Bu yazımızda engelli ailelerine ve engelli olup da ev kuranlara fikir verecek hikâyelerden bahsedeceğiz. Nasıl ki hayatta engellinin çektiği sıkıntılar oluyorsa aile içinde de bilhassa evli engellilerde de bu sıkıntılar oluyor. Günümüzde diyalog eksikliğinden ve aile içi yanlış yaklaşımlardan engelli kardeşlerimiz çok şikâyetçi…
Bir kardeşimiz anlatıyor: “Ben, engelli eşlerinden şunu beklerim; Her zaman karşılıklı anlayış, şefkat, hürmet, merhamet, muhabbet gibi olumlu hasletlerin olması o aileyi saadetlendirir. Biz bugün ne yazık ki çoğu engelli ailelerin dağıldığını görmekteyiz. Bu da yukarıdaki saydığımız hasletlerin eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Ben bir görme engelliyim. Benim hanımım görüyor. Bana karşı yaklaşımı bir engelliye davranışından ziyade bir arkadaş gibi… Karşılıklı sorunlarımızı konuşarak gayet rahat halledebiliyoruz. Burada engelli ailelere düşen, birbirlerine karşı tahammül, yani sıkıntılarını anlayışla paylaşmaktır. Toplumda şöyle bir gerçek var; engellinin evlenmesini, çocuk çoluk sahibi olmasını imkânsız görüyorlar. Halbuki bu anlayış bütünüyle yanlış… Benim iki çocuğum var. Ben bu çocuklarımı gayet mükemmel ve ahlâklı yetiştirebildim. En önemlisi de benim engelliliğimi kabul ettiler. Demek ki aile iletişiminde hanımlar, çocuklar ve beyler bu engellilik olgusunu kabullenmeli.”
Bu sözlerden anlaşılıyor ki engellinin aile içi iletişimi noktasında çok eksikler var. Biz seyahatlerimizde iki görme engellinin evliliğine şahit olduk. Aklınıza gelebilir; “Bunlar nasıl hayatlarını sürdürüyor?” Gayet kolay olduğunu gördük…
Buna ikinci misal:
Manisa Kula’da görme engelli bir aile var. Ağabeyimiz hafız… Hayretle karşıladığımız şekilde ablamız bize demli Nurcu çayı yaptı.
Benim çok dikkatimi çekti. Hayretle sordum, “Nasıl yapıyorsun bunu?” Bana gayet emin şekilde, ”İnsan kendisine güvenecek, görme engelli sadece mutfaktaki malzemelerin yerini bilse kâfî” dedi. Tekrar sordum: “Tüpü nasıl yakıyorsun?” O da, “Elimi yüksek bir şekilde ocağın üstüne tutuyorum ve düğmeyi çeviriyorum. Elime sıcaklık geldiğini hissediyorum. Anlıyorum ki ocak yanmış.”
Biz hayretle, hamarat bir engellinin elinden, çoğu normal insanın yapamadığı çayı içtik. Hafız olan Hasan Ağabeyimiz de Kula’nın merkezinde bir camide müezzin. Kendi başına camiyi açıyor, kapıyor. Hafız oluşunu şöyle anlatıyor:
“Ben on beş yaşına kadar biraz görüyordum. On beş yaşından sonra gözlerim tamamen kapandı. Kasetten dinleyerek ve kimseden ders almayarak Rabbime şükür ki Kur’ân’ı hıfzettim.”
Hasan Ağabeyimiz her namazdan önce camiye girer, güzel sadasıyla Kur’ân okur ve halkın teveccühünü kazanır. Halkla diyaloğu çok güzel. Arkadaş gibi rahatça halkla şakalaşabiliyor.
İşte bu misaller de görme engelli bir karı-kocanın hayatından kesitler…
İşte görüyoruz ki, görme engelli karı-koca olabiliyor.
Gerçek şu ki, bir engellinin problemlerle karşılaştığı zaman bunların altından kalkabilmesi ve Cenâb-ı Hakk’a dayanması çok önemlidir. Bugün bu eksiklikler engellisi ve engelsiziyle bütün toplumun yarasıdır.