"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Mavi rüya

Fatma Eren
09 Ağustos 2026, Pazar
Şehir dediğin denizi olmalı, bütün sokakları denize açılmalı.

Şehrin gürültüsünden firar eden ruhların sığınağıdır deniz.

Sonsuzluğa doğru helezon içindeymiş hissiyatı yaşatır insana.

Kıyısında oturup seyre dalıp gidersiniz. Ağır ağır  kıyıya vuran dalga sesleri, sanki denizin kalp atışı gibi, hafif bir ritimle, ahenkle taşlara çarpmasının verdiği huzur.

Doyum olmayan güzellik.

Dünyadan uzak, her şeyden ırak ama adını koyamadığınız tüm güzel duygulara yakın, dost  mekân veya dost iklimdir umman.

Masmavi gökyüzü sade, uçsuz bucaksız mavilikler sadece.

Bir de suyun üzerinde güneşin pırıltıları dekoru tamamlayan.

Martıların çığlıkları nasıl da hüzün verir!

Ahh munis arkadaşım deniz; nasıl iyi geliyorsun ruhuma!

Yalnızlığı sevdiren tek yer diyebilirim senin için. Diğer adın özgürlük, ya da huzur olmalı, evet huzur.

Mavinin sakin etkisine kapılıp gitmek, uzaklara çok uzaklara. İşte o an karar veriyorum; mavi, ruhun rengi. Sonra, gözümün alabildiği son noktaya bakıyorum. Hani günbatımı kızıllığının deryaya vurduğu çizgi, ta ufka doğru, işte o son nokta, gökyüzü ile denizin birbirine karıştığı mavi rüya.

Deniz; nasıl da sessiz. Halbuki nice cânı barındırır bağrında.

Pinhân olan; doğum, ölüm, yaşam, nice can var, O’na medyun, O’na hayran, Allah’a.

Büyüklüğü ders-i ibret, sessizliği hikmet gibi bir hal, bir vaziyet, tefekkür enginliği nümayan. Bazen Mevlevî dergâhı, bazen ulum-u âliyenin rahle-i tedrisi, bazen çilehane, bazen de zikirhane. Yani deniz çok şey olur, çok şey anlatır onu yâr bilene, yârenlik edene, onunla hemhâl olana.

Bazen o susar ben konuşurum. Maviyi; arkadaşım hüzünle tanıştırırım. Bazen de bir bir anlatır deniz; meğer ne çok derdi varmış derim.

Yirmi dört saat eder bir gün. Deniz için bir gün çok zamandır. Sabah sakin başlar güne, sakince, dingin. Öylesine berraktır ki avucunla balık tutasın gelir. İnci mercan tek tek görünür, seyre dalarsın. Gözüne çarpar bir yengecin can havliyle kayalara tırmanışı, taşların arasındaki yuvasını arayışı. Sâkin de olsa, yüreği çarpar, asırlık kayaları yontar; “Ya Celîl, Ya Cebbar” diyerek aşka gelir deniz.

Öğlene doğru sanki konuşmaya başlar. Bembeyaz dalgalar, ordu gibi sıra sıra gelirler. Öyle cazibedar olur ki; insanı içine çekmek ister; sanki şefkatli bir anne gibi bağrına basan. Öyle samimi görünür ki, uzakta görünen adacığa iki kulaç atsanız hemen kavuşacakmışsınız gibi.

Bazen de köpük köpüğe dalgalarla çalkalanır, taşar, hırçınlaşır; ne de olsa içinde koca bir dünya taşır. Her şeyi içine atar. akşama doğru öfkesi geçer, durulur, çarşaf gibi serilir.

Gece oldu mu dipsiz bir kuyu gibi karanlık ürkütür insanı. Derinlerden gelir gibi dalgaların hışırtısında, anlatmaya dilimin dönmediği bir gizem vardır.

Gece hep böyle değildir denizde. Mehtabın olduğu geceler çok güzeldir. Hele yakamoz muhteşemdir. Her insanın hayatında mutlaka bir kere de olsa bu güzelliği yaşamasını dilerim. Ayın suya yansıması, suların üzerinde ışığın oynaşması; tefekkürlük zaman dilimidir ruhu hüşyar olanlara.

Ama biz yine de sabahı bekleyelim. Gün doğumu ile mavinin buluşmasını izlerken ruhun labirentlerinde bambaşka dünyalara yelken açalım.

Okunma Sayısı: 183
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı