"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Demokrat misyonun serencâmı (2)

M. Latif SALİHOĞLU
14 Temmuz 2020, Salı
Yeni Osmanlılar Cemiyetinin mensupları, her ne kadar o zamanın “resmî görüş”ü tarafından “âsiler” şeklinde görülmüş ise de, aslında ekseriyetle bilgili, kültürlü, inançlı, cesur ve basiret sahibi münevverlerden müteşekkildi.

(Meselâ, yine Üstad Bediüzzaman’ın tâbiriyle, bunlar istikbâlde (1923-50) gelecek daha şiddetli istibdadı hissedecek kadar dâhi ve basiretli şahsiyetler idi.)

İşte, bu basiretli münevverler, Osmanlı Devletinin, bilhassa dayanmış olduğu saltanat (imparatorluk) sisteminin artık ömrünü tamamlamak üzere olduğunu önceden sezdi, gördü, keşfetti...

Bunlar, hamiyetli oldukları için de, henüz bir çöküş, bir inkıraz yaşanmadan evvel, ciddî bir arayışın içine girdiler. Arayıp buldukları çare ise, hürriyet içindeki meşrûtiyet sistemi idi.

Evet, onlar işte böyle bir nizamın tesisine vargücüyle çalıştılar ve bu yüzden de çok ağır bedeller ödediler: Hapis, sansür, sürgün, zindan, vesâire...

***

Yeni Osmanlılar (Jön Türkler) zamanla maksatlarına kısmen de olsa kavuştular. 1876’da hem I. Meşrûtiyetin ilân edilmesine, hem Kànun-u Esasî’nin (Anayasa) yürürlüğe girmesine muvaffak oldular. Bu anayasayı hazırlayanların başında hürriyet kahramanı Namık Kemâl gelir.

Bazı iç ve dış sebepler yüzünden kesintiye uğrayan bu hayırlı hareket, nihayet 1908’de yeniden dirildi. O tarihte hürriyet ve meşrûtiyet yeniden ilân edildi.

İşte, tam bu safhada Yeni Osmanlılar (Jön Türkler) iki kısma, yani iki fırkaya (partiye) ayrıldılar: İttihatçılar ve Ahrarlar.

İttihatçılar, daha ziyade komitacılıkla iş gördüler ve ele geçirdikleri devletin kuvvetini milleti sindirme yolunda istimal ettiler.

Ahrarlar ise, siyaseten İttihatçıların zıddıydı ve o zamanların (1908’den sonra) anamuhalefet cephesini teşkil ediyordu. Onlar, devletin kuvvetini milletin hizmetine sunma plan ve projesiyle meşgul iken, her fırsatta komitacıların saldırısına uğradılar ve nihayet Birinci Dünya Savaşı’ndan evvel siyaseten büyük ölçüde sindirildiler.

***

1946’da Demokrat Parti’nin siyaset sahnesine çıkışını Ahrarların dirilişi olarak gören Üstad Bediüzzaman (Beyanat ve Tenvirler: 202), 1960’tan sonrası için de, bu siyasî hareketin önündeki ciddî tehlikelere mektuplarında dikkat çekme ihtiyacını duydu. (Emirdağ Lâhikası: 426 vd.)

Meşrûtiyet zamanında olduğu gibi, cumhuriyet dönemi itibariyle 1960’ta, 1971’de ve 1980’de de sarsıcı darbelere mâruz kalan bu Ahrar-Demokrat hareket, şimdilerde yeniden dirilme ve toparlanma sürecine girmiş bulunuyor.

***

Türkiye’nin çok partili sisteme geçtiği 1940’lı yılların ikinci yarısında kurulan ve siyaset sahnesinde boy göstermeye başlayan Demokrat Partiyi Meşrûtiyet devrindeki Ahrar Fırkası ile irtibatlandırarak, her iki partiye olan desteğini beyan eden Bediüzzaman Said Nursî’nin bu yaklaşım tarzından anlıyoruz ki:

Bir: Destek verdiği partide kök ve asâlet bağına önem vermiş.

İki: Otuz beş senelik kesintiye (1915-1950) rağmen, bu iki parti arasındaki fikir ve kadro münasebetini göstermek ve benzerliklerini nazara vermek istemiştir.

Üç: Kök ve asâlet sahibi olmayan nevzuhûr hareketlere iltifat etmediğini ve itibar göstermediğini, fikren ve fiilen ortaya koymuştur.

Bir mektubunda DP’nin kongresinden “Ankara’da dindar Ahrarların kongresi” diye söz eden (Emirdağ Lâhikası: 426) Üstad Bediüzzaman, bir başka mektubunda ise, bu iki siyasî hareket arasındaki çok yönlü münasebeti şu sözleriyle beyan ediyor: “Otuz beş senedir ki siyaseti bırakmıştım ve Nurculara da ‘Bırakınız!’ diyordum. Sebebi, siyaset ihlâsı kırar. Fakat şimdi hissettim ki, bazı münafıklar, dindarları perde yapıp dini siyasete âlet; sonra da siyaseti dinsizliğe âlet etmeye çalıştıklarından, sâfdil dindarların hatırı için bir-iki defa siyasete baktım... (Beyanat ve Tenvirler: 202)

Okunma Sayısı: 1340
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Latif Salihoğlu

    14.7.2020 17:10:46

    Muhterem Yılmaztürk, Üstat Bediüzzaman’nın “Otuz beş senedir ki siyaseti bırakmıştım... sâfdil dindarların hatırı için bir-iki defa siyasete baktım” şeklindeki ifadesinin tarihi, Millet Partisinin kurulmasından(1948), hatta kendisinin Afyon Hapsinden tahliyesinde ve Emirdağ’a tekrar avdet etmesinden(Eylül 1949) ve dahi Üçüncü Said dönemini izhâr etmesinden sonradır.

  • Ertan yılmaztürk

    14.7.2020 11:56:10

    Bu günkü yazınızda “Otuz beş senelik kesintiye (1915-1950) rağmen, bu iki parti arasındaki fikir ve kadro münasebetini göstermek ve benzerliklerini nazara vermek istemiştir.” cümlesinde Ahrarların siyaset sahnesinden çekilmesini 1915 olarak tarihlediğiniz anlaşılıyor. Oysa Osmanlı Ahrar Fırkası kendini 1910 yılında resmen feshetti. Üstadımızın 35 sene sonra uyandı ve dirildi ibaresinin iyi anlaşılması adına; Demoktat Parti 1945’te dörtlü takrirle uyandı, 1946’da resmen kurulmasıyla da dirildi diyebilir miyiz?

  • Ertan yılmaztürk

    14.7.2020 11:55:17

    Sn. Salihoğlu müsaadenizle; Dünkü yazınızda Avrupalıların Jön Türkler dediği, tebeanın Genç Osmanlılar diyerek tanıdığı Yeni Osmanlılar, 1865 te teşkilâtlandılar ve Ahrâr-ı Osmaniye ismiyle bir cemiyet kurdular. şeklindeki cümleye ilişkin öğrenmek istediğim bir husus var. Bilindiği gibi. Tanzimat’ın ruhuna aykırı olarak ortaya çıkan elit bürokrasinin simgelerinden Âli Paşanın otoriter yönetimine karşı, Jön Türklerin öncülü Yeni Osmanlılar tarafından 1865 te İttifakı Hamiyet adlı bir cemiyeti kurulur. Kurucuları da sizin saydığınız isimlerdir. Kastettiğiniz Ahrâr-ı Osmaniye cemiyeti o cemiyet midir?

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı