"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Karanlık dünyalar

EVREN SABANCI
28 Ocak 2013, Pazartesi
‘Karanlık dünya’ların hayatı normal insanların hayatından farklıdır.
 Bu dünyalarda yaşayanlar sizin gördüğünüz şekil, renk gibi somut olan görsel şeylerden tamamen yoksundur. Ama ‘hayatın içinde varolan insan’lardır. Bu insanlar kendilerini topluma adapte ettiği zaman fevkâlâde bir potansiyelle fayda sağlayabilir. Bunu örneklendirecek olursak, bulunduğumuz beldede hiç otobüse binmeden 20 kilometre yolu tek başına giden, alış verişini tek başına yapan, yani bağımsız hareketini geliştirmiş, hayata bağlı, toplumla sosyal iletişimi rahatça kuran bir insan var.
Çocukluğunda âmâ doğduğu için ailesi tarafından dışlanmış, hatta suyuna ilâç atacak dereceye gelinmiş ve kendisi bunu anlatırken gözleri yaşla doluyor. İki çocuk babası olan bu ‘karanlık dünya’nın hayata ve ailesine bu kadar düşkün olması bizi hayrette bırakıyor. Özellikle Kur’ân’ı öğrenmeye o-lan iştiyakı normal insanların Kur’ân’a olan iştiyakından daha fazla…
Körler okulları bir zamanlar dinden uzak öğretmenlerin bulunduğu mekânlardı. Bu ağabeyimiz de dinden uzak bir eğitim anlayışından geçtiğini vurguluyor. Demek oluyor ki, bu tarz eğitim anlayışı körler okullarına da girmiş. İşte elinde baston bulunan ve hayatın içinde olan bu insanlar, yeri gelir, memur; yeri gelir, öğretmen; yeri gelir, avukat olur. Yeri gelir, evinde bir baba olur. Dünyası karanlık ve zahmetli olsa da; aktifliğini, hayat sevincini kaybetmeyen bir insandır. Karşıdan bakıldığı zaman bu insanların ne kadar yetenekli olduğunu ve elinden tutulması lâzım geldiğini ve herşeyden evvel, Cenâb-ı Hakk’ın bu vesile ile organlarımızın kıymetini anlamaya sebep olduklarını düşünmek lâzımdır.
İşte biz bu beldede bu ağabeyimizi tanıdıkça Kur’ân’a, İslâm’a, imana daha fazla sarılıyoruz. Ama bu karanlık dünyanın ümidi ve hayata olan bağlılığı azaldıkça da, normal insanların hayatlarına kıyas edildiği zaman çok fark görünür. Nitekim bunun şahitlerini çok görmekteyiz.
Burada anne-babanın engelli çocuğuna karşı iletişim kurmasında hataların bulunduğunu üzülerek söyleyebiliriz. Ya aşırı derecede şefkatten ya da aşırı derecede ilgisizlikten tamamen karakteri zayıf bir engelli kitlesi ortaya çıkmaktadır. Bilhassa burada anne-babaya düşen en büyük vazife engelli çocuğunu kabullenmesi, bunun Allah’tan geldiğine kanaat etmesi, özellikle engelli çocuğuna kendi işlerini yapmayı öğretmesidir. Biz, bu seyahatlerimizde nice evinden çıkamayan, anne baba bağımlısı insanlar görmekteyiz. Bunun sonucunda toplum da bu insanları “Kendi işini yapamaz, bakıma muhtaç” terimleri ile yargılamaktadır. Burada engelli kardeşlere düşen vazife mümkün olduğu kadar kendi işini başkalarına yaptırmamasıdır. Ailelere düşen vazife de onları hayata, ümide, ilerlemeye teşviktir. İşte bizim çalışmamız da bu hedefleri içermektedir.
Okunma Sayısı: 839
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı