"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hürriyet için isyan ve baskın

M. Latif SALİHOĞLU
20 Mayıs 2024, Pazartesi
GÜNÜN TARİHİ 20 Mayıs 1878

Sultan Abdülhamid, Osmanlı tahtına geçmek üzere iken, kendisine yardımcı olan Meşrutiyetçi Ahrarlara şu sözü vermişti: Meşrutiyeti resmen ilân edip, ardından Kanun-i Esasi’yi (Anayasayı) kabul ve bilâhare Meclis-i Mebusan’ı açmaya çalışırım. (Bkz: Ebuzziya Tefik, Yeni Osmanlılar)

Abdülhamid, tahta geçtikten sonra (1876) sözünde durdu ve gereğini de yerine getirdi. Ne var ki, aradan daha iki sene bile geçmeden, keskin bir U dönüşü yaptı. 1877’deki Osmanlı-Rus Haribini bahane ederek Meşrutiyeti askıya aldı, parlamentoyu kapattı, Anayasayı da lağvetti. Kendi şahsını merkeze koyarak 30 sene boyunca koca Osmanlı Devletini adeta tek başına yönetmeye çalıştı.

İşte, sözünden döndüğünün anlaşılması üzerine, 1878 yılı başlarında ciddi bir hoşnutsuzluk meydana geldi. Bu hoşnutsuzluğun başını çekenlerden bir de “Sarıklı İhtilâlci” diye isim yapan Ali Suavi Bey idi. Aynı zamanda “Hürriyet aşığı” olarak da kayıtlara geçen bu zat, Sultan Abdülhamid’i devirmek için kendince bir plân yaptı, plânını tatbike koyulurken de, bunu hayatıyla ödemiş oldu. İşte o gelişmelerin kısacık bir hikâyesi.

*

Tarihe “Çırağan Baskını” olarak geçen hadise, 20 Mayıs 1878’de yaşandı.

Söz konusu baskını Ali Suavi’nin başında bulunduğu bir grup gerçekleştirdi.

Ali Suavi, ateşli bir hürriyet ve meşrûtiyet taraftarıydı. Bu sebeple, Sultan II. Abdülhamid’in “93 Harbi”nin kötü gidişatını bahane göstererek Meclis-i Mebûsan’ın kapatmasına, hemen ardından hürriyetlerin kısıtlamasına ve Kànun-i Esasînin askıya almasına adeta isyan ediyordu. Bu gidişatı değiştirmek için Sultan Abdülhamid’i devirmeyi kafaya koymuştu.

Suavi, Padişahı devirme plânını tatbik etmek üzere, başına topladığı birkaç yüz Rumeli muhaciri ile karadan ve denizden harekete geçti. Yıldız Sarayı’na ulaşmak öncelikli emeliydi. İlk adım olarak, Çırağan Sarayı’na Boğaz tarafından bir çıkarma yapmayı denedi.

Ne var ki, sarayın arka odalarından birinde saklı tutulan Sultan V. Murad ile görüşerek tam da onu Yıldız Sarayı’na götürmeye iknaya çalıştığı esnada, Beşiktaş Muhafızı Hasan Paşa ile karşı karşıya geldi. Hasan Paşa daha atik davrandı ve Ali Suavi’nin üzerine gidip başına sopayla vurarak onu oracıkda günümüz tabiriyle etkisiz hale getirdi. 

Bu kritik hadise esnasında, ayrıca 23 kişinin öldüğü ve 15 kişinin de yaralandığı rivâyet ediliyor.

*

Çırağan Baskını, Sultan Abdülhamid’in “vehim ve korku” marazını tahrik edip şiddetlendiren yeni bir gelişme oldu. 

Onun vehmini tahrik eden daha evvelki hadise ise, amcası Sultan Abdülaziz’in gayet vahşice bir muamele ile önce tahttan indirilmesi ve ardından feci şekilde katledilmesidir.

Bazı kayıtlarda “Sultan Abdülhamid’in haklı olduğu istibdat” şeklindeki söz ve tâbirin altında yatan mânânın, iki yıl arayla yaşanılan bu kanlı hadiselerle bağlantılı olduğu ifade ediliyor.

Son olarak şu notu da düşmekte fayda var: Aynı zamanda büyük bir âlim de olan ve birçok eser telif eden Ali Suavi Bey, İttihad-ı İslâma, Meşrûtiyete, bilhassa hürriyet hakikatini pek şiddetli bir arzu, iştiyak ve bağlılığı vardı. Bunları hayata geçirmek için her şeyi göze aldı ve hayatı pahasına bu yolda bu çaba gösterdi. Neticede, idealleri uğrunda hayatını fedâ etmiş oldu. Özetle, mücadele metodu yanlış olmakla beraber, dava ettiği meselelerde haklıydı. Tarih, davasının haklılığını tescil etmiş oldu. Hem hürriyeti, meşrutiyeti, anayasayı istemenin neresi yanlış olabilir ki…

Okunma Sayısı: 1113
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ufuk

    30.5.2024 17:10:02

    Yazıda "1877’deki Osmanlı-Rus Haribini bahane ederek Meşrutiyeti askıya aldı, parlamentoyu kapattı, Anayasayı da lağvetti. Kendi şahsını merkeze koyarak 30 sene boyunca koca Osmanlı Devletini adeta tek başına yönetmeye çalıştı." diyorsunuz. Bu şavaşın kararını hiç gereği yok iken Meclisi Mebusan verdi. Ruslar Doğuda Erzurum'a ve batıda Yeşilköy'e kadar geldiler. 2. Abdülhamid dahiyane bir şekilde olaya müdahale edip İngilizlere geçici olarak Kıbrıs'tan yararlanma imkanı vermese ve İngiltere-Rusya arasındaki çıkar çatışmasından yararlanmasa Osmanlı Devleti bu savaş sonunda tarihe karışacaktı. Ayrıca Meclisi Mebusan üyeleri nasıl seçilmiş iseler üyelerin çoğu Türk değil. Meclisi Mebusan hangi gerekçe ile Osmalı - Rus savaşına karar veriyor onuda açıklamanız gerekir.

  • Müjdat Bayar

    21.5.2024 09:40:09

    Metodu yanlış olmakla birlikte ifadesi o kadar hafife alınacak bir ifade değil. O yanlış metot 23 kişinin ölümüne sebep olmuş.

  • HÇeşitcioğlu

    20.5.2024 14:59:38

    İşte, yahu, Sultan Abdülhamid'in MECBUR olduğu istibdadını hürriyet zanneden ve Kanun-u Esasînin müsemmâsız isminden ürken adamın sözünde ne kıymet olur?" Münazarat

  • Mustafa Said Kara

    20.5.2024 14:01:41

    Abdulhamit Han devrilince yerine ittihat ve terakki geldi. Onlar daha beter çıktı. Sonra onlar gitti yerine kemalistler geldi. Onlar daha da beter çıktı. Üstadımız zaten bu durumu ifade etmiştir. Üstadımız zaten halifeye karşı değildir.

  • Harun Aydın

    20.5.2024 09:54:22

    Münazaratta "Sultan Abdülhamid'in mecbur kaldığı" istibdat şeklinde geçiyor abi. "Haklı olduğu" şeklinde bir ifadeye rastlamadık. Selam ve muhabbetle

  • Hüseyin İlhan

    20.5.2024 09:06:21

    Allah razı olsun.Her iki şahsında inançlı olması manidar değilmi.Resulullah efendimiz SAAV'min hayatını ve cemiyet ile ilgili takip ettiği yoldan gayrısı ehli imana fayda sağlamadığı kanaatindeyim. Buna en güzel emsal ise aziz üstadımızın ceberrutlara,zalimlere,diktatörlere karşı söz,davranış ve tatbik ettiği nebevi metodu değilmidir.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı