öptürmez, karşısındaki çocuk dahi olsa hürmet ederdi.

Şefkatliydi. Çocukların seviyesine göre konuşur, yüksünmeden büyük alâka gösterir, harçlık verirdi. Torunlarının “market” ya da “dedemin marketi” dedikleri bölmede bulundurduğu bisküvi, şekerleme ve dondurmaları ikrâm ederdi.

Hoşsohbetti, mültefitti, çevresindekilere lâtife ve iltifat ederdi. Küçük büyük herkesin hal ve hatırını sorar, çevresine hep dini, namazı, hakikati, dürüstlüğü tebliğ ederdi. Kendisinden bahsedilmesini istemez, önde görülmez, meclislerde en arka sıralarda kalmayı tercih ederdi.

Yörede “şeyh” olarak anılırdı; lâkin “şeyhlik” iddiası yoktu, hatta sürekli “Asıl olan ‘şeyhlik’, ‘müridlik’ gibi sıfatlar değil, takva, ihlâs, ibâdet ve hizmettir” diye konuşurdu. Ne var ki insanlara ısrarla “gelmeyin!” ikazında bulundukça ihlâs ve samimiyetinden olsa gerek mânevî câzibesi inkişâf etmiş, ziyâretçiler daha da artmıştı.

O denli ki her ziyâretimizde “bu kez yeterince sohbet ederiz” diye düşünürken, ancak çoğu kez daha on - on beş dakika geçmeden misafirler geldiğinden özel sohbet umûmî sohbete dönüşürdü. Bundandır ki bütün kardeşler ve âile doyasıya sohbetine hasret kalırdık…

“URFA’NIN İKİ FENERİ -DAHA- SÖNDÜ!”

Hep hüzünlü idi. Hep hesâp gününün dehşetinden söz eder, “nasıl hesâp vereceğiz!” derdi. İnsanların dine ve mâneviyata bigâneliğinden, zâlime ve zulme taraftarlığından, hakka ve hakikate bigâneliklerinden oldukça şikâyetçi ve muzdaripti. Vefâtı öncesi son ziyaretimizdeki sohbetimizde, “yapılan yanlışları, haksızlıkları düzeltemediğimiz için mesul olduğumuzdan” yakınmıştı.

Kendisine Risalelerdeki “Vazifemiz hizmettir; muvaffak olmak, insanlara kabul ettirmek Cenâb-ı Hakk’ın vazifesidir. Biz vazifemizi yapmakla mükellefiz” hakikatinden hareketle, Kur’ân’ın beyânıyla 950 sene kavmi arasında yaşayan Hz. Nuh’un onca tebliğine ve dini anlatmasına rağmen gemisine mü’min olarak -rivâyetlere göre- 80 ila 130 sayıda insanın bindiği misâlini anlatmış, âyetlerdeki “Peygamber de olsa vazifesi tebliğdir”, “Sen istediğini hidâyete erdiremezsin, lâkin Allah istediğini hidâyete erdirir” hükümlerinin izâhını aktardığımızda bir nebze teskin ve teselli olmuştu.

Mânevî dünyasının enginliğine karşı son süreçte bedeni oldukça zayıflamıştı. Rahatsızlıkları vardı, ama “hastalık hastası” değildi. Son günlerde ağırlaşan hastalığı üzerine en büyük üzüntüsü beş vakit gittiği camiye gidememek olmuştu. “Asıl musîbet dine gelen musîbettir” hakikatini yaşamıştı.

Bundandır ki vefatlarında şehirdeki amcamla hakkında “Urfa’nın iki feneri daha söndü!” yorumları yapıldı…

MÂNEVÎ HAYATI GİBİ MADDÎ İŞLERİ DE İSTİKAMETLİYDİ

Çalışkandı, cefakârdı. El attığı bir işi yarım yamalak bırakmaz, bitirmeden rahat etmez, lâkayt kalınmasından, kenarından - ucundan tutulmasından rahatsız olurdu.

Tembellikten hiç hoşlanmaz, tepkisini mutlaka lâtife yoluyla da olsa bir şekilde dile getirirdi. Yanında çalışanların işi kavrayıp yapmalarını isterdi, “dedikten sonra yapmışsa ne kıymeti kalır” derdi.

