"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Eser-i telkini icra”!

Cevher İLHAN
26 Ekim 2019, Cumartesi

TESBİT

Bilindiği gibi Ankara’dakiler baştan beri “güvenli-tampon bölge”yi “kendi projeleri” olarak sunmaktalar. Oysa “güvenli bölge”nin tıpkı “çekiç güç”le Irak’ın kuzeyinin Irak’tan koparılmasında olduğu gibi Suriye’nin kuzeyini Suriye’den koparma maksatlı olduğu açıkça itiraf ediliyor.

Evvelâ ABD’nin Dışişleri Bakanlığı Orta Doğu Yardımcısı David Satterfield, deşifre ettiği “güvenli bölge’yle Suriye’yi parçalama” stratejisini deşifre etmişti. 

Esasen “tefrika projesi”, Birinci Dünya Savaşı’nda İsrail’i kurdurma hesâbına Ortadoğu’daki Müslüman ülkeleri cetvellerle taksim eden İngiliz-Fransız mâmulü menhus “Sykes-Picot anlaşması”nın devamı ve Bediüzzaman’ın “âlem-i İslâma ve merkez-i hilâfete bir suikast” olarak tanımladığı “gaddarâne Sevr Muâhedesi”nin yeniden hortlatılması olarak kayıtlara geçmiş. Günümüzde ise Bush’un Dışişleri Bakanı Rice’nin açık itirafıyla Fas’tan Afganistan’a 22 İslâm ülkesini bölüp parçalama maksatlı “genişletilmiş büyük Ortadoğu projesi (BOP)” olarak sahneleniyor.

Yine Amerikan Rand Corporation’da çalışan Dışişleri Konseyi kıdemli üyesi Philip Gordon’un “Gordon plânı”yla İsrail Savunma eski Bakanı Moşe Yaalon’un, Washington Woodrow Wilson merkezinde “Suriye’nin bütünlüğü artık mümkün değil, federalizmle ‘Alevistan’, ‘Kürdistan’, ‘Dürzistan’ olarak bölünmeli” ifşası, “Suriye’yi parçalama plânı”nı tescilliyor. (AA,16.3.16)

Aslında YPG ile işbirliği yaptıklarını, özellikle Lübnan sınırındaki doğalgaz-petrol yataklarının Suriye’nin eline geçmemesi için -İsrail’in güvenliği- için asker bulundurduklarını pervâsızca söyleyen Trump’un “güvenli bölge’ iyi bir fikir! 

ABD de bunu istiyor” tweeti, “Türkiye’nin talebi” gibi sunulan “güvenli bölge”nin bir “Amerikan projesi” olduğunu açığa çıkarıyor.

***

GÜNDEM

“Adana mutâbakatı”na dönüş!

Bütün politikasını “Esad’ın devrilmesi”ne bina eden, “bir hafta sonra”, “iki ay içinde düşecek” diye inadına direnen Ankara’dakilerin nihayet “Adana mutâbakatı”na dönüp örtülü de olsa Şam’la diyalogu kabul etmeleri, Suriye’de barış ve istikrara bir fırsat kapısını açıyor.

Zira Cumhurbaşkanı’nın ifadesiyle, Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde Fırat’ın doğusunda 444 km’lik alandan sadece Tel Abyad ve Re’sul-ayn’ın’dan aşağıya iki “cep”te 120 km’lik alanı kontrol ediyor. Geri kalan -Nusaybin dahil- 324 kilometrelik hattın altını 10 km derinliğe kadar Rusya ile birlikte ortak devriyelerle, 30 km’lik derinlik ise Rusya üzerinden Suriye ordusunun denetimine bırakılıyor. Nitekim “mutâbakat” çerçevesinde Suriye askerlerinin Türkiye sınırında 15 gözlem noktasında görev yapıp devreye gezmesi bunun sahadaki ilk yansıması. (gazeteler, 23.10.19)

Bu açıdan Ankara’nın temel perspektifi olan “terörle mücadele”de sınırın öteki tarafındaki Türkiye’ye yönelik terör örgütlerinin en azından mevzubahis sahadan tasfiyesi ve askeri harekâtın asıl amacı olan YPG terör örgütünün -çekileceği- sözkonusu alanda tutulması için, öncelikle Suriye devletinin kendi topraklarını kontrol edip için Şam’ın bütün ülkeye hâkim olması gerekiyor.

Gerçek şu ki onlarca taşeron örgütün küresel emperyal ecnebiler adına dayattıkları “vekâlet savaşı”yla 700 binden fazla insanın katledildiği, milyonlarcasının yaralandığı, on milyon sivilin evini yurdunu terkle sığınmacı durumuna düştüğü Suriye iç savaşında ateşkesi sağlayan, ülkenin toprak bütünlüğünü, birliği ve bütünlüğü içinde “siyasî çözüm”le barış ve istikrarını hedefleyen “Astana mutâbakatı”, ancak “Adana mutâbakatı” ruhu üzerinde inşa edilebilir.

Ankara’nın artık hiçbir komplekse kapılmadan Şam’la diyalogu esas alan “Adana mutâbakatı”nı hayata geçirmesi büyük önem kazanıyor.

***

İKRAR

“Fırlandi - fırlandi, dediğime geldi…”

“Soçi mutâbakatı”ndaki “Rusya Federasyonu ‘Adana Mutabakatı’nın uygulamasını kolaylaştırır” cümlesinin anlamını Cumhurbaşkanı’nın “Bizim geçmişte yaptığımız Adana Mutabakatı’nı ilk defa gündeme getiren de Rusya tarafı olmuştur. O günden bugüne kadar zaten Adana Mutabakatı özellikle bizim Suriye’ye girişimizin en önemli dayanağıdır” sözleri, AKP iktidarında Ankara’nın baştan beri inadına sürdürdüğü politikaların akıbetsizliğini ele veriyor.

“Türkiye ve Suriye arasında ilişki modelinin geliştirilmesi”ne dair “Bundan sonraki süreçte bu münasebetleri kolaylaştıracak adımların Dışişleri, Savunma bakanlıklarıyla istihbaratın devreye sokulmasıyla süreci çok daha kolay kılacağı” temennisini dile getirmesi bunun ifadesi.

Ve Ankara’dakilerin sekiz sene sonra -Putin’in ricâsıyla Rusya’nın arabuluculuğunda da olsa- Yeni Asya’nın baştan beri ikaz ettiği “Şam’la diyaloğ”u kabul etmek durumunda kalmaları; dönüp dolaşıp “Adana mutâbakatı”na gelmeleri, uzun süre yanlışta diretip sonunda gerçeği görenler için Şanlıurfa’da halk arasında sarfedilen “Fırlandi, fırlandi, dediğime geldi” deyimini hatırlatıyor…

Okunma Sayısı: 1039
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı