Muhafazakâr ailelerin evlatlarıyla yaşadığı kopuşun temelinde, güçlenen bir dinî eğitim değil, sertleşen bir otorite yatıyor. Anne babalar, çocuklarının ellerinden kayıp gittiğini fark ettikçe şefkati artırmak yerine yumruklarını sıkıyorlar. İletişimin bittiği yerde emirler başlıyor. Kural dayatmaları samimiyetin yerini alıyor. Oysa insan ruhu baskıyla değil, muhabbetle şekillenir. Bugün dindar ailelerin düştüğü en büyük hata, çocuklarından muhabbetsiz bir itaat beklemeleridir. Gencin kalbine girmeden zihnine yön vermeye çalışmak, onu sadece evden ve değerlerden daha hızlı uzaklaştırmaya yarıyor. Evde adaleti, sevgiyi ve en önemlisi hürriyeti bulamayan çocuk, dışarıdaki hürriyet vaatlerine çok daha çabuk aldanıyor.

Bu krizin büyümesindeki en acı pay, yetişkinlerin hayatlarındaki büyük tutarsızlıklardır. Yeni nesil, söylenen sözlere değil, sergilenen davranışlara bakar. Anne babasından sürekli dürüstlük, ihlas ve ahiret odaklı bir yaşam dinleyen ama aynı anne babanın pratikte paraya, lükse, makama ve toplumsal statüye ilgili olduğunu gören bir genç, dinî söylemlerin samimiyetini sorgulamaya başlar. Cami cemaati olmakla övünen ama ticarî hayatında adaleti gözetmeyen, ev içinde eşine ve çocuklarına nezaket göstermeyen bir babanın verdiği dinî nasihatler, gencin zihninde karşılık bulmaz. Yaşanmayan dindarlık dikte edildiğinde, çocukta dine karşı bir nefret dalgası uyanır. Gençler aslında İslamiyet’ten değil, muhafazakâr yetişkinlerin sergilediği bu derin çelişkilerden kaçıyorlar.
Üstelik bu kaçışın suçlusu olarak sadece genci ilan etmek, sorumluluktan kaçmaktır. Dünyevî istikbal hususunda gösterilen aşırı hırs ve panik, çocukların ruhunu zedeliyor ve zedeledi. Onları adeta birer başarı makinesi gibi kodladık. İyi bir kariyer uğruna çocukların karakter inşasını, ahlâkî gelişimini ihmal ettik. Ders başarıları her şeyin önünde tutulurken, kalplerindeki iman yangını görmezden gelindi. Şimdi ise o yangının evimizi sarmasının şaşkınlığını yaşıyoruz. Otoriteyi korkutmak, baskı kurmak ve cezalandırmak zanneden aile yapısı, genci modern dünyanın prangalarına kendi elleriyle teslim ediyor.

Müspet çıkış yolu, kopan bu bağları şefkatle ve acilen tamir etmekten geçiyor. Bediüzzaman Hazretleri’nin özellikle Hanımlar Rehberi ve Gençlik Rehberi isimli eserlerinde ortaya koyduğu pedagojik ölçü tam da bu yaraya merhemdir. Üstad, gençlere hiçbir zaman yukarıdan bakan, buyurgan bir dille hitap etmemiştir. Onları birer suçlu gibi görmemiş, asrın hastalıklarına karşı korunması gereken birer şefkat kahramanı veya yol arkadaşı olarak kabul etmiştir. Anne babalar da evlerinde birer amir gibi davranmaktan vazgeçip, çocuklarına sünnet-i seniyye dairesinde birer refik yani sıcak birer yoldaş olmalıdır.
Hakikî çözüm, ev içinde korku iklimini bitirip güven iklimini inşa etmektir. Çocuk hata yaptığında evden kovulacağını veya lanetleneceğini değil, her şartta sığınabileceği bir anne baba kucağı bulacağını bilmelidir. Değerlerimizi korumak, sıkılı yumruklarla çocukları zapt etmekle değil, kalbi hür bırakan bir sevgi bağı kurmakla mümkündür. Dilimizdeki nasihatleri azaltıp halimizdeki dindarlığı ve adaleti artırdığımız gün, evlatlarımızla olan gönül bağımız da yeniden kurulacaktır.