"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İcraattan ne haber?

Faruk ÇAKIR
12 Ocak 2021, Salı
Türkiye’yi idare edenlerin kulaklara hoş gelen sözler sarf ediyorlar, ama icraatlar tam tersi.

Konuştuklarında haktan, hukuktan, adaletten, reformdan bahsediyorlar; ama iş yaparken haksızlık, hukuksuzluk ve adaletsizliklere imza atıyorlar. Üstelik bunu yaparken de millet ekseriyetinin ‘gerçekleri’ görmeyeceklerini düşünüyorlar.

Her sene olduğu gibi bu sene de “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü” vesilesiyle anlamlı, kulağa hoş gelen konuşma ve mesajlar verildi. İdarecilerin bu husustaki mesajlarından biri şöyle: “Başarıları ve yetkinlikleriyle uluslar arası medyada da etki uyandıran basın kuruluşlarımızın ve gazetecilerimizin varlığı, ülkemize övünç, bizlere gurur vermektedir. Türkiye’nin son yıllarda her alanda kat ettiği ilerleme, medyada da çeşitliliğe sahip özgürlükçü bir ortamın oluşmasıyla kendini göstermektedir.”

Ve yine, gazetecilerin cep telefonlarına gelen başka bir mesaj da şöyle: “Merhaba. 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününüzü en içten dileklerimle tebrik eder, çalışmalarınızda başarılar dilerim. İyi ki varsınız.”

Böyle mesaj ve açıklamalar duyduğumuzda elbette seviniyoruz ve teşekkür ediyoruz. Ancak hemen ardından “Türkiye gerçekleri”yle yüzleşiyoruz. Şöyle ki, “Türkiye’nin son yıllarda medyada çeşitliliğe sahip özgürlükçü bir ortamın oluştuğunu” söylemek yaşadığımız tabloyu doğrulamıyor. 

Bazıları diyebilir ki, “Eski günleri unuttunuz mu? Medya şöyle yanlıştı, böyle yanlıştı. Başörtülüler aleyhinde yayın yapardı vs.” Elbette o günleri de unutmadık, ama bu günlerde yaşanan sıkıntı ve yanlışları da görmezden gelemeyiz. Ayrıca o günkü medyaya ve yaptıkları yayınlara itiraz ettiğimiz gibi, bu günkü medya yanlışlarına da itiraz ederiz ve ediyoruz. Hem şunu da unutmamak lâzım ki, bugünkü medya pek çok noktada “28 Şubat medyası”ndan daha fena durumdadır. Hep birlikte 28 Şubat sürecinde uygulanan “medya akreditasyonu’na itiraz etmemiş miydi? Peki şu anda bu noktada 28 Şubat sürecinden çok daha kötü durumda değil miyiz? 28 Şubat sürecinde ve başka dönemlerde ‘çalışan ya da emekli gazeteci’lerin hakları bu kadar açık şekilde gasp edildi mi?

Şu anda binlerce gazeteci işini yapamıyor. Yapanlar da akla gelmediği kadar ayrımcılıkla karşı karşıya. Üstelik Türkiye’yi idare edenlerin bu tavrı özek sektöre ve STK’lara da sirayet ediyor ve onlar da ‘gönüllü’ olarak gazetecilere ‘akreditasyon’ uyguluyor. 

Binlerce gazetecinin işsiz olduğu bir yerde ‘basın kartı’ dâvâsı gütme görüntüsü vermek elbette doğru değil. Ama yıllarca çalışarak, yürürlükteki mevzuata göre hak kazanarak aldığımız ‘sürekli basın kartları’mız süresi dolduktan sonra keyfi bir şekilde yenilenmiyor. Bir kişi dahi haksız ve keyfi olarak hak ettiği ‘basın kartı’ndan ya da başka bir haktan mahrum ediliyorsa, Türkiye’yi idare edenler “Medya eskiye kıyasla daha özgür” diyebilir mi? Dese milleti ikna edebilir mi? Milleti ikna etse, mağdur olan gazetecileri ikna etmiş olur mu?

Yönetmeliklere aykırı bir şekilde yapılan bu keyfi muamele ve uygulamalar acaba ne zamana kadar devam edecek? Bu yanlışları yapanlar kendilerini ikna etmiş midir? 

Lütfen rica ediyoruz; bizimle alay etmeyin...

Okunma Sayısı: 1444
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı