"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Yargının “tâlimat”la siyasallaştırılması…

Cevher İLHAN
22 Ocak 2020, Çarşamba 00:08
Cumhurbaşkanı’nın, istinaf mahkemesi tarafından beraat kararı verilerek tahliye edilen eski Korgeneral Metin İyidil’le ilgili kararı alenen eleştirmesi, yargının bağımsızlığını, tarafsızlığını ve “yargının tâlimatlandırılması” tartışmasını tekrar gündeme getirdi.

Tam da Adalet Bakanı’nın “yargı reformu” paketini açıkladığı sırada mahkemenin kararı hakkında “tâlimatını verdim; sağ olsun Adalet Bakanlığımız ve savcılarımız bu noktada adımlarını attılar. En kısa sürede yapılan operasyonda yakaladılar, tekrar ceza uygulanmaya başlandı” ifâdesi, mahkemenin kararından sonra yürütmenin başı olarak “yargının tâlimatlandırıldığı”nın açık ikrarı oldu. 

Peşinden kararı veren hâkimler hakkında “İlginç olan şey şu kararı veren kişi veya kişilerin de FETÖ’cü olması bu işin nerelere vardığını gösteriyor” isnadıyla kesinleşmiş yargı kararı olmadan, görevdeki hâkimler hakkında ithamda bulunması, akabinde HSK’nın söz konusu hâkimler hakkında soruşturma başlatması, yargının vaziyetini bir defa daha deşifre ediyor.  

“YARGIYA KABA MÜDAHALE”

Hukukçular, bir yargı kararının ancak yine sıralı olarak bir yargı kararıyla ortadan kaldırılabileceğini, Ceza Muhâkemeleri Usûlüne göre istinat mahkemesinin kararının ancak Yargıtay’da temyiz yoluyla yok sayılabileceğini; bu açıdan iktidar partisi genel başkanı olarak yürütmenin tepesindeki Cumhurbaşkanı’nın bu ifâdelerinin “yargıya kaba bir müdahale” olduğunu belirtiyorlar. 

Yürütmenin yanısıra yasama ve yargının yürütmenin başı cumhurbaşkanına bağlanmasıyla, yüksek yargı başkanlarıyla üyelerinin ve HSK’nın büyük bir bölümünün atanmasının “tek kişi”nin uhdesine verilmesiyle, Yargıtay Başkanı’nın ikrarıyla,  “yüzde 70 olan yargıya güven yüzde 30’lara düşmüş.” (gazeteler, 3. 12.11)

Keza AYM eski Başkanı’nın yakınmasıyla da, “Toplumda yargıya güven azalmış”; HSK Başkanvekilinin tesciliyle “Yargıya güven gerilemiş.” Adalet eski bakanlarının, yüksek yargı temsilcilerinin ve iktidara mensup Meclis eski Başkan’larının “Adalet saraylarını yaptık, ama içini dolduramadık, Türkiye’de yargı bağımsızlığı ölmüştür” hayıflanmalarıyla “yargıya güven” dibe vurmuş. (gazeteler, 22.4.16; 11.5.15; DHA, 22.4.16) 

Neticede, AYM’nin on beş üyesinden on ikisi ile yüksek yargı organları başkan ve üyelerini büyük oranda, hâkim ve savcı atamalarını yapan HSK’nın dörtte birini doğrudan, geri kalanını bürokratlar arasından cumhurbaşkanının atamasıyla yargıda da “tek şahıs” mutlak otorite sahibi yapılmış. Yüksek yargıya ve yargının kilit noktalara iktidar yanlılarının getirilmesiyle yargı tamamen siyasetin emrine sokulmuş. Ve demokrasilerin temel vasfı olan “kuvvetler ayrılığı”nın ortadan kaldırılmasıyla, yargı bütünüyle “partili cumhurbaşkanı”na bağlanarak “sıfırlanmış.” 

Oysa Anayasanın 138. maddesi “Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve tâlimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz” hükmünü getirmiş. Hâkimlerin kararına yargı dışından “tâlimat” öncelikle hukuku öldürüyor. (Milliyet, 16.5.15)

“MAHKEME, TESİRÂT-I HÂRİCİYEDEN AZÂDE VE SERBEST OLMALI” 

Yargıtay Başkanı’nın “Beraat kararı veren mahkeme başkanı ve üyelerini kararın arkasından görevden alan HSK’nın bu tavrı da yanlış. O zaman yargı bağımsızlığına gölge düşüyor. ABD’li Rahip Brunson, gazeteci Deniz Yücel ile ilgili kararları örnek verdim” demesi ve “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AHİM) nezdinde özellikle “hak ihlâlleri” konusunda aramızda “bazı şeyleri anlatamıyoruz” diye konuşması, yargının siyasete biat ettirilmesinin vahim sonucunun ifâdesi. (Saygı Öztürk, Sözcü 18.1.20)

Hulâsa, Anayasa Hukukçusu Prof. İbrahim Kaboğlu’nun “Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi’nde bir yıllık uygulamanın tek kişi yönetimi (monokrasi) yanlıları cephesinde bile tartışma başlattığı vurgusuyla “yargı yetkisinin kullanılmasında tavsiye ve telkinleri de aşıp hâkimlere emir ve tâlimat verilerek “yargı siyasallaştırılmış.” (Evrensel, Meltem Akyol, 2.9.19)

Bediüzzaman’ın beyânıyla “Hükûmetin (devletin) daireleri içinde en ziyade hürriyetini (bağımsızlığını) muhâfaza etmeye ve tesirât-ı hâriciyeden (dış etkilerden) bütün bütün azâde (tam bağımsız), en ziyade bîtarafane (tarafsız), hissiyatsız bakmakla mükellef olan elbette mahkemedir (yargıdır.) “Adliye memurları (hâkimler, savcılar), hissiyattan ve tesirât-ı hâriciyeden azâde ve serbest olmalı” hakikatinin hükümran kılınması yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığının tesisi için büyük ehemmiyet taşıyor. (Tarihçe-i Hayat, 101-2)

Okunma Sayısı: 2076
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • HÜSEYİN İLHAN

    22.1.2020 12:18:15

    TEKADAM ve DİKTATÖR denilince kurdeşen çıkartmakla olmuyor.Bu sözleri söyletmeyecek icraat ve davranış ile erdeme sahip olmak gerekiyor.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı