"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Seviye tesbiti ve sonuç

Durmuş Ali İnci
12 Ekim 2026, Pazartesi
Bir sevda idi öğretmen olmak-24

Her türlü hazırlığı tamamladıktan sonra okulumuz öğrencilerine kavuştu. İlk kaydını yaptığım yirmi öğrenciyle birlikte, aynı zamanda müdür yetkilisi olarak bütün resmî yazışmaları da ben yürütüyordum.

Üst sınıflardaki öğrencilerin seviyelerini tesbit ettiğimde şaşkına dönmüştüm. Beşinci sınıfta olup hâlâ okuma yazma bilmeyen öğrenciler vardı. Hiç bilmeyenleri birinci sınıflarla birlikte yeni okuma yazma programına aldım. Harfleri ve heceleri tanıyanları ikinci grupta, okuma yazma bilenleri ise üçüncü grupta topladım. Her gruba seviyesine uygun, yoğun bir eğitim programı uygulamaya başladım.

Fakat bu durumun Teftiş Kurulunca tesbit edilip onaylanması gerekiyordu. İlköğretim müdürlüğüne göreve başlama yazımdan sonra gönderdiğim ikinci resmî yazı da bununla ilgiliydi.

Vakit namazlarımı camide kılıyordum. Aliköylü Ahmet Hocam’la da ahbap olmuştuk. Köyün üç-beş ihtiyarı akşama kadar caminin önünde oturuyordu. Çocuklardan öğrendiğime göre köylüler buğdaylarını un yaptırmak için yıkayıp kurutuyor, hatta başında yatıp kalkıyorlardı. Çocuklar bile okuldan oraya gidip geliyordu. Sonra bütün köy, buğdaylarını birlikte su değirmenine götürüp öğüttürüyor, böylece masrafları azaltıyorlardı.

Tavşanlı’dan köye gelirken yanımda bolca ekmek, bulgur, pirinç ve makarna getirmiştim. Ancak on-on beş gün sonra erzakım tükendi. Kimseye ihtiyacımı söyleyemedim. Stajda her şeyi öğretmişlerdi ama ekmek ve yemek istemeyi öğretmemişlerdi.

Salı gününden itibaren suyla yaşamaya başladım. Tek öğretmendim ve eğitimin bir gün bile aksamasına gönlüm razı değildi. Cumartesi öğleye kadar ders vardı. Erzak almak için o yarım günü gözden çıkardım. Okulun yaşça ve fizikçe en büyük öğrencisi Ahmet’i vekil bıraktım, bütün grupları da ödevlendirdim. Müfettiş gelirse durumu bana bildirecekti.

Cumartesi saat 09.00’da Tavşanlı’ya gidecek trene yetişmek için “bi cıgara içimlik yol” yürümem gerekiyordu. Dizlerimin dermanı, gözlerimin feri kalmamıştı. Ama başka çarem yoktu.

İstasyona ulaşıp bir bankın üzerine yığıldım. Nihayet kara tren geldi. Tavşanlı’ya vardığımızda saat on ikiyi bulmuştu. İstasyondan Tavşanlı’ya kadar yürüdüm.

Meydana çıktığımda iki cadde yukarı doğru uzanıyordu. Hangisinde aşçı var diye bakarken bir levha gözüme ilişti: “Aşçı Halil.”

İçeri girdim, ilk boş sandalyeye çöktüm.

— Ne yersiniz? diye sordu Halil.

— Neyin varsa birer tabak getir!

O getirdi, ben yedim. Sonunda başımı kaldırdığımda Halil, elinde kocaman bir tabak tulumba tatlısıyla karşımda duruyordu.

— Bu tulumbalar da benden!

Yanımdaki iki kişi de bana bakıyordu. Müsaade isteyip masama oturdular.

— Halil! Bu delikanlıya kahveler de bizden olsun!

Kahvelerimizi içerken sordular:

— Muallimsin galiba?

— Evet.

— Hangi köydesin?

— Karcık Köyü’nde.

Birbirlerine baktılar.

— Goca köyde hiç aş, ekmek veren olmadı mı?

— Niye versinler? Mecburlar mı?

“Neyse, görüşürüz.” deyip ayrıldılar.

Ben ise ilk defa, öğretmenliğin yalnız çocuklara değil, insanın kendisine de sabır öğrettiğini düşünüyordum.

Okunma Sayısı: 145
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı