Okulumuzun dersleri Mayıs 1970’te bitiyordu. Bütün derslerden başarılı olduktan sonra okul bitirme imtihanlarına girecektik. Fakat ondan önce, 31 Mayıs 1970 Pazar günü yapılacak Eğitim Enstitüleri giriş imtihanı vardı.
O yıllarda öğretmen okulları devlet parasız yatılıydı. Mezun olanların diplomaları doğrudan Millî Eğitim Bakanlığına gönderilir, kısa süre içinde ilkokul öğretmeni olarak mecburî hizmet görevlerine başlarlardı. Ortaokul ve liselerde branş öğretmeni olmanın yolu ise üç yıllık Eğitim Enstitülerini kazanmaktan geçiyordu. Bunun için önce ülke genelinde ortak test sınavı yapılır, başarılı olanlar tercih ettikleri okullarda yazılı ve sözlü imtihanlardan geçirilirdi.
Bizim için bu sınav, hayatımızın dönüm noktasıydı. Ancak önemli bir dezavantajımız vardı. Son sınıfta meslek dersleri ağırlıklı okutulduğu için fen ve matematik derslerini görmüyorduk. Buna karşılık genel liselerin son sınıf öğrencileri de aynı sınava giriyordu. Yine de bütün arkadaşlarımız büyük bir ümit ve heyecanla müracaatlarını yapmıştı.
Bizim en büyük endişemiz ise imtihan değil, denizdi.
31 Mayıs Pazar günü yapılacak imtihana yetişebilmek için haftada iki gün yapılan vapur seferlerinden Çarşamba gününü tercih etmiş, okul idaresinden izinlerimizi almış ve hazırlıklarımızı tamamlamıştık. Fakat meteoroloji, Çarşamba gecesinden itibaren şiddetli lodos fırtınası uyarısı yapıyordu.
Çarşamba akşamı herkes, bir haftalık eşyasını koyduğu küçük çantasıyla yemekhanedeydi. Dışarıda lodosun uğultusu giderek şiddetleniyor, okulun camlarını sarsıyordu. Okul idaresi, imtihanların ertelenmesi için Bakanlığa müracaat etmişti. Ne yazık ki cevap olumsuz geldi.
Bütün ümidimiz, gece saat birde Kaleköy açıklarına gelecek Ayvalık vapurundaydı. Balıkçı iskelesinde dolaşıyor, liman görevlilerinden gelecek haberi bekliyorduk. Dev dalgalar kayalara çarpıyor, her vuruşta umutlarımızı biraz daha eksiltiyordu.
Derken gecenin sessizliğini yaran vapur düdüğü duyuldu. Açıkta bekleyen vapurun motor sesleri içimize yeniden umut verdi.
Fakat beklediğimiz haber birkaç dakika sonra geldi:
“Liman Müdürlüğü, fırtına sebebiyle küçük teknelerin vapura çıkmasına izin vermedi.”
Bir anda bütün hayallerimiz yıkıldı. Vapur, karanlık gecede ağır ağır demir alıp gözden kaybolurken, sanki umutlarımızı da peşinden götürüyordu.
Üstelik meteorolojinin tahmini daha da karamsardı. Cumartesi günü de lodosun devam edeceği bildiriliyordu.
Gece yarısından sonra okula döndük. O gece hemen hiç kimse uyuyamadı. Kimimiz sessizce yatağına uzanmış tavana bakıyor, kimimiz de kendi içine kapanmış hâlde sabahı bekliyordu.
Cumartesi günü, bütün olumsuzluklara rağmen öğretmenlik idealinden vazgeçmeyen yaklaşık altmış arkadaş son bir çare arıyorduk.
Birden sevinç çığlıkları yükseldi:
“Yaşasın! Ali Dağlı götürecekmiş!”
Arkadaşlarımız, yıllardır İmroz ile Çanakkale arasında yük taşıyan Ali Dağlı Kaptan’ı güçlükle ikna etmişti. Gün batımına doğru Kuzu Limanı’nda buluşacak, Liman Müdürlüğünden izin çıkmadığı için gizlice denize açılacaktık.
Sanki yeniden hayata dönmüştük. Birkaç dakika önce umutsuzluk içinde bekleşen arkadaşlarımızın yüzüne tekrar ümit ışığı doğmuştu. Fakat önümüzde nasıl bir yolculuğun bulunduğunu henüz hiçbirimiz bilmiyorduk.
Umutsuz insan, motorsuz bir taşıta benzerdi…
—Devam edecek—