"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Tam o zamandayız; duâ mevsiminde!...

Mehmet Asıf Işık
06 Şubat 2022, Pazar
“(Ey Muhammed!) De ki: “Duânız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin! ...” (Furkan/77)

Demek ki Hak nezdindeki –var ise– değerimiz duâmız nisbetindedir.

“Duânın en güzel, en lâtîf, en leziz, en hazır meyvesi, neticesi şudur ki: Duâ eden adam bilir ki, birisi var ki onun sesini dinler, derdine derman yetiştirir, ona merhamet eder. O’nun kudret eli her şeye yetişir. Bu büyük dünya hanında o yalnız değil; bir Kerîm Zât var, ona bakar, ünsiyet verir. Hem onun hadsiz ihtiyâcâtını yerine getirebilir ve onun hadsiz düşmanlarını def edebilir bir Zâtın huzurunda kendini tasavvur ederek bir ferah, bir inşirah duyup, dünya kadar ağır bir yükü üzerinden atıp “Elhamdulillahi Rabb’il Âlemin” der.” (24. Mektup, 1. Zeyl, 4. Nükte)

Cenab-ı Allah’ın kâinatı istilâ eden her esması her an tecelli etmektedir. Her isim ve/ya sıfatın her bir şeyde farklı olarak bazen azam mertebede, bazen de tebei ve/ya gölgeli tecellileri, her bir şeyde ve hadisede farklı tezahürleri görünür. Rahim ismi canlılar âleminde şefkat ve merhametle görünür meselâ. Kabıd ismi tutup sıkar, Basıt ismi açıp yayar. Hay ismi hayat verir, Semi’ ismi işittirir, Basir ismi ise gördürür. Şâfi ve Muâfi isimleri hayat sahiplerinde tecelli etmek için nasıl maddî-manevî hastalıklar istiyor ise, Mucib ismi de kullarının taleplerini yerine getirmek suretiyle tecelli eder. Çünkü Allah Mucib’dir, istenene icabet eder, Mu’ti ismiyle de verir. 

“Rabbiniz şöyle dedi: “Bana duâ edin, duânıza cevap vereyim…..” (Mü’min/60)

Her isim tecelli edecek ise şartlarını da ihzar eder. O halde Mucib ismi tecelli etmek için, kendisinden isteneceklere icabet için kulları isteyecek hale getirip istetecek. İster ki duâ ile kendisinden istensin, rahmeti dâvet edilsin. Zaten dâvet ile duâ kelimeleri aynı köktendir. Esasen, Allah’tan her ne istenecekse duâ diliyle dâvet edilir.

“... Duâ bir ubûdiyettir (kulluk görevidir). Ubûdiyet ise semeratı (meyvesi-sonucu) uhreviyedir. Dünyevî maksadlar ise, o nev’î duâ ve ibadetin vakitleridir…” Ve “....Cenab-ı Hak ibadını (kullarını) o vakitte bir nevi ibadete dâvet eder. ...” (Sözler, 23. Söz/5. Nokta) DUÂ İBADETİNE!..

Çünkü, “isteyin” diyor. Çünkü Allah’ın “yapın, isteyin” dediği iş emirdir, emri yerine getirmek ise O’na kul olanlar için ibadettir. Cenab-ı Allah, kullarının isteyeceklerine icabet etmek için tayin ve takdir ettiği şu vakitlerde, ihtiyaç hallerimizi, yani kulluğumuzu kendisine arz edip yalvarıp yakaralım, istiyor. 

Özellikle de “… beliyyelerin (belâların) istilâsı ve muzır şeylerin tasallûtu, bazı duâların evkat-ı mahsûsalarıdır (özel vakitleridir) ki; insan o vakitlerde aczini anlar, duâ ile, niyaz ile Kadîr-i Mutlak’ın dergâhına iltica eder. ... Eğer Cenab-ı Hak fazl ve keremiyle belâyı ref’etse (çekse); nûr’un alâ nûr.. o vakit duâ vakti biter, kaza olur. Demek duâ bir sırr-ı ubûdiyettir.” (Sözler, 23. Söz/5. Nokta)

Mevsiminde bulunduğumuz şu günler duâ edilmesi istenilen o günler değil mi? Tam da o günlerdeyiz ve bugün ümmet için hem kavlî duâ etmek, hem de Kur’ân ve iman hakikatlerini tebliğ ve neşir ile fiilî duânın tam da zamanıdır. 

Bugün yeryüzünü kasıp kavuran, insanlığın hayatını halen çok ciddî olarak tehdit eden, arzî mi semavî mi olduğu ancak İnd-i İlâhî’de malûm olan, maruz kaldığımız, üzerimize belâ gibi gelen ve günden güne etkisi azalıyor diye ümid edilirken farklı suret ve özelliklerle ortaya çıkan şu salgın hastalığın ve tehdidinin üzerimizden kaldırılması için kabûle karin vakitlerde, hani şu goncaların açıp güle döndükleri seherlerde, çoktan beridir çoğu kimsenin terk ettiği, o manevî lezzetine doyulmayan teheccüd secdelerinin ardından,

Tarihin belki de en şiddetli ve dehşetli tehlikesi olan ahir zamanın imansızlık cereyanlarından halâs u felâhmız için, İlâhî rahmet ve şefkatin celbi için, insanlığın, ümmetin, milletimizin ebedî saadeti için, beldelerimizin, Allah’ın hıfz u himayesiyle muhafazası ve emn u emaneti için, ailelerimizin ve yakınlarımızın maddî ve manevî hastalıklardan şifayab olması, şu cahil ve gafil ahvalimizin hikmete ve marifete dönüşmesi için,

Evvelâ samimane olarak ihlâs ile bol bol tevbe-istiğfar ve ardından acz ve ihtiyacımızı bütün zerrelerimizle hissederek Rabb-i Rahim’in Dergâh-ı Ulûhiyyetine eller açılmalı, kalbler ve gönüller O’na yönelmeli. Esma ve sıfatlarını şefaatçi kılarak makbûl ve mücerreb duâlar, tahmidiyeler, sekineler, salâvat-ı şerifeler yanık yüreklerle, titrek ve mahruk nidalarla, taşları bile yumuşatacak yakarış ve niyazlarla af ve mağfiret kapıları çalınarak Âlemlerin Rabbi’nden ısrarla istenilmeli...

Öyle demişti aşk çağlayanı Hazreti Mevlânâ; “Allah vermek isteyince kulunun kalbine istemeyi verir.” Asrın Mevlânâsı Bediüzzaman da aynı manayı şu cümlelerle ifade etmiş; “Vermek istemeseydi istemeyi vermezdi” diye…

Görünen o ki şu günler şefkatli Rabbimize halimizi arz ederek O’nun rahmet, merhamet, lütûf, ihsan ve ikramlarını bahş etmesini, şifa, sıhhat ve afiyet ile sulhu, sükûnu ve selâmeti üzerimize serpmesini isteme günleridir. Tam da ibadet ve duâ mevsimindeyiz. O bizi rahmete erdirmek için duâya dâvet edip “İsteyin, vereyim” diyor. O halde istemeli ki bol bol versin. Bize düşen de O’nun rahmetine nail olacak, razı ve memnun olacağı kulluk hallerine bürünmek olmalı.

Okunma Sayısı: 1720
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı