İnsanı değerli insan haline getiren yüksek ahlâkına fazilet denir. Dinî ve ahlâkî vazifeleri ifa ettiği ölçüde kişinin derecesi ve fazileti artar.
Faziletli insan ilme, okumaya ve öğrenmeye âşıktır; bilir, bildiğini bilir ve bilmediğini öğrenmeye çalışır. Dâvâ sahibidir; ama iddia sahibi değildir. İspat edemeyeceği bir şeyi söylemez.
Faziletli insan, haddini bilir, sınırlarını aşmaz, bilmediği konularda bilgiçlik taslamaz.
Faziletli insan, hissiyatını aklın eline veren, önce düşünen sonra konuşan insandır. Salim düşünür, çaresi bulunan şeyde acze düşmez; çaresi bulunmayan hususlarda ise bağırıp çağırmaz.
Faziletli insan muhatabını tanır ve insana değer verir.
*
Ahlâkçıların değer verdiği faziletler ilim, cesaret, doğruluk, akıllı ve ölçülü olmak gibi temel vasıflardır.
Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri faziletli insan olmanın ölçüsünü nefsini değil, hemcinsini ve milletini düşünerek hareket etmek olarak koymuştur. O, “Kimin himmeti yalnız nefsi ise, o insan değil. Çünkü, insanın fıtratı medenîdir. Ebnâ-yı cinsini mülâhazaya mecburdur. Hayat-ı içtimaiye ile hayat-ı şahsiyesi devam edebilir.” buyurmaktadır. Menfaat peşinde koşanı insan saymamakta ve “Menfaat-i şahsiyesine hasr-ı nazar eden, insanlıktan çıkar, mâsum olmayan câni bir hayvan olur.” demektedir. (Hutbe-i Şamiye, 64-65.)
*
Eflatun’a göre fazilet ruhun düzeni ve kemalidir. İnsanın yaratılış amacına uygun davranması, nefsinin arzularına uymamasıdır.
Eflatun, bir toplumda yaşayan insanların faziletli olmaları yöneticilerin fazilet sahibi olmasına bağlı olduğunu da söylemektedir. Aksi taktirde insanları yalancı ve sahtekâr, korkak, pısırık ve müdahaneci olmaya zorlarlar. Bu durumda toplum da faziletsiz ve ahlâksız hale gelir.
*
Hukema der ki: “Fazilet iyi insanların ahlâkıdır. İnsanın kendisini ıslâh etmesi fazilet sahibi olmakla, başkalarını ıslâh etmesi bilgi ile olur.”
*
Mehmet Âkif şöyle der:
“Ne irfandır veren ahlâka yükseklik, ne vicdandır; / Fazîlet hissi insanlarda Allah korkusundandır.
Yüreklerden çekilmiş farz edilsin havfı Yezdân’ın... / Ne irfânın kalır te’sîri kat’iyyen, ne vicdânın.”