Kadın, toplum içinde tek bir sıfatla anlatılamayacak kadar çok yönlü bir hayatın sahibidir.
Kimi zaman anne, kimi zaman eş ve kardeş; kimi zaman teyze, hala, baldız, gelin, görümce; kimi zaman anneanne, babaanne veya torundur. Her isim, hayatının başka bir dönemine, başka bir gönül bağına açılır. Fakat bütün bu rollerin merkezinde, yeri hiçbir zaman değişmeyen bir makam vardır: Annelik.
Kur’an-ı Kerim, annenin taşıdığı yükü ve yaşadığı zorluğu özellikle hatırlatır: “Annesi onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu.” (Ahkaf: 46/15)
Annelik, sadece bir çocuğu dünyaya getirmek de değildir. Bir ömrü evladının iyiliğine adamak; uykusuz gecelerde başucunda beklemek, hastalığında yüreğiyle onun yanında olmak, sevincini kendi sevincinden üstün tutmaktır. Anne, evladının acısını kendi içinde hisseder; onun için ettiği duayı ise çoğu zaman kimseye duyurmaz.
Çocuk büyür, kendi yoluna gider, bir yuva kurar. Fakat annenin gönlündeki evlat hiç büyümez. Yaşı kaç olursa olsun, onun gözünde hâlâ korunacak, kollanacak ve duasına emanet edilecek kişidir. Çünkü annelik, zamanla eksilen değil, yıllar geçtikçe derinleşen bir sevgidir.
Yıllar sonra aynı kadın anneanne veya babaanne olur. Torununu kucağına aldığında anneliğin başka bir mevsimine adım atar. Geçmişin hatıralarını geleceğin çocuklarına taşır; bir ninniyle, bir nasihatle, bir sofrayla kuşakları birbirine bağlar.
Hayat arkadaşına eş olur; sevincini ve sıkıntısını paylaşır, yuvanın kuruluşunda olduğu kadar huzurunda da emek verir.
Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurur: “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım.” (Tirmizî, Menâkıb, 63)
Kadın, bir başka zaman kardeştir; çocukluğun ortak hatıralarını taşır. Teyze ve hala olarak yeğenlerine şefkatle uzanır. Gelin olarak yeni bir yuvaya katılır; görümce ve baldız olarak aileler arasında yeni bağların kurulmasına vesile olur. Torun olduğunda ise evin neşesine dönüşür.
Bütün bu roller değişir, isimler çoğalır; fakat kadının taşıdığı temel değer değişmez: Sevgi, merhamet ve vefa.
Üstelik kadının yaptığı fedakârlıkların önemli bir kısmı sessizdir. Karşılık beklemeden verir, yorgunluğunu çoğu zaman belli etmeden ailesine yetişir. Onun emeği bazen sofrada, bazen bir duada, bazen de yalnızca “İyi misin?” diye soran bir cümlede saklıdır. Kadını anlatmak, aslında bir ailenin hikâyesini anlatmaktır. Çünkü o; kimi zaman bir çocuğun elinden tutar, kimi zaman bir eşin omzuna omuz verir, kimi zaman bir kardeşin sırrını saklar, kimi zaman torununa geçmişten bir hatıra bırakır.
Roller değişir, yıllar geçer, hayat başka başka isimler verir. Fakat bazı bağlar vardır ki zaman onları eskitemez. İşte kadın, bütün bu isimlerin içinde sevgiyi taşıyan; annelikle ise o sevgiyi ömrün en derin yerine yerleştiren kişidir.
Belkide insanın hayata dair öğrendiği en büyük gerçeklerden biri şudur:
Bir annenin evladı için yaptığı fedakârlıkların hesabı tutulmaz; çünkü anne sevgisi, hesapla değil, yürekle yaşanır.