"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kabahat medyada mı?

Faruk ÇAKIR
14 Ocak 2020, Salı
Ekonomideki umumî sıkıntılar doğrudan medya sektörünü de etkilemiş durumda. Her meslekte işsizlerin sayısı arttığı gibi gazeteciler arasında işsiz kalanların nisbeti de artıyor. Zaten başka türlü olması da eşyanın tabiatına aykırı olurdu.

Hak, hukuk ve adalet zemini ne kadar iyi olursa medya sektörü de o nisbette gelişir. İfade hürriyetinin sınırlandığı bir yerde ‘hür basın’dan bahsetmek mümkün olur mu?

Ülkemizde medya vasıtalarının genel olarak iyi imtihan vermediğine herkes şahittir. Hak, hukuk ve adaleti üstün tutmaktan ziyade ‘güçlüden yana’ olan bir çoğunluk vardır. Dolayısı ile geniş kitleler gazete ve TV’lere her zaman mesafeli davranmış ve bazen de çektikleri zorlukları dert olarak görmemiştir. Milletin değerleriyle barışık olmayan bir medyanın derdi, elbette millet nezdinde ‘dert’ olarak görülmez. Milletin inanç ve değerleriyle kavga eden medyaya, 28 Şubat 1997 sürecindeki yayınlar örnek olarak gösterilebilir. “Çocuklara Kur’ân öğretiliyor!”, “Şu kadar Kur’ân kursu açıldı!”, “Kız çocukları başlarını örterek okula gitti!” benzeri haberler medyanın itibarının kaybına yol açmıştır.

Bunlar ciddi problemler olmakla birlikte medya sektörünün her geçen gün daha fazla dertlerle iç içe kaldığı da ayrı bir tesbittir. 

Gazeteciler Cemiyeti’nin Avrupa Birliği maddi desteğiyle yürüttüğü medya konferansı dolayısıyla “MD4 2019 Medya İzleme Raporu” kamuoyuyla paylaşılmış. “MD4 2019 Medya İzleme Raporu”nda çizilen tablo maalesef hiç de iç açıcı değildir. Rapora göre tablo şöyle: “2019, gazetecilere yönelik yargılamaların ve baskıların artarak devam ettiği, işsiz gazeteci sayısının her geçen gün çoğaldığı, sansür ve oto-sansür uygulamalarının tırmanışa geçtiği, ekonomik krizin medya sektörünü yakından vurduğu, ulusal ve yerel medya kuruluşlarında kapanmalar ve küçülmelerin yaşandığı, yabancı basın mensuplarının akreditasyonlarının yenilenmesinin reddedildiği, hapisteki gazeteci sayısıyla Türkiye’nin en fazla gazeteci tutuklayan ülkeler arasında yer aldığı bir yıl oldu.” (amerikaninsesi.com, 13 Ocak 2020)

“İşsiz gazeteci sayısının her geçen gün çoğaldığı” inkâr edilebilir mi? “Başka sektörlerde de insanlar işsiz kalıyor, gazeteciler de kalsın” diyerek işin içinde çıkmak hakperestlik olur mu? Elbette her sektörde işsiz kalanlar olur ama onların başka sektörlerde çalışması kısmen mümkün olduğu halde medya sektöründe çalışanların başka sektörlerde çalışmaları neredeyse imkânsızdır. Aynı şekilde bazı gazetelerin küçüldüğü ya da kapandığı da bir gerçek. “Ticari şartları gereği her firma kapanabilir” fakat mesele ticari olmayan şatlar sebebiyle bazı gazetelerin zora girmesidir. İdareciler adil davranmış olsa ve kendi fikirlerine muhalif olanlara karşı özel gayret sarf etmemiş olsalar belki böyle bir netice ortaya çıkmayabilirdi. 

Medyaya karşı farklı uygulamalar yapıldığının en bariz delili akreditasyon uygulamasının ölçüsüz ve dengesiz olmasıdır. Ayrıca ‘basın kartı’nı hak eden gazetecilere bu hakkın verilmemesi de yapılan ayrımcılığın başka bir delilidir. Devleti temsil eden bir yetkilinin yaptığı ‘basın toplantısı’na gazeteci çağırırken ayrımcılık yapması iyi bir şey mi?

Sistem adaletle işlerse medya da kendine çeki düzen verir vesselam.

Okunma Sayısı: 989
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı