Millet olarak övünmeyi çok sevdiğimiz doğrudur, ancak övünmek sıkıntılarımızı sona erdirmeye yetmiyor. Övünmenin temelinde de her halde ilk okuldan son okula kadar “dünyaya bedel” olunduğunun ezberletilmiş olması yatıyor.
Mesela, boş övünme ile son günlerde patlak veren fon yolsuzluğunun üzeri örtülebilir mi? Yaşanan büyük yolsuzluğun sadece borsadaki değer kaybıyla ölçülmesinin de yanlış olduğunu söyleyen uzmanlar var.
İngiltere’deki Cardiff Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Engin Kara, fon skandalını yorumlarken şöyle demiş: “Balon büyürken herkes kazanıyordu. TL’ye talep artıyor, ekonomi yönetimi de bundan memnun kalıyordu. Erken müdahalenin maliyeti hemen görünür. Partiyi bozan olmak kimsenin işine gelmedi.”
Prof. Dr. Engin Kara, “Türkiye ekonomisi dışarıdan nasıl görünüyor?” sorusuna da şu cevabı vermiş: “Temmuz’daki NATO zirvesinin ardından İngiltere’den kıdemli bir profesör meslektaşımla konuşuyordum. Belediye başkanlarının tutuklanmasından endişeliydi; ama onu asıl kaygılandıran, Batı’nın buna göz yummasıydı. Bugün Batı’nın gözünde Türkiye önce jeopolitik bir ortak, hukuk devleti ikinci planda. Ama burada bir tuzak var: Batılı hükümetler göz yumabilir, Batılı yatırımcı göz yummaz. Rakamlar da bunu gösteriyor. Yabancıların elindeki devlet tahvili ve hisse senetleri, millî gelire oranla 2012’deki yüzde 14,5’ten yüzde 3,3’e indi. Üstelik kaçan yalnızca yabancı değil: yerliler de son iki yılda yurt dışına 25 milyar dolara yakın menkul kıymet yatırımı yaptı. Çünkü yatırımcı faize bakarak gelip gidebilir, ama kalıcı olarak yerleşmek için hukuka bakar. Sonuçta dışarıdan Türkiye, jeopolitik olarak vazgeçilmez ama ekonomik olarak güvenilmeyen bir ülke gibi görünüyor.” (nefes.com.tr, 19 Ekim 2026)
Bakınız, fon vurgunu ve yolsuzluğunu konuşurken de önümüze yine “hukuk” çıktı. “Büyük Türkiye”nin dışardan bakanların gözünde “ekonomik olarak güvenilmeyen bir ülke gibi görünüyor” olmasının ekonomik ve siyasi faturasını hesap eden var mı?
Ülkemiz dışarıdan böyle görünüyorsa bu durum en az “borsa ve fon yolsuzluğu” kadar milletimize zarar vermiş olmuyor mu? Demek ki “güven” kaybedilmiş. Peki, kaybedilen bu güveni kim, ne zaman ve nasıl tekrar kazanacak?
Güveni kazanmanın tek bir yolu var: Türkiye bileisteye “hak, hukuk ve adalet yolu”na dönmek mecburiyetinde. Hukuk yoluna dönüşü ne kadar ertelerse o nispette ağır ekonomik ve sosyal faturalar ödemek durumunda kalırız.
Akıllı tüccarlar boşuna “Güvenilirliğimi kaybedeceğime paramı ve sermayemi kaybetmeyi tercih ederim” dememiş.
Türkiye “para” ve “yabancı sermaye” kazanmak istiyorsa hemen hukuk yoluna dönmeli vesselam.