"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hal ve gidiş notu

Faruk ÇAKIR
08 Ekim 2020, Perşembe
Bir defa, bulunduğumuz maddî seviyenin ülkemize ve milletimize yeterli olmadığı noktasında her halde fikir birliği vardır. Her siyasî görüşten kişiler “Türkiye daha iyi olsun, daha zengin olsun, daha ileride olsun” der ve diyor.

Peki, bunun için gerekli olan şartları yerine getirme noktasında da bir birlik var mı? Bunun için dört elle çalışıp on akılla düşünüyor muyuz? Bir iğneyi olsun yapmak için el  ele, gönül gönüle veriyor muyuz?

Şartlarını yerine getirerek Avrupa Birliği’ne üye olmak, Türkiye’nin ‘devlet kararı’ olduğunu ilân ettiği bir hedefidir. Farklı siyasî görüşlere mensup iktidarlar bunu söylemiş ve millete ilân etmiş durumdadır. Ancak bazı siyasetçiler “Hedefimiz AB üyeliği” dese de, icraatlarıyla bu sözlerini desteklememişlerdir. 

Konu gündeme geldiği her defasında ifade edildiği üzere burada esas mesele Türkiye’nin AB üyesi ülkeler seviyesine çıkması ve hatta daha da ileri noktalara ulaşmasıdır. Bunun yolu üye olmaksa üye, üye olmadan mümkünse o yolla “Büyük, âdil, huzurlu Türkiye” hedefine ulaşmak gaye olmalı.

Ülkemizin AB üyesi olmasını istemeyen ‘yerli’ siyasetçiler olduğu gibi ‘yabancı’ siyasetçiler de vardır. İdarecilerimizin yapması gereken şey, Türkiye dostu olan “Birinci  Avrupa”lılarla birlik kurmasıdır. Bunu yapmayıp, iyiliklere engel olmak ve belki de “İslâm korkusu”nu yaymak için çalışan “İkinci Avrupa”lıların tuzağına düşmek hatadır. “Bakın, filan AB üyesi ülke idarecileri bizim aleyhimizde çalışıyor. O halde bütün AB ülkeleri bize karşı” demek kurulan bu fena tuzağa düşmek anlamına gelir. Tam aksine, Türkiye ve Müslümanlar aleyhinde konuşan ve iş yapanları bir yana bırakıp, onlara karşı “Birinci  Avrupa”yı temsil eden “iyi”lerle bir araya gelmek icap eder. Her türlü tartışmaya  rağmen, “Türkiye ile ilişkilerimizi düzeltelim. Türkiye, AB’ye üye olsun. Bu üyelikte karşılıklı menfaat var” diyen AB idarecileri yok mu?

Emekli Büyükelçi Uluç Özülker’in çizdiği tablo şöyle: “AB’de olduğu gibi, Türkiye’nin de AB’nin bir parçası olmaya ne kadar niyetli olduğu hususunda her seferinde birtakım  tereddütlerin ortaya çıktığını gördüm. Demirel dışındaki Türk liderlerin hiçbiri AB’ye tam üyelik konusunda samimî değildi.”

Prof. Dr. Ahmet İnsel de bu yolculukla ilgili şöyle demiş: “2001-2’de demokratikleşme hamleleri yapıldığında Türkiye üç aşağı beş yukarı Kopenhag kriterlerini karşılayan bir  ülkeydi. Şimdi temel insan hakları kriterlerini bile yerine getirmeyen bir ülke. 2016 OHAL’i sonrası yeniden denetim altına alındı.” (VOA Türkçe, 3 Ekim 2020)

Hal ve gidiş notumuzun iyi olmadığını Türkiye’yi idare edenler de görüyor. O halde bu notu iyi ve hatta ‘pekiyi’ye çevirmek için niçin çalışmayalım? Milletin menfaati iyiliklerde ve iyi yönde gitmektedir. Yerinde saymak ya da daha fenası geriye dönüşler millete yapılacak en büyük kötülüktür. Niçin dünya hak, hukuk ve adalet yolunda ‘ileri’ gitsin de biz geri kalalım?

Okunma Sayısı: 1519
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı