Bir vesileyle ziyaretine gittiğimiz emekli müftü Yahya Alkın Hocamızdan bazı “şapka hatıraları” dinleyince, Türkiye’nin yakın tarihini hatırlamak niyetiyle bunları sizlerle paylaşmak arzu ettik. Hatıraların dayandırıldığı isimler de çok muhterem ve âlim kişiler.
Yahya Alkın Hocamızın anlattığına göre, kendisi İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsünde öğrenci iken merhum Ömer Nasuhi Bilmen ve merhum Ahmet Davudoğlu derslerine giriyormuş. Ancak her iki âlim zat da o günlerde (1970 öncesi) dışarıda, sokakta şapka ile dolaşıyormuş.
Bir defasında Yahya Hocamız, iki yıl öğrencisi olduğu Ömer Nasuhi Bilmen merhuma “Hocam, siz şapka yasağı fiilen sona erdiği halde niçin hâlâ şapka takıyorsunuz? Bu durum bizim dikkatimizi çekiyor” diye sormuş.
1943’te İstanbul Müftülüğü’ne getirilen ve 30 Haziran 1960 tarihinde beşinci Diyanet İşleri Başkanı olarak tayin edilen bu âlim ve fazıl zat şu mealde bir cevap veriyor: “Evlâdım, biz bu hususta çok baskı gördük. Öyle ki, şu anda fiilî yasak sona ermiş olsa bile şapkasız dolaştığımızda bizi tutuklayıp hapse atmalarından korkuyoruz.”
İkinci bir hatıra da yine İslâm Enstitüsü hocalarından Ahmet Davudoğlu ile yaşanmış. Alkın Hocamızın anlattığına göre bir gün ders sonrası Davudoğlu Hocanın yanına yaklaşmış ve “Hocam, bir şey dikkatimi çekiyor. Derslerde çok güzel mevzular anlatıyorsunuz, istifade ediyoruz. Ancak şapka takarak dışarda dolaşmanıza hayret ediyoruz. Oysa bu mesele yüzünden çok sayıda âlim zulüm görmüş, idam edilenler olmuş. Siz ise bir âlim olarak bugün şapka takıyorsunuz. Şapkaya itiraz eden âlimler mi hata etti, siz mi doğru yapıyorsunuz?”
1912 yılında Bulgaristan’ın Şumnu şehrinde doğan, medrese öğrenimini alan, ihtisas için Mısır’a gönderilen (1936), aradan yıllar geçtikten sonra Türkiye’ye göç eden (1949), İstanbul Yüksek İslâm Enstütüsü’nün açılması üzerine burada öğretim üyesi ve müdürlük yapan merhum Ahmet Davudoğlu Hoca iç çekmiş ve “(Mısır’daki öğrencilere hitap ettiği şekliyle) Şeyh Yahya beni çok derin bir yerden yakaladın. İşte söz veriyorum. Bundan sonra bu şapkayı takmayacağım, sen de göreceksin” demiş ve vefatına kadar da bir daha şapkayı başına takmamış...
Evinde ziyaret ettiğimiz emekli müftü ve (Pendik’deki) Haseki Dini Yüksek İhtisas Merkezi Müdürlüğü hocalarından Yahya Alkın bunları anlatınca, bir “şapka hatırası” da ziyaret arkadaşımız, ağabeyimiz Sıtkı Balcı anlattı.
Hadise, yıllar önce Çayeli’nin köylerinden Ormancık’ta yaşanıyor. Uzun yıllar Fatih Medresesi’nde dersiamlık (bugünkü ifadesiyle, profesörlük) yapmış olan ve aslen Ormancık Köyünden olan Hamit Efendi isimli zat, emekli olunca köyüne yerleşmiş. Haliyle köy işleri yapmaya başlamış. Bir gün iki mahalle arasındaki ormanlık mevkide “sarık başında” olarak çalışırken, yoldan geçen jandarmalar onu görmüş. Bir suçlu gibi yakalamış ve çarşıya, ilçe merkezine götürmek istemişler. Derken, hadise köyde duyulmuş. Jandarmalar, Hamit Efendi’yi köyün merkezi yerinde bir evin kapısına götürmüşler. Köyün ileri gelenleri itiraz etmiş, yalvar yakar Hamit Efendi’yi jandarmaların elinden almışlar. (Sıtkı Balcı’nın anlattığına göre, itiraz edenlerden biri de, askerliğini ‘yüzbaşı’ olarak yapan rahmetli dedem Molla Nuri Efendi olmuş.) Bu hadise, köyün yaşlıları tarafından bilinir ve anlatılır.
Düşünün, iki büyük âlim şapka yasağı kanunen değilse de, fiilen sona erdiği halde kendilerini şapka takmaya mecbur hissediyorlar. Öte yandan İstanbul’daki “üniversite”de profesörlük yapmış bir isim, köyde, tarlada çalışmaya mecbur hale getirilmiş ve başındaki “sarık” sebebiyle gözaltına alınmak istenmiş.
Bu hadiselerin bir değil, bin tane benzeri pek çok şehrimizde ya da köyümüzde yaşanmıştır. Ara sıra bunları hatırlayıp, ülkemizin nerelerden geldiğini bilmekte fayda var. İnsanların inançlarıyla uğraşacak yerde, ‘iş’leriyle uğraşmış olsaydık belki de şimdi çok farklı noktalarda olabilirdik. Ne diyelim, kaderin de bir hükmü vardır...
Bu vesile ile 7 Nisan 1983 tarihinde İstanbul’da vefat eden Ahmet Davudoğlu merhumu da rahmetle yâd edelim...