Toprağa, üretime önem veren, ziraata yoğunlaşan iyi bir çiftçiydi. Tarladan, ekinden, bağ-bahçeden iyi anlar, bu hususlarda bütün köyün bir nevî danışmanı ve ehlivukufuydu.

Önceleri sabanla, sonrasında traktörle yüzlerce metre uzunlukta dosdoğru hatlar çekerdi; ilk hatları çizmek için köylülerce çağrılırdı. Bu doğru hat çizimiyle askerde her defasında tam isâbet eden bir “nişancı” olarak takdir görmüştü. Çevresine doğruluk, dürüstlük ve istikamet telkin ederdi.

Hülâsa, mânevî hayatı gibi maddî işleri de istikametli ve mükemmeldi.

“ŞEHİDLER GÜNÜ”NDE VEFÂT, 10 MUHARREMDE KABRE TEVDİ…

Vefâtlarının, Peygamberimizin (asm) Mekke’den Medine’ye kutlu Hicret hâdisesinin yaşandığı, insanlık tarihi ve Peygamberlerin hayatında fevkalâde ehemmiyetli ve ibretli hâdiselerin olduğu mübârek Muharrem ayında vuku bulması bir başka anlamdı.

Hakk’ın rahmetine kavuşmalarının, ilk insan ve ilk Peygamber Hz. Adem’in tövbesinin kabul edildiği, “İkinci Adem” Hz. Nuh’un kavmini helâk eden tufanın son bulup gemisinin Cudi Dağı’na oturduğu, Hz. İbrahim’in doğduğu ve Nemrud’un ateşinden kurtulduğu, Hz. Yusuf’un evvelâ kuyudan daha sonra atıldığı zindandan çıkartılarak Mısır Azizi yapıldığı, Hz. Yakub’un gözlerinin görmeye başladığı ve oğlu Hz. Yusuf’a kavuştuğu, sabır kahramanı Hz. Eyyüb’ün hastalıklarından şifâ bulduğu, Hz. Musa’nın doğduğu, kavmiyle Kızıl Deniz’i geçme mu’cizesine mazhar olduğu ve Firavun’un ordusuyla suda boğulduğu; Hz. Davud’un tövbesinin kabul edildiği, Hz. Süleyman’a mülkün (hükümrânlığın) verildiği, Hz. Yunus’un balığın karnından sahile atıldığı, Hz. İsa’nın doğduğu ve Yahudilerin şerrinden kurtarılıp Kur’ân’ın bildirmesiyle semâya yükseltildiği Muharrem’de olması mânâlıydı.

Daha da mânâlısı, 30 Ağustos “şehidler günü”nde, Hicrî 1442 Muharrem’in dokuzunda âhirete göçmesi; Bediüzzaman’ın “Bin üç yüz seneden beri âlem-i İslâmı ağlatan ve bütün ehl-i hakikate ‘Eyvahlar! Yazıklar olsun!’ dediren âlem-i İslâmın en dehşetli büyük yarası” dediği Kerbelâ hâdisesinde, “zâlime ve zulme karşı dire- niş”le “hürriyet-i şer’iye kılıncını çekip” saltanat uğruna “dini dünyevîleştirip” siyasallaştıran “Yezid’in başına havâle eyleyen” Hz. Hüseyin’le beraberindeki 72 Sahabi ve Ehl-i Beyt’in zulmen şehid edildiği, duâ ve tevbelerin kabul olduğu 10 Muharrem sabahında duâlarla, salâvatlarla kabrine tevdi edilmesiydi. “Mânevî şehidler”den sayılması mânevî ikrâmına mazhariyetinin kabulüne karin olmasıydı.

Cenâze namazını ve duâsını, gençliğinde İlhan Köyü’nde Kur’ân ve Arabî tahsilini gören, kendisini ve âileyi yakından tanıyan tâ o zamandan güzel Kur’ân okuyuşuyla mâruf değerli dostu İlâhiyatçı akademisyen Vehbi Hoca’nın kılması da ayrı bir tezâhürdü.

“ALLAH’IM! CENNETTE RÜYET-İ CEMÂL İHSAN EYLE!”

