Kur’ân’ın ilk emri olarak insana bildirilen ilâhî hitap, varlığın ve yaradılış programının uygulanması için, doğru yol ve hedefe ulaştıracak olan “İkra” emri, ebedî hayat yolculuğunun gerçek pusulasıdır.
İnsanları eğiten ve yönetenlerin, okumayı sevdirebilmek gayesiyle “Allah’ın ilk emri, oku” hitabını, her türlü okumaya başlangıç yapabilmektedirler.
Gerçek anlamdaki “Oku” emri, insanın Esmâ-i Hüsna penceresinden mana-i harfî gözlüğüyle, marifetullah hakikatlerinin anlaşılabilmesine yönlendirilmesi ve hedefe ulaştıracak, emr-i İlâhîdir. Buna uymayan çağımız insanlarının, çeşitli felsefe akımları, bilim ve teknolojinin yanlış yönlendirmeleri sonucunda, bunalımlı yollara saparak iman hedeflerini şaşırmaktadır. İnsanlara gönderilen hakikat mesajlarını, büyük bir dikkat ve sabırla okuyarak araştıranlar, hakikat pınarının suyunu içerek, ruhanî saadete kavuşmaktadır. Okuyarak anladığını doğru yorumlayabilenler “Okumak, bir dış kaynaktan, burada Kur’ân mesajından alınan sözleri veya düşünceleri, yüksek sesle olsun veya olmasın, ama anlamak niyetiyle bilinçli olarak zihnine nakşetmeyi ifade eder. Dikkati çeken bir husus da bu ilk Kur’ân vahyinin, insanın bir yumurta hücresinin embriyonik bir gelişme göstermesine işaret etmesi ve böylece insanın biyolojik kökeninin ilkelliği ve basitliği ile, zihni ve ruhi potansiyelinin zıtlığını vurgulamasıdır; hayatın yaratılışının gerisinde bulunan bilinçli bir plânın ve amacın varlığına işaret eder.” 1
İnsanın ve kâinatın yaratılış kanunlarını dikkatli araştırmalarıyla keşfeden bilim adamlarının yanında, hakikati ıskalayarak dalalet yollarına sapan ve saptıran karanlık düşünceler arasındaki fikir ayrılıkları devam edip, gelmektedir. Karanlık fikirlerin, saf zihinleri bulandırmaması için emek vererek, hakikatin aydınlık yüzünü gösteren bilim insanlarının huzur veren düşüncelerini hatırlatmaya çalışacağız. Bunlardan Darwin ve Karl Marx’tan etkilenen Freud’un, bilimsel yanlışlarına direnerek itiraz eden Carl Gustav Jung (1875-1961), kâinat kitabını okuyarak, aydınlık düşünceleri analiz etmiş ve sentezlerini pratik metotlarla ortaya koymuştur. Bunlardan “‘Aktif hayâl metodu’ ile bilinçdışının derinliklerinden devşirdiği öğretisinin temelini oluştururken, hayâli kişilerden Filemon, Jung’a: “Bilmediklerini kendinden de öğrenebilirsin” demişti. İlâhî rabıtasından kopan Avrupa insanı, pusulasız, rehbersiz açıldığı bu uçsuz bucaksız insan ruhu okyanusunda bir yön bulmaya çalışıyordu. Öncelikle yanıt bulması gereken acil soru, “Kendi kendine yabancılaşma” sorunuydu. Psikanaliz, bu “Fırtınalı sulardan” rasyonel aklı kullanarak çıkmaya çalıştı. Bu şekilde sadece (İlâhî aklın karşıtı olan) cüz’î akla güvenerek gerekli sosyal yapılaşma oluşturulmaya çalışılıyordu. İnsanoğlunun giderek maddî dünyaya egemen olmasıyla; “Tanrısız tanrılaşma” dönemine girildi.” 2
“İkra” emrini özetleyerek anlamaya çalıştığımızda, yaratılış ve varlık âleminin, üstün akıl sahibi bir meyvesi olan insana akıl, fikir ve duyguları yönünden gelişme kabiliyeti verilmiştir. Etrafındaki manalı ve son derece sanatlı eserleri okuyup, anlayarak değerlendireceği dünya sergisinin sırlarını çözebileceği sağlıklı bir akıl ve muhakeme edebilme cihazları da takılmıştır. Bu harika donanımla ancak, ilim-irade-kudret tezgâhlarından çıkabilecek sanat mu’cizeleri, ibret ve hikmetle değerlendirildiğinde, maharetli sanatkârını bir çocuk mantığıyla ve “Bir kitap kâtipsiz olmaz, kâtibini gösterir.” basit yorumlama metoduyla, kolayca anlaşılabilir. Bu eserlerin anlaşılabilmesi için rehber memurlar, İlâhî kılavuz kitaplarla gönderilmiştir.
Onun için “Ey insan! İnsan isen şu güzel işlere tabiatı, tesadüfü, abesiyeti, dalaleti karıştırma; çirkin etme, çirkin yapma, çirkin olma.” (24. Söz). “Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku. Yoksa hayvan ve camid hükmünde olmak ihtimali var.” (33. Söz)
Sağlıcakla kalın...
Dipnotlar:
1- Muhammed Esed, Kur’ân Mesajı, s.1459, İşaret Yayınları 2009
2- Dr. Mustafa Merter, Dokuz yüz katlı insan, s.34-40, Kaknüs Yayınları 2006