Hayatının hemen tamamını aktif siyasetin inişli çıkışlı, dağdağalı ve çalkantılı arenalarında geçiren merhum Süleyman Demirel, maruz kaldığı muhtıralara ve darbelere rağmen demokrasi bayrağını yere düşürmeden yoluna devam etmiştir.
O bütün engellemelere rağmen ülkemizin hemen her alanda ilerlemesi için maddî ve manevî eserlere imza atarak milletin kalbinde yer edebilme başarısını göstermiştir.
Verilen tehdit yüklü muhtıralara, hukuksuz siyasî yasaklara aldırmadan, darbecilerin estirdikleri baskı ve tazyiklerle susturulan Anadolu insanını yeniden konuşur hale getiren bir isimdi.
Korkunun dağa taşa sirayet ettiği o dönemde tertiplediği mitinglerle millete ”Konuşan Türkiye… Düşün arkama…” diyerek haykırmak suretiyle korku havasını dağıtmaya çalışmış ve millete tekrar demokrasiye sahip çıkma cesaretini kazandırmıştı.
Demokrasiyi içlerine sindiremeyen askerlerin tehdit ve şantajlarına; Halk partisinin hırçın ve saldırgan muhalefetine; dinî değerler üzerinden siyaset yapan ve Demirel’i din dışı yaftalamalarla milletin gözünden düşürmeye çalışan malum siyasî kadrolara rağmen…
Demirel’i yıpratmayı meslek edinen adına kartel medyası denilen gazetelerin her gün attıkları tahkir edici manşetler ve yalan yanlış haberlere ve Demirel’i milletin gözünden düşürme çabalarına rağmen…
Hukuk adına yapılan hizmetlere mani olmaya çalışan Anayasa mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay gibi hemen bütün yargı kurumlarına rağmen…
Hemen her alanda unutulmaz eserleri milletin istifadesine sunduğunu gördükleri halde, Demirel hasımlığını meslek edinen dernek ve sendikaların sık sık yaptıkları toplantı ve mitinglerde Demirel ve iktidarlarına meydan okurcasına attıkları edep dışı nutuk ve sloganlarla boy göstermelerine rağmen…
Demirel, demokrasiyi sahiplenerek, insan hak ve hürriyetlerini yücelterek ülkeyi yeniden konuşan Türkiye’ye çevirerek döneminde demokrat Türkiye’ye dönüştürdü.
Hatta, bu gibi dernek ve sendikaların yaptıkları eylemlere herhangi bir yasaklama getirmek ve herhangi bir müdahalede bulunmak bir tarafa, “Yollar yürümekle aşınmaz” diyerek bu gibi hareketlerin ve böyle eylemlerin birer yasal hak olduğunu dile getirerek, olup bitenleri nazar-ı müsamaha ve hoşgörü ile değerlendirdi.