Bu vesileyle, cenâze namazlarına iştirak eden, tâziye ziyaretlerinde bulunan, telefonla kıymettar tâziyetlerini bildiren, tâziye mesajlarını gönderen dostlarına; internet üzerinden muhtevalı başsağlığı dileklerini ileten, sosyal medyada anlamlı tâziyetlerini paylaşan gruplara ve saygıdeğer sevenlerine; dünyanın ve Anadolu’nun hizmet merkezleriyle mahallerinde okunan ders, hatim ve duâlarla mâne- vî himmet ve desteklerini ithaf eden kadirşinas Nur câmiasına; gazetemiz Yeni Asya’da -bu vetirede- vefât eden Nur Talebeleri arasında fevkalâde mânâlı tâziye ilânlarını neşreden vefâkâr okuyucularına tekrar teşekkür ederiz. Dâr-ı bekâya irtihal edenlerine “Cenâb-ı Hak’tan Nur’un hurufları adedince ruhlarına rahmetle garik-i rahmet eylemesini” ve Cennet’ül Firdevs’e nâiliyetlerini niyâz ederiz.

Vefât ettiği günde misafirleri kabul ettiği “oda”sında asılı “Bediüzzaman Takvimi”nin -30 Ağustos tarihli- yaprağında yazılı Sözler’den muktebes “Şu vücud, sende vedia ve emânettir” vecizesinin mânâsı can emânetini Sahibine teslimle tecelli ederken, “bir âyet” kısmındaki “Kendiniz için ne hayır işlerseniz, Allah katında onu bulursunuz” (Bakara Sûresi, 110) âyetinin mânâsının ve arefesindeki Yeni Asya Takvimi’nde “günün duâsı”ndaki “Allah’ım! Bize dünyada sâlih amel, Cennette rüyet-i cemâl ihsân eyle!” duâsının tahakkukunu Cenâb-ı Erhame’r-Rahiminden bütün ruh-u cânımızla dileriz.

Ve Cevşen’ül Kebir’deki “Allah’ım! Kur’ân hakkı için ve Kur’ân’ın kendisine indirildiği Zât (asm) hakkı için kalplerimizi ve kabirlerimizi Kur’ân nûruyla nurlandır. Kur’ân-ı bizim için her hastalığa karşı şifâ, hayatımızda ve ölümümüzden sonra bize dost eyle. Onu dünyada bize munîs, kabirde dost, kıyâmette şefaatçi, Sırat Köprüsü’nde nûr, Cehennem ateşine karşı örtü ve perde, Cennete giderken yoldaş ve bütün hayırlı işlere rehber ve önder eyle. Bunu fazlın, cömertliğin, keremin, ihsânın ve rahmetinle yap; ey bütün ikrâm sahiplerinden daha Kerîm ve ey merhametlilerin En Merhametlisi…” duâsının kabulünü intizar ederiz…

ÂDETA “HÜZÜN SENESİ…”

Önce köyün en yaşlısı muhtereme Sıdıka Nine vefât etti. Akabinde güzel sesiyle Kur’ân okuyan ve Mülk-Tebâreke Sûresi’ni okumayı çok seven babamın amcazâdesi “Emin dayı” uzun süredir süren hastalığının ardından annesinin peşinden berzâh âlemine geçti. Dört gün sonra son haftada birkaç kez hastaneye gidip eve dönen, nihâyetinde doktorların ricâsıyla yatırıldığı hastanede “değerleri yükseliyor, taburcu edilecek” denilen babam ve on gün sonra da amcam rahmet-i Rahmana kavuştular.

Hastanede bile telefonla amcazâdesinin ve yirmi üç gün yoğun bakımda kalan ağabeyinin durumunu soran babam, “Vefâtım ağabeyimden önce olacak” dedi ve öyle de oldu. Kendisinden  altı-yedi yaş  büyük olan ağabeyinin vefâtıyla iki hafta içinde âileden dört mümtaz insan dâr-ı bekâya göçtü.

İnsanlığın, İslâm dünyasının bir yığın zulüm, işgal, acı ve ihtilâfla sürüklendiği ve salgın felâketiyle sarsıldığı girdapta peşpeşe vefâtlarla bu yıl bizim için âdeta bir “hüzün senesi” oldu. Mekke döneminin onuncu yılında Peygamberimizin (asm) hâmisi amcası Ebu Talib’in vefât ettiği ve Resûllulah’a (asm) destek veren ilk kadın Müslüman ve mü’minlerin annesi Hz. Hatice’nin (ra) irtihali ve müşriklerin Müslümanları amansız ambargoya mâruz bıraktığı “senet’ül hüzün”e bir nevî benzedi, hüzne boğdu.

Okunma Sayısı: 3645
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Mehmet Nur İLHAN

    9.10.2020 16:34:19

    Canım Dedem Rabbim Rahmeti ile Muamele etsin. Âmin.

  • Müslüm

    30.9.2020 23:56:48

    başınız sağolsun abimm. mekânı cennet olsun inşallah

  • Abdulkadir

    30.9.2020 18:06:49

    Allah ganî ganî rahmet eylesin Cevher ağabey.Mekânı cennet olsun muhterem babanızın.Sizlere de sabırlar diliyorum,Yüce Rabbimden...

  • Bahattin Yavuz

    30.9.2020 17:30:23

    Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun İnşaallah, amin

  • Said Yüksekdağ

    30.9.2020 16:55:44

    Allah rahmet eylesin...

  • NAHİT TOPALOĞLU

    30.9.2020 16:47:58

    Rabb'im rahmet eylesin, mekânı Cennet olsun inşâallah!

  • Özdemiroğlu

    30.9.2020 14:50:32

    C. Allah rahmet eylesin Kardaşım!

  • Abdurrahman

    30.9.2020 14:30:51

    Cenabı Hak gani gani rahmet eylesin...Bu vasıfta kanaat önderleri maalesef tükenmektedir...Buda başka bir hüzündür...

  • sefer hoca

    30.9.2020 12:34:27

    La tahzen.İnnellahe meanâ..Allah hepsine de rahmet eylesin.Mekanları cennet olsun.Başın sağolsun mücevher gibi Cevher kardeşim..

  • erhan

    30.9.2020 11:30:47

    Başınız sağ olsun, Rab-bim gani gani rahmet etsin, efendimiz (as),e komşu etsin, Allah'ım onlardan razı olsun. ne mutlu böyle insan olarak ebedi hayata göç edenlere.

  • ismail

    30.9.2020 11:29:05

    Allah rahmet eylesin

  • İsmail Atak Cebecili

    30.9.2020 11:22:50

    ALLAH gani gani Rahmet etsin.

  • Aytekin

    30.9.2020 11:21:48

    Allah cc rahmet eylesin kabri Cennet bahçelerinden olsun

  • Zübeyir

    30.9.2020 11:03:50

    Allah rahmet eylesin. Yazınız da deruni ve duygulu olmuş.

  • Müjdat Bayar

    30.9.2020 08:14:46

    Allah rahmet eylesin, ne güzel ve müstakim bir hayat!

  • Sadettin Önal

    30.9.2020 07:51:26

    إنا لله و إنا إليه راجعون Allah vefat eden babanıza ve akrabalarınıza rahmetiyle muamele etsin. Mekanları cennet olsun. Allah siz yakınlarına sabır versin. Ruhlarına el-Fatiha.

  • Şevki Adem

    30.9.2020 07:48:10

    Allah cümlesine rahmet eylesin. Mekanları Cennet olsun. Sizlerinde başınız sağolsun.

  • Mehmet Türeli

    30.9.2020 06:21:12

    Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun inşallah. Allah böyle muhterem ve mübarek babaların sayılarını artırsın, bizleri de son nefesimize kadar iman Kur'an hizmetinden ve istikametten ayırmasın inşaallah

  • Ömer Faruk özaydın

    30.9.2020 02:52:56

    Allah rahmet eylesin, babanın ve amcaların mekanı cennet olsun inşaallah. Size, ev halkına taziyelerimiz ve sabr-ı Cemil niyazlarımızla.

  • Abdurrahman AYDIN

    30.9.2020 01:36:32

    Başınız sağ olsun! Rabbim sizlere sabr-ı cemil, ecr-i cezîl ihsan eylesin! Merhumları da şehadetle taltif eylesin! Amin!

  • A.Kadir

    30.9.2020 00:56:05

    Allah merhamet etsin, başınız sağolsun, mekanı Cennet olsun. Ne mutlu böyle bir babanın evladı olana...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı