"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bu sessizlik niye?

Faruk ÇAKIR
22 Haziran 2021, Salı
Ekonomik, sosyal ve siyasî pek çok derdimiz olduğu halde; hemen herkesin ‘işler yolunda’ tavrı sergilemesi hayra alâmet sayılabilir mi? Keşke her işimiz iyi olsa ve milletimiz sıkıntı çekmese.

Bu suskunluk, hatalara ve yanlışlara itiraz etmemek ilk bakışta idarecilerin faydasına gibi görünse de uzun dönemde en fazla zararı onlar görür. Çünkü ‘yanlışa yanlış’ diyenlerin olmadığı yerde hataların düzeltilmesi mümkün değil. Peki, hataların sürekli tekrarlandığı bir yerde işlerin düzelmesi mümkün olur mu? Hatada ve yanlışta ısrarın en büyük faturası geç de olsa idarecilere çıkar ve seçim sandığında bedeller ödenir.

Ekonomi sahasında yanlışlar vatandaşın cebine yansıdığı için bu noktada kısmen itirazlar yükseliyor. Bu sahanın uzmanları da idarecileri daha kararlı bir şekilde ikaz ediyorlar. Çünkü itirazlar vatandaş nezdinde de kabul ve destek görüyor. Peki, sosyal ve siyasî sahadaki hatalar olması gerektiği nispette bir itiraz ve ikazla karşılaşıyor mu? 

Ya da eğitim, aile ve gençlik konusundaki yanlışlara kaç kişi itiraz sesini yükseltebildi? Üstelik Türkiye’yi idare edenler dahi “Eğitim ve kültür sahasında hedeflerimize ulaşamadık” diye ifade ve itiraf ettikleri halde. İdareciler bu itirafa mecbur kaldıkları halde bazı ‘uzman’lar sanki eğitim, kültür ve sanatta bütün problemleri aşmış bir ülke gibi davranmayı tercih ediyorlar. Kaç uzman, kaç sosyolog, kaç eğitimci; bu sahada yaşanan dertlere dikkat çekip idarecileri ikaz etti? “Eğitim, kültür ve sanat sahasında yapılan şu işler yanlıştır. Bu yanlışlardan geri adım atılsın ve şu yollar tercih edilsin” diyen kaç uzman görüşü dillendirildi?

Maalesef büyük bir çoğunluk ‘bahane uykusu’na yatmış gibi görünüyor. 

İtiraz ve ikaz etmeyen uzmanlar da bir yönüyle haklı sayılabilirler. Çünkü idareciler söylenen sözü dinleyip, “Acaba bir hakikat payı var mı? Bu ikaz ve itirazdan bizim alacağımız ders nedir?” diye düşünmüyor. En başta söylenene değil de ‘söyleyen’e bakılıyor. Haklı bir ikaz ve itiraz dahi dile getirilmiş olsa “Ha, bunu söyleyen şu dünya görüşüne mensuptur. O halde bunu dikkate almayalım” şeklinde tavır sergileniyor. Bu durum da ehil ve uzman olanların küsmesine, çözüm ve çare tekliflerini gündeme getirmesine mani oluyor. 

Aynı şey hukuk alanında da sergilenmiyor mu? Ülkemizde neredeyse her ilde bir hukuk fakültesi var ve yine de bunca haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe itiraz sesleri yükselmiyor. Ülkemizin ‘Büyük Türkiye’ olması hukuk ve adalet sahasındaki iyileşmeye bağlı değil mi? “Büyük ülke”ler nasıl olup bu seviyelere çıktı? Zaman zaman yürürlükteki kanunların dahi dikkate alınmadığı ve uygulanmadığı hadiseler yaşanıyor. Böyle durumlarda susmayı tercih eden hukuk camiasının başka zamanlarda söz söyleme hakkı olur mu?

Dert ve problemler karşısında susmayı tercih etmek sevinilecek bir durum değil. Bilenlerle bilmeyenler bir olmadığına göre, bilenler bildiklerini söylemeli ki Türkiye sıkıntılarını aşabilsen. 

“Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” tavrı hiç kimseye fayda vermez. 

Haksızlık, hukuksuzluk ve adaletsizlik ‘yılan’ı gün gelir ‘haksızlık karşısında susanlar’a da dokunabilir. Allah muhafaza...

Okunma Sayısı: 1710
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Okur

    22.6.2021 13:01:21

    O sessizliktir ki, bir parçasına dönüşür yeni bir manipülasyonun.. Susku

  • Neslinur

    22.6.2021 12:07:44

    Değişen hayat şartları öğrenilmiş çaresizliğe sürükleyen en önemli etken. Geçim derdi, ekonomik sıkıntılar. Asgari ücret belirlenirken ki kuruş küsurat hesapları. Tarım memleketi ambarıyız diye övünürdük bir zamanlar şimdi buğday ithal ediyoruz bulgaristandan. Yeşil mercimeğimiz kanada menşeli mesela. Bilim adamlarımız (Aziz sancar beyefendi gibi) ecnebi memleketlerin de kalıp hizmet ediyorlar yeterli imkan sağlayamadığımız için. Hal böyle olunca hangi başarı ve olumsuzluklardan dert yanacağız

  • Neslinur

    22.6.2021 11:58:18

    Faruk bey, yazınızı okuyunca, öğrenilmiş çaresizliği çağrıştırdı bana. Kişinin hayatı boyunca yaşadığı olumsuz deneyimlerden sonra inancının azalması, tekrar eden olumsuzluklarda yaşama sevincinin yok olmasıdır. Fillerin ayaklarına zincirler bağlanır filler bu zincirleri kırıp kurtulmak isterler fakat ayaklarında ki acıyla kalırlar. Sonunda zincirler çıkarılır fakat fillerin zihinlerine çoktan bir zincir yerleşmiştir. Stephen King in( yeşil yol filminin senaristi aynı zamanda) ilk romanı her defasında basımevinden geri çevrilir çöpe atılır. Çöpten karısı çıkarır tekrar tekrar basımevine başvurulur. Amerika da en çok okunan ve satılsn romanlar stephen king e ait.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı