"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Tamir edeyim derken...

Mikail YAPRAK
09 Haziran 2022, Perşembe
Uzun zamandır düşünüyordum. Acaba yazsam mı yazmasam mı? Ve nihayet şöyle bir girizgâhla yazıverdim gitti:

Nedir bendeki bu halet-i ruhîye, aziz ve sadık okurlar? Allah dert vermesin! Ben derdimi sizinle paylaşmayıp da kiminle paylaşayım? İşte derdimin bir tanesi şudur ki, gönderdiğim bir yazıyı tekraren tashihe tâbi tutup, güya bazı ufak tefek arızaları giderdikten sonra yeniden gönderiyorum. Bereket ki, bu yeniden göndermeler, üçüncü defayı aşmıyor ve o üçüncü gönderme de “son şekli” ünvanını alıyor. Buna rağmen, karşı taraftan da şamar gibi bir “gönderme“ alabiliyorum bazen. “Son şeklinin, son şeklinin en son şekli ne zaman gelecek?” diye.

***

Avrupa’dan yazan kadim dostum, bendeki bu hastalık derecesindeki titizliği bilip bilmeden, bir yazısını, “Şuna bir bakıver” diye uzatmaz mı? Ben de, “Tashihat serbest mi?” sorusuna, baş sallayan bir cevabın cesaretiyle, bir iki kelimeyi düzeltmeye yeltenme sadedinde, “tahrip”le başlayan iki cümleyi peş peşe getirerek, güya akıcılık kazandırmak istedim. Sonunda gazetede o “tahrip” kelimesinin biri “tarih” olarak çıkmaz mı? Alın işte benim yüzümden tarihî bir hata.. Ve “tamir” adına bilmeyerek yapılan bir tahribat..

***

İşte altı çizilecek bir cümle: 

Tamir adına tahribat. Ve en çok sakınmamız gereken hususlardan bir tanesi. Büyüklerimiz buna “kaş yapayım derken, göz çıkarmak” demişler. Aslında niyet “yapmak” olsa bile bazen yıkıma yol açabiliyormuş. Demek ki sadece niyetle olmuyormuş. Dikkat lâzım, itina lâzım, muhakeme lâzım. Daha ötesi ilim lâzım, maharet lâzım. Halbuki tamir bizim biricik işimiz, asıl mesleğimiz. Külliyatta kaç yerde “Mesleğimiz tamirdir” geçer.

Uhuvvetin, tesanüdün ve ihlâsın bizim mesleğimizdeki yerini bilmeyenimiz yoktur. Buna âzamî dikkat edildiğini de kimse inkâr edemez. Bu husustaki hassasiyet ve dikkate rağmen, nazlanmalar olur, hatta kırılıp dökülmeler olur. Halbuki nesebî kardeşler bazen yumruk yumruğa girişirler de, babalarının huzuruna çıkınca, “Hiç babacığım biraz şakalaşmıştık işte” deyip sıyrılırlar. Yahu, bizdeki bu nasıl bir kardeşliktir ki, bazen bir (surat asmak demeyeyim de) candan tebessümsüzlük bile zarar verebiliyor. Büyük Üstad’ın bunu ne kadar veciz ifade ettiğini bilirsiniz:

“Saatimizin zembereğine ve gözümüzün hadekasına gelen bir saç, bir zerrecik dahi incitir.”

“Bir sinek kanadı göz üstüne bırakılsa, bir dağı setreder, göstermez.”

Bazen bu birinci cümledeki “incitmeme” emrine ne kadar dikkat edersen et, yine incitebiliyorsun. Zira ötekinin gözünün üstüne sinek kanadı düşmüştür. O kardeşin gözünün üstüne düşen kılı, hassas bir cımbızla almak yine sana düşüyor. Kılı alıyorsun, kardeş sana tebessüm ediyor, bir de candan kucaklıyor.

Ha bazen yanlış anlaşılmak da kaçınılmaz oluyor. Aslında sen iki kardeşin arasını bulmaya çalışıyorsun. Ama yanlış bir metodla, her birisini ayrı mekânlarda dinliyor, sonra birininkini ötekine aktarıyorsun. Yani farkında olmadan söz taşıyıcı oluyorsun. Sonunda biri tarafından, belki her ikisi tarafından yanlış anlaşılabiliyorsun. En iyisi, (bağlar tamamen kopmamışsa) onları bir araya getirip, beraberce dinlemek..

***

Yüksek müsaadenizle aziz dostlar, bu makalemizde öyle belli bir mevzuun etrafında dönüp dolaşmayayım. Girizgâhda olduğu minval üzere devam edeyim. Hem ilhamımız da bu yönde seyrediyor, onu incitmeyeyim ki, uçup gitmesin. Zaten ara sıra yazamayışımızın mazeretini “ilhamsızlık” olarak ilan edip, Yazıişlerimize, “İlham yok, mazur görünüz” diye yazdığımız da olmuştur geçmişte... Nasıl olsa, yazma konusunda gazetemle olan mutabakatımın esasını, karşılıklı isteğe bağlılık teşkil ediyor.

–Yazıyorum.

–Sen bilirsin.

–Yazmıyorum.

–Eh vallahi sen bilirsin, ama...

İşte bu “ama” kelimesi bile sizi teşvike yetiyor. Zira bu “ama”nın arkasında gizli bir “Yazarsan iyi olur” vardır. Ama yetkili kadro bunu açıkça söylemeyi fazla buluyor. Zira Bediüzzaman’ın gazetesinde “minnetsizlik” vardır. 

Okunma Sayısı: 1843
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Andullah

    9.6.2022 18:53:10

    Seher vakitleri ilham yağmurları yağar. Ey karanlıklar şimdi artık ağar

  • Mikail Yaprak

    9.6.2022 17:52:56

    Estağfurullah. Müjdat bey, haklısınız. O cümle internet sayfamızda yok artık.

  • Müjdat Bayar

    9.6.2022 08:49:52

    Affınıza sığınarak ve haddim olmayarak ”ne İsa'ya ne Musa'ya yaranabilmek” deyiminin sık kullanılsa da hoş olmadığını düşünüyorum. ''Yaranamamak'' ifadesinde karşı tarafın zaafı ve eksikliği de var.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı