Ateşkes ilan edildi, başlangıca dönerek savaşı tahlil edelim.
NATO, İspanya’dan daha önce getirilmiş olan Patriotların yanına Almanya Ramstein Hava Üssünden (ABD Hava Kuvvetleri'nin Avrupa'daki merkezi (USAFE), NATO Müttefik Hava Komutanlığı (AIRCOM) ) alelacele getirilen Patrıotları Malatya kürecik radar üssüne konuşlandırdı.
Kürecik Radar Üssü, 2012 yılında NATO tarafından balistik füze saldırılarına karşı erken uyarı sistemi olarak kurulmuş askerî tesis. Türkiye NATO üyesi olarak yıllardır hava savunma sistemi Patriotlara sahip olmak için NATO ve ABD’ye başvurmuş ret cevabı almıştı. Türkiye’nin dış kaynaklı hava saldırılarında savunma açısından Patriotları vermeyen NATO, İsrail’e haber akışı sağlayan ve stratejik üs olan Kürecik Hava Radar Sistemini koruma adına Patriot getirdi. Patriotları bize vermeyen NATO, komşumuz Yunanistan’a koşulsuz olarak vermiştir. Ankara bu yüzden yüzünü Rusya’ya çevirmiş ve Rusya’dan S400’leri almıştır. Bu gelişme sonrasında adeta Türkiye’ye ceza kesmişler, ABD’nin CAATSA ("ABD'nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası) yaptırımları ile ayar vermeye çalışmışlardır. Ayrıca F35 savaş uçağı ortak üretim programından tek taraflı ve haksız şekilde uzaklaştırılmış, yetmiyormuş gibi F16’ların revizyonu için gerekli olan tedarik sistemini de şartlara bağlamışlardır. Bu bilgilerden sonra, İran tarafından atılan 4 adet füzeyi İran her ne kadar ben atmadım dese de işin ilginç tarafı NATO acil kodu ile açıklama yaparak NATO üyesi Türkiye’yi korumaya aldıklarını söyleme ihtiyacı duymuştur. Kısacası sizi koruyoruz, algısına inanmamızı beklemişlerdir. Bu kapsamlı gösteriş ve tutum sonrası, asıl arka planda sakladıkları ve 2023’te planlandığı söylenen Güneydoğu Anadolu’da NATO’nun çok uluslu askerî gücünü konuşlandırma çalışması, savaş esnasında Türkiye’nin önüne konmuştur.
Savaşın başlangıç şekli de hayli ilginçtir. Umman dış işleri bakanının öncülüğünde, Amerika ve İranlı diplomatların sorunları çözme açısından anlaşmaya doğru vardıklarını bizzat Umman dış işleri bakanı X hesabından deklere etmiştir. Masada, her iki taraf için metnin imzalanma aşamasına gelindiği sırada, 28 Şubat sabahı, Amerika bu gelişmeyi hiçe sayarak İran’a saldırılarını başlatmıştır.
Ali Hamaney ile birlikte üst düzey yetkililer “barış anlaşması yapıldı” düşüncesi ile toplantı yaptıkları esnada, MOSSAD ajanlarının yönlendirmesi sonrası nokta atışları ile yok edildiler. Bu kurguyu planlayan ve üst düzey yapıyı tek bir odada toplayanın, MOSSAD ajanı ve devrim muhafızları Kudüs komutanı Ali Kani olduğu söylendi. İran’ın üst düzey 44 yöneticisi ve Ali Hamaney birlikte savaşın ilk kayıpları oldular. Aslında savaş o gün bitti, fakat uzatmaların oynanması söz konusu idi. ABD tarafı savaşın dört ile altı hafta süreceğine ilişkin açıklamalar paylaştılar. 28 Şubat sabahı savaşın ilk hamlesi olarak, Amerikan TomaHawk füzeleriyle Ali Hamaney’in konutu ve 165 tane kız çocuğun olduğu okulu vurmaları ve şehit etmeleri oldu. Kimse bu gelişmeyi beklemiyordu.
Rejime karşı ayaklanan ve bölünmüş bir yapı sergileyen İran halkı, bu adi ve soykırım kokan saldırı sonrası adeta kenetlendiler. Parçalı görünümde olan rejime karşı ciddi ayaklanmaların ve gösterilerin oluştuğu bir dönemde, okulun vurulması parçalanmış olan İran halkını yekvücut haline getirdi. ABD bizzat ve planlı şekilde neden bu kız çocuklarının okulunu vurdu?