"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Alevilerin acısı kasten depreştiriliyor

M. Latif SALİHOĞLU
02 Aralık 2019, Pazartesi
Yara kaşıyıcıları durmak bilmiyor.

Sinsice çalışıyorlar. Bu ülkenin insanlarını karşı karşıya getirmek, onları birbirinden soğutmak, mümkünse vuruşturmak için ellerinden geleni yapıyorlar.

Son zamanlarda Alevî vatandaşlara yönelik yapılan dışlayıcı, kin ve nefret uyandırıcı davranışları da bu açıdan bakmak ve mânâda değerlendirmek lâzım.

Evet, sayıları milyonlarla ifade edilebilecek Alevî kesim, daha başka yerlerde olduğu gibi, Anadolu coğrafyasında da çok eziyetler gördü, büyük acılar çekti.

Ne var ki, onlara bunca acı ve elem çektirme hadisesinin ne Sünnîlikle bir alâkası var, ne de Müslümanlıkla. Zulüm ve baskı uygulayanların İslâm dininden olmaları ayrı bir mesele. Birbirinden farklılık gösteren, hatta zıtlık teşkil eden hususları biribirine karıştırmamalı. Aksi halde, bundan yine yara kaşıyıcıları ile acıları depreştirme hevesinde olanlar istifade eder.

* * *

Alevî vatandaşların yakın tarihteki en büyük acısını kısaca “Dersim Fâciası” şeklinde isimlendirmek mümkün... Peki, o acının aslı-esası nedir acaba? Onu tanımalıyız ki, hem bir daha tekerrür etmesin, hem de kasıtlı şekilde yara kaşıyıcılığı yapanların ekmeğine yağ sürülmesin. İşte, bundan seksen küsûr sene evvel yaşanan o derin acının arka plânına dair bazı bilgiler:

* Dersim Hadisesi, insan ve vatandaş olarak hepimizi yakından ilgilendirecek kadar mühimdir. Eğer öyle olmasaydı, ikide bir gürültü kopararak gündeme gelmezdi.

* Kezâ, özellikle 1937-38 yıllarında Dersim'de yaşanan "insanlık dramı", mü'min ve Müslüman olarak bizi yakından alâkadar etmeseydi, biz de her vesileyle konuya dair yazılar yazmaya ve üzerinde tahşidat yapmaya gerek duymazdık.

* Bir "vahşî irtica"nın eseri olan Dersim Fâciası, mânevî cephesi itibariyle "Süfyaniyetin mahiyeti"ni gösteren, dolayısıyla Beşinci Şuâ'nın pek mühim bir hükmünü ibrâz ile gözler önüne seren çarpıcı ve bir o kadar da yakıcı bir misâl teşkil etmeseydi, Nur Talebeleri bu meseleyi pek kaale alma ve üzerinde ciddiyetle durma gereğini hissetmezdi.

Dolayısıyla, bu mesele maddî-mânevî her yönüyle araştırılacak ve dikkate alınacak kadar ehemmiyetlidir. Ki, bizler de bu sebeple üzerinde durmaya ve konuyla ilgili tahdişat yapmaya devam ediyoruz.

O zamanki yönetim kadrosu

Dersim Hadisesi’nin yaşandığı dönem itibariyle devletin üst yönetim kadrosu, üstelik sorumluluk derecesine göre dahi açık şekilde belli ve biliniyor. Bu vâzıh gerçeği şu veya bu sebeple saklamaya, bilmezden görmezden gelmeye, yahut türlü tevillerle sorumluluk tablosunu çarpıtmaya hiç gerek yok. Zira, kim ne derse desin, aşağıdaki tablo yakın tarihin tescilindedir:

1. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal'dir. Dersim Hadisesi’nin başlangıcından sonuna kadar da Cumhurreisi ve CHP Genel Başkanı sıfatıyla aktif olarak devrede olup, Ankara'da ve bölgede yaşanan bütün gelişmelerden haberdardır. Ayrıca, Seyyid Rıza ve arkadaşlarının idam edildiği günlerde (15-18 Kasım 1937) kat'î sûrette bölgede olup, yaşanan tüm gelişmelerden etraflıca haberdardır.

2. İsmet İnönü, Dersim Harekâtı ve katliâmının başladığı günlerde CHP Genel Sekreteri (Parti Kâtib-i Umumî) ve Başvekil'dir. Üstelik, tam 12 sene boyunca aynı makamda görev yaptı. 

3. Fevzi Çakmak, 1922'den beri ordunun başında olup Dersim Hadisesi’nin başından sonuna kadar da aktif şekilde görevde bulunuyordu. Üstelik, orada yapılan katliâmı ve ardından yapılan tehciri (sürgünleri) herkesten fazla savunmuş ve emir-komuta zinciri içinde işlenen bütün mezalime adeta alkış tutmuştur.

4. Celal Bayar, İsmet Paşanın yerine Ekim 1937'de Başvekâlete atandığında, kanlı Dersim Harekâtı çoktan (Mart) başlamış devam ediyordu. Ancak, o da bu harekâtı durdurma yönünde hiçbir inisiyatif kullanmadığı gibi, İkinci Harekât kısmı tümüyle onun Başbakanlığı döneminde cereyan etti.

* * *

Üstad Bediüzzaman, 5. Şuâ’da  diyor ki: "Her iki Deccal, âzamî bir istibdat ve âzamî bir zulüm ve âzamî bir şiddet ve dehşetle hareket ettiklerinden, âzamî bir iktidar görünür. Evet, öyle acip bir istibdat ki, kanunlar perdesinde herkesin vicdanına ve mukaddesatına, hattâ elbisesine müdahale ederler. ...Hem, öyle bir zulüm ve cebir ki, bir adamın yüzünden yüz köyü harap ve yüzer mâsumları tecziye (ceza) ve tehcîr (sürgün) ile perişan eder." (Age:  512)

Okunma Sayısı: 1534
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Abdulkadir Turan

    2.12.2019 16:19:13

    Peki bunca yapılan zulüm;yapanların yanına kâr mı kalacak?Asla ve Kat'â.Rabbim ahirette kuracağı büyük mahkeme olan;Mahkeme-i Kübra'da,bu yapılan zulümlerin hesabını tek tek zalimlerden soracaktır.Bundan en ufak bir şüphemiz yoktur ve olamaz.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı