"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Musîbetin ikinci yılı

M. Latif SALİHOĞLU
30 Mart 2021, Salı
Salgın musîbetinin ikinci senesini yaşıyoruz.

Tehlike, hiç hız kesmeden devam ediyor. Hatta, yer yer daha da şiddet kazanmış görünüyor. Demek ki, bu yaşanan musîbetin hakikî mahiyeti anlaşılmadığı gibi, bundan gereken ders-i ibret de alınmamış ki, insan hayatı için tehdit olma fonksiyonunu devam ettiriyor.

Bu meseleyi geçen yıl bugün yazmıştık. Değişen pek bir şey olmadığına göre, biz de aynı yazıyı yeniden takdim edelim.

*

Mâlûm, bütün dünya ve insanlık âlemi, daha evvel eşi benzeri görülmemiş dehşetli bir musîbetle karşı karşıya.

Bu umumî belâ ve musîbetten, haliyle biz de nasibimize düşeni alıyoruz.

Söz konusu küresel felâketin daha ne kadar süreceği ve daha kaç bin insanın hayatına mal olacağı belli değil.

Şu âna kadar yitip giden canların sayısı on binlerle, vak’a sayısı ise yüz binlerle ifade ediliyor. Çok hızlı bir şekilde yükselen grafiklere göre, pek yakın bir zamanda ölümlerin yüz binlere, vak’a sayısının ise milyonlara tırmanması kuvvetli ihtimal dahilinde görünüyor.

Ne yazık ki, yükseliş trendine giren acı gerçek böyle.

Bu durum karşısında bize ve herkese düşen, şu ölümcül virüse karşı zarurî tedbirleri almak ve bir yandan da başa gelen bu musîbetten gerekli dersleri çıkarmak.

Bunu yapabilirsek, ne mutlu bize.

*

Evet, umumu alâkadar eden belâ ve musîbetler, semâvî taşlar gibi başımıza yağmaya başladı. Böylesi umumî belâ ve musîbetler, umumun-ekseriyetin hatasından kaynaklanıyor.

Bediüzzaman Hazretleri, Sünûhat isimli eserinde şunu söyler: “Musîbet-i âmme, ekseriyetin hatasından terettüp eder.”

O halde, şunu düşünmek lâzım: Acaba, insanlar olarak zahirde ve bâtında ne gibi hata ve günahları işledik ki, kaderin fetvâsıyla birkaç cepheden sökün edip gelen bu fecî musîbetlere mâruz kaldık?

Şüphesiz, dünya çapında ve insanlık âleminde işlenen pek azim hata ve günahlar var. İşin bu tarafını başka zamana bırakarak, daha özele dönelim ve kendimizi şöyle bir muhasebeden ve murakabeden geçirelim: Tabiî, dahilî kutuplaşmayı, bilhassa Suriye’de yaşananları ve bu ülke ile savaşın eşiğine kadar geldiğimizi unutmadan…

*

Evet, son birkaç yıldır kardeş ve komşu ülkeleri kasıp kavuran dehşetli fitne ateşinin, sonunda Türkiye’yi de etkisi altına alacağı aslında tâ başından beri belliydi.

Sağduyu sahipleri, bu muhtemel tehlikeye defaatle dikkat çekti.

Ne var ki, piramidin tepesindeki siyasîler, bu ciddî uyarılara karşı adeta kör ve sağır kesildiler.

Hatta, kendileri gibi düşünmeyenleri ard niyetli olmakla ve Esad diktatörü ile birlikte hareket etmekle suçladılar. Zaten, politik sermayelerinin yüzde 51’ini genelde “başkasını suçlama” basitliği teşkil ediyor.

Velhâsıl, samimî dostlarını dahi dinlemediler ve hamasetle bildiklerini okumaya devam ettiler. “Bizim Reis herşeyi biliyor; onun her yaptığı doğru, her söylediği doğru” demekle iktifa ettiler.

Ne yazık ki, bu “ürkütücü teslimiyet”ten hâlâ geri dönülmüş değil. Bundan sonra da ayılacak gibi görünmüyorlar. Teslimiyet, o derece katı, o derece koyu, o derece kangrene dönüşmüş durumda...

Takdir edersiniz ki, alabildiğine kalınlaşan siyasî taassup ve tarafgirlik perdesi altındaki gafleti izale etmek fevkalâde zordur.

Bu itibarla, günden güne artan zarar-ziyan hanesi bir nevi kangrene dönüştü ve bundan bütün millet, bütün ümmet etkilenmeye, muzdarip olmaya başladı.

*

Öte yandan, asrın tabibi, Kur’ân’ın dellâlı, Resûl’ün (asm) vekili olduğuna inandığımız Âhirzamanın Bediüzzamanı, defaatle “Din siyasete âlet edilmez; siz de âlet etmeyin” ikazında bulunduğu halde, maalesef dinin mukaddes değerleri dünyaya, siyasete, hatta ticarete çokça âlet edildi?

Üstad Bediüzzaman’ın bu ikazını haklı bulan ve buna kesinlikle inananların da mühim bir kısmı, tatbikatta bunun tam tersi bir siyasî kulvara girdi.

Cenâb-ı Hak, nedâmet edilmesi ve bu azim hatanın düzeltilmesi için imhâl etti, yani mühlet verdi; ancak, ihmâl etmedi ve müstehak olduğumuz tokatları indirmeye başladı.

Bu noktadaki en büyük tesellimiz ise şudur: “Musîbet, cinayetin neticesi, mükâfâtın mukaddimesidir.”

Elhâsıl: Zahirî sebeplerin yanında, olup bitenlere bir de kaderî perspektiften bakarak dersimizi almak durumundayız. Dersini ikaz ile, nasihat ile alamayanlar, ne yazık ki, belâ ve musîbet tokatlarına müstehak hale geliyor.

Cenâb-ı Hak, yaşananlardan hepimize doğru dersler çıkaracak şuur, idrak ve basîret versin.

Okunma Sayısı: 1504
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı