"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Türkiye modeli” böyle mi olmalıydı?

Kâzım GÜLEÇYÜZ
26 Eylül 2020, Cumartesi
Partili Cumhurbaşkanı geçtiğimiz günlerdeki son beyanlarından birinde, demokrasimizi ne kadar “geliştirdiklerini ve ilerlettikleri”ni ifade babında şöyle dedi:

“Bugün hamdolsun demokrasimizin üzerindeki tüm vesayet izlerini ortadan kaldırdık. Yasaklara son verdik. Özgürlük alanlarını geniş- lettik. Güvenlik ve adaleti tahkim ettik.”

Şu sözler de sonraki bir konuşmasından:

“Avrupa ve Amerika demokrasi ve ekonomide tümüyle yerle yeksan olsa bile biz milletimizi kalkındırmaya, hak ve özgürlüklerini geliştirmeye devam edeceğiz. Bunun adı Türkiye modelidir. Başka bir yerde insanî değerler üzerine bina edilmiş böylesine samimî bir demokrasi, âdil bir kalkınma hedefi, köklü bir hak ve adalet ideali bulamazsınız.”

Peki, devletin en tepesinden bu sözlerin sâdır olduğu Türkiye’de gerçek durum ne?

Yaşananlar, bahsedilen Türkiye modeli ile, vurgulanan vesayetsiz demokrasi, özgürlükler, hak ve adalet gibi kavramlar arasında çok derin bir uçurumun oluştuğunu gösteriyor.

Yeni sistemle, devletin ve toplumun tamamı bir tek adam rejiminin ve o paravanla, demokrasi içinde bu konuma gelmeleri asla mümkün olmayan derin güçlerin vesayeti altına sokuldu. Yasama, yürütme, yargı, medya, üniversite, sivil toplum... evvelce hiç görülmemiş bir şekilde zapturapt altına alındı.

30’lu yılların şeflik rejimi referans gösterilerek uygulamaya konulan bu sistemde, eski vesayet devirlerinde kaldığı zannedilen yapılar tek tek yeniden hortlatılıyor. Son örnekleri, eskinin Özel Harp Dairesi, 28 Şubat sürecinin MGK bağlantılı Kriz Merkezi, fişleme ve andıçlarıyla bilinen Toplumsal İletişim Başkanlığı gibi yapıların Sarayda tekrar ihya edilmesi.

AKP iktidarının ilk yıllarında AB sürecinin gereği olarak yapılanların geri alınıp tersine çevrilmesi, bunun sonucunda demokrasi ve hukuktan uzaklaşmanın hızlanarak devamı.

Bir taraftan demokrasi, özgürlük, hak ve adalet lâfları ağızlardan düşmezken, diğer taraftan bu değerler açısından ülkenin her gün daha da gerilere götürülmesi ne iştir?!!

Gerek içeride, gerekse dış ilişkilerde söylemlerle eylemler arasındaki makasın bu kadar açıldığı başka bir dönem yaşanmış mıydı?

Peki, vahim gidişatın farkında olup endişe duyanlar demokrasi içinde güçbirliği yapıp harekete geçmek için daha neyi bekliyorlar?

Okunma Sayısı: 3216
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Hilal

    26.9.2020 16:58:20

    Çok yerinde bir yazı olmuş Kâzım abi. Ellerinize sağlık.

  • Oğuz Yiğiter

    26.9.2020 12:34:39

    Son günlerde giderek artan demokratik muhalefet ihtiyacının, toplumda güven ve umut duygularını yeşertecek tek parametresi ; çok kuvvetli inandırıcı bir demokratik güç birliği ve dayanışma. Sokaktaki vatandaşa,bunlar gitsin de peki yerine kim gelecek sorusuna ihtiyaç duymayacak bir güven ve umut verebilmek. Çıkış burda, bu yapılamazsa havanda su dövmeye devam ederiz...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı