Sol cenahta yer alan ve sayıları 168 kişi olan, içlerinde meşhur zatların de bulunduğu bir kısım akademisyenler, gazeteciler, sinema sanatçıları ve diğer meslek alanlarında temayüz eden zevat, geçenlerde kamuoyuna “Laikliği savunuyoruz” başlıklı bir bildiri yayınlamışlar.
Bildiride ülkeyi yöneten dindar kimlikli iktidara işaret ederek “Türkiye’nin gerici, şeriatçı bir kuşatma altında” olduğunu ve kuşatmanın laikliğe sahip çıkarak yarılmasını istemişler.
Bu muhterem (!) zevat, Türkiye’nin istibdat ile yönetilmesine karşı olduklarını, kalkınmış hür medenî ülkelerde olduğu gibi birinci sınıf bir demokrasinin ülkemizde tesisini talep eden bir bildiri yayınlayarak her kesimden destek isteselerdi, daha iyi olmaz mıydı?
Türkiye’de seçmen profilinin takriben % 70’ini sağ, %30’unu sol kesimin oluşturduğu gerçeği, geçmiş yıllarda yapılan seçimlerin sonuçlarında defalarca görülmüştür. Sağ kesimde önemli bir yeri olan muhafazakâr camianın çoğu, İslâm’ın gereklerini yerine getirmezse da, onun değerlerine yapılan hücumlardan rahatsız oldukları da bilinmektedir.
23 yıldır AKP iktidarına destek vermiş olan muhafazakârların bir bölümünün hipnozdan kurtulup, iktidarının sergilediği zulümlerin, kanunsuzların, yolsuzlukların farkına varıp onlardan desteğini çekmeye başladığı ve arayışa girdiği bir zamanda sol adına yapılan bu hücumlar, sıkışan iktidara bir can simidi gibi olmakta ve onlara siyasette rahat kullanacakları dinî istismar alanları açmaktadır.
İktidar, geçmişte defalarca yaptığı gibi, bu saldırılara güya dindarlar adına hamasî nutuklarla karşı çıkarak, kendilerinden soğuyan kesime “Sakın ha bizi terk etmeyin… İslâm’a nasıl saldırdıklarını görüyorsunuz… Biz gidersek onlar gelir, 1950 öncesi gibi sizi dininizden imanınızdan mahrum ederler, sonra mahvolursunuz” diyecekleri açıktır.
21. asır demokrasi, adalet, medeniyet, hak ve hürriyetler asrıdır. Hür Batı ülkelerinde olduğu gibi, ırkı, siyasî ve dinî görüşü ne olursa olsun bu değerlerin ortak paydasında birleşen ve birbirlerinin görüşlerine saygılı olan toplumlar, demokrasi, ilim, sanayi ve teknolojide ilerleyip zenginleşirken, kimsenin kimseyi rahatsız etmediği, huzur ve sükûnet içinde bir hayat yaşamaktadırlar.
Türkiye’deki sosyal demokratların, Batı’daki muadilleri gibi ideolojilerden arınmış bir anlayışla, “ama, fakat, yalnız” kelimelerini kullanmadan herkes için demokrasi, adalet, fikir ve inanç hürriyetlerini savunmaları lazımdır. Dinî değerleri hedef alan ve mütedeyyin kitleyi rencide eden hücumlara yüksek sesle karşı çıkmaları gerekmektedir.
28 Şubat darbecileri, 1997’de dinî değerlere saldırıp, dinî müesseseleri tahrip ederek muhafazakâr camiayı rencide etmeselerdi, sosyal demokratlar da dindarlara yapılan zulümlere itiraz etmiş olsalardı, siyasal İslâm akımı muhafazakârların desteğini alarak 2002’de rahat bir şekilde iktidara gelebilir miydi?
Son söz: Demokratik hür Batılı ülkelerde olduğu gibi Türkiye’nin birinci sınıf bir demokrasiye geçerek kalkınıp huzur ve refaha kavuşması için sol kesimin içinde bulunduğu toplum çoğunluğunun demokrasi, adalet, hak ve hürriyet talebinde bulunmalıdır. O da fertlerin birbirlerinin farklı düşünce, din ve vicdan hürriyetlerine saygı duyarak bir arda huzurlu ve güvenli yaşamanın prensip ve adabını hayatlarında uygulamalarıyla mümkün olabilir.