"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bediüzzaman ve Suat Ünlükul

Misbah ERATİLLA
06 Ekim 2020, Salı
Suat Ünlükul, yıllardır içinde biriken sıkıntısını babası Abdulmecid Ünlükul’a açar. Babasına: “Baba, amcam Seyda’yı ziyaret etmek istiyorum” der. Baba Abdulmecit, oğlu Suat’a: “Oğlum, sen Seyda’nın ziyaretine gidersen seni memuriyetten atarlar. Biliyorsun, Seyda’nın akrabalarına memuriyet yasağı koymuşlar. Beni bile memuriyetten aldılar. Bir de sen amir olmak istiyorsun. Bırak amir olmayı senin memuriyetini dahi yakarlar!” der.

Suat, babasıyla yaptığı konuşmadan sonra anlar ki babasının onun Seyda’yı ziyaret etmesine rızası yoktur. Suat da bir sabah kalkar kimselere haber vermeden Konya’dan Emirdağ’a amcasını ziyaret etmek için yola çıkar. Emirdağ meydanına vardığında Bediüzzaman’ın iki talebesi Suat’ı karşılar ve ona: “Suat Bey, hoş geldiniz. Üstad sizi bekliyor” der. 

Suat merak ettiği amcasını böyle erken bulabileceğini beklemiyordu. Talebelere: “Amcam benin geleceğimi biliyor muydu?” diye sorduktan sonra kendi kendine bu nasıl olur diye söylenir. Talebeler: “Üstad seni almak için bizi yolladı.” diye cevap verir. Bu durum Suat’ın yüreğinde anlam veremediği bir heyecan kasırgası estirir. Otuz yaşında olmasına rağmen Seyda’yı hiç görmemişti; ama evlerinde sürekli Seyda amcasının ismi geçer ve Seyda’nın yazdığı kitaplar babası tarafından okunurdu. Suat ne zaman babasına ‘amcamı görmek istiyorum’ dediğinde babasının üzerine korku okları yöneltmesine bir türlü anlam veremiyordu. Suat bu güne kadar ne amcasını görmüş ne de elini öpmüştü. Ama o amcasına sarılmak, onun yanında oturmak onunla konuşmak istiyordu. 

Suat cesaretini toplayıp korkularını, endişelerini bir kenara iterek hem de bir polis memuru olarak amcasını ziyarete gider. Yolda bir müddet amcasını zihninde canlandırmaya çalıştı; ama bir türlü nasıl biri olduğunu zihninde canlandıramadı. Derin düşüncelerden sıyrılarak biran önce amcasının yanına varıp elini öpmek için adımlarını hızlandırır. Yeni bir dünyaya adım atmış gibi hasret gözyaşlarını içine akıtır. Heyecanı doruktaydı. Yüreğinden fokur fokur kaynama sesi geliyordu. Nihayet amcasının kapısına gelir ve oda kapısını çalar. Orta büyüklükteki odaya girer. Yere serili ince bir kilim, dağ başındaki yalnız bir ağaç gibi bir köşede serili duruyordu. Bediüzzaman ise yatağının üzerinde oturuyordu. Suat odaya girer girmez yüreklerdeki duygu yoğunluğu bir anda ayaklarını yerden kesmişti. Bediüzzaman bir gökyüzü kadar geniş kollarını açarak “Suat’ım!” dediğinde Suat’ın bedeni rüzgârdaki bir kâğıt gibi tir tir titremeye başladı. Suat, amcasının elini öpmek için eğildi. Bediüzzaman, Suat’a elini öpme fırsatı vermeden boynuna sarıldı ve ağladı. Bediüzzaman yıllardır görmediği akrabaları adına Suat’a sarıldı. Yıllardır birikmiş gözyaşlarını nisan yağmuru gibi yüreğinden akıtır. 

Bediüzzaman ağlarken Suat’a: “Beni akrabalarıma hasret bıraktılar” diye söylendi. Amca ve yeğen birbirlerine sarılarak öylece bir süre kaldı. Suat artık mutluydu dünya gözüyle amcasını görmüştü. Mutluluktan Suat’ın ruhu bir kuş gibi gökyüzünü sevinçle dolaşıyordu. Bediüzzaman ise akraba ve kardeşlerinden yıllarca uzak bırakılmasının acısını sevince çeviren Suat’a sarılarak yaşıyordu. Suat amcasının ağlamasına dayanamadı ve amcasına: “Amca, sen biraz yat ben bir abdest alayım.” diyerek amcasını yalnız bırakarak talebelerin kaldığı odaya geçti. Talebeler sofra başında yemek yiyordu. Onu yemeğe davet ettiler. Sofrada ise çok az yemek vardı. Suat onları kırmamak için sofraya oturdu. Sofradaki yemeğin yendikçe bereketlendiğini gördü. Herkes sofradan doyarak kalktığında tabakta hâlâ yemek kalmıştı.

Suat bir süre sonra talebelerin kaldığı odadan tekrar amcasının odasına geçti. Suat’ı tekrar gören Bediüzzaman gözlerinden yeniden yaşlar akmaya başladı ve bir daha Suat’a sarıldı.

Hasretle kaynayan yürekler yavaş yavaş duruldu. Aralarında sohbet başladı. Sohbet esnasında Suat amcasına: “Amca sana bir şey soracağım.” der. Bediüzzaman: “Sor Suat’ım.” Suat: “Ben polis amiri olmak istiyorum. Sen ne dersin?” Bediüzzaman: “İçimizde bir polis olsun, tabi amir de olacaksın. Ama ilk seferde değil, daha sonra olacaksın. Gel gelelim iki sefer hapisliğin olacak!” der. Yavaş yavaş konuşulanlar konuşulur ve artık ayrılma vakti gelir. Bediüzzaman, maddi durumunun pekiyi olmadığını bildiği Suat’a: “Senin tayinin çok az.” der ve cebinden kesesini çıkarıp içinden dört tane sarı yirmi beş kuruşu çıkarır Suat’a “bu senin harçlığın ve tayinin” diyerek verir. Bediüzzaman dört adet yirmi beş kuruşu Suat’a verdikten sonra ona: “Sen burada fazla kalma, buraya gelirler seni yakalarlar, ekmeğinden olma ve hemen seni götürsünler otobüse bindirsinler.” dedikten Sonra: “Abdulmecid’e selam söyle ve benim yerime onu öp. Onu çok özledim!” der. Suat amcasının elini öper. Konya’ya doğru yola çıkarken onu görmenin sevinciyle ve ondan ayrılma hüznüyle eve döner.

Suat tebessümlü bir yüzle eve döndüğünde babasına: “Baba, ben nereden geliyorum biliyor musun?” der. Abdulmecit Suat’a dönüp: “Nereden?” Suat: “Seyda amcamın yanından geliyorum. Sana da çok çok selam söyledi ve benim yerime onu öp.” dedi. Abdulmecit ayağa kalktı biraz durdu şaşırmıştı: “Suat nasıl gittin. Seni yakalamadılar mı? Yanına kimseyi yaklaştırmıyorlardı. Neler konuştunuz?” diye soruları arka arkaya sıralamaya başladı. Suat aralarında geçen konuşmaları bir bir babasına anlattığında Abdulmecit gözyaşlarını siliyordu.

Aradan yıllar geçer. Suat amirlik sınavına gireceklerin listesini hazırlamak ile sorumlu olmasına rağmen listenin başına arkadaşlarının ismini sonuna da kendi ismini yazar. Ve o yıl kontenjan dolduğundan sınavına giremez. İkinci yıl sınava girer ve amir olur. Suat aynı zaman da çok iyi bir hat sanatçısıydı. Konya’da yazdığı Besmele-i Şerifi ve birkaç tabloyu bir arkadaşının dükkânına emanet bırakır. Kendisini saf dışı bırakmak isteyen biri onu şikâyet eder. Suat yargılanıp üç ay hapis yatar. İkinci hapis cezası ise Eskişehir’de yol trafik kontrolü yaparken aracının benzini biter. Bir askeri araçtan ricayla bir çanta benzin alır ve şikâyet sonrası benzini veren baş çavuşla Suat beş aya yakın cezaevinde yatar. İşin ilginç tarafı ise Suat, amcası Bediüzzaman’ın 1935 yılında Eskişehir’de tutuklu bulunduğu hapishanede aynı koğuşta kalır. Böylece Bediüzzaman’ın, yıllar önce Suat için söylediği iki olay gerçekleşmiş olur.

Bir gün Abdulmecit Ünlükul’un kapısı hızlı bir şekilde çalınır. Kapıyı açtıklarında karşılarında asker ve polislerden bir duvarla karşılaşırlar. Baba Abdulmecit, neler oluyor diye dışarı çıktıktan sonra içerdekilere seslenir: “Seyda gelmiş!” der. Evdekiler Bediüzzaman’ı görmek için hemen sokağa çıktılarında Bediüzzaman’ın içinde bulunduğu araba kapıya doğru yanaşmaya çalışır. Polisler ve askerler etten bir duvar gibi arabanın önüne geçip Abdulmecit’le Bediüzzaman’ın görüşmesine engel olur. Abdulmecid o kalabalık arasında zor da olsa ağabeyi Bediüzzaman’la konuşmaya çalışır. Polis ve askerler de arabayı iteleyerek evin önünden uzaklaştırır. Diğer taraftan bir gurup polis ve asker Abdulmecid’i uzaklaştırır. Araba mecburi hareket ederek geri gider. Abdulmecid’in küçük kızı Saadet ise “SBn amcamı göremedim, onu bana gösterin” diye ağlamaya başlar. Saadet’i susturmak için çaba harcanır ama Saadet susmaz. Abdulmecid ve aile efradı Bediüzzaman’ın geri giden arabasının ardından hüzün ve gözyaşlarıyla baka kalırlar. Abdulmecit içinden: “Buluşmamız ve kucaklaşmamız ahirete kalmıştır!” der. Saadet’in “amca amca” diye ağlaması daha şiddetlenir. Sokak başına varan Bediüzzaman’ın içinde bulunduğu araba bir an da durur ve hareket ederek onlara doğru gelmeye başlar. Herkes şaşırmış gelen arabaya bakar. Araba kalabalığı yararak tekrar kapının önüne yanaşır. Saadet arabanın geldiğini görünce ağlamayı kesip kalabalığın arasında koşarak Bediüzzaman’ın içinde bulunduğu arabanın açık penceresinden içeriye atlar ve “amca amca” diyerek Bediüzzaman’a sarılır. Bediüzzaman da kapısına kadar geldiği halde kardeşinin yerine yeğeni Saadet ile hasret giderdi. Polisler olup biteni hayretler içinde izledikten sonra bir gurup polis arabanın içindeki Saadet’i araçtan indirir ve araç hareket ederek evin önünden ayrılır.

Bediüzzaman o gün oraya kardeşi Abdulmecid’ten helallik almak için gelmişti. Bediüzzaman kardeşi Abdulmecid’e polis ve askerden oluşan duvarın arkasından seslenerek: “Abdulmecid, hakkını helal et! Bizi birbirimize hasret bıraktılar, buraya senden helallik almak için geldim. Sen üzülme, az kaldı yedi sene sonra beraber olacağız. Sen geleceksin!” der. Abdulmecit o gün ağabeyi Bediüzzaman’la kucaklaşamadığı için çok ağlamıştı. Kendi kendine “Seyda bizi bir birimize hasret bıraktılar” diye söylenirken ağlamaktan gözünde yaş kalmamıştı. 

Suat Ünlükul 4 Ekim 1993 yılında vefat etti.

Kaynak:

Ömer Özcan-Ağabeyler Anlatıyor-6 

Okunma Sayısı: 1305
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ömer YAŞAR

    6.10.2020 12:00:50

    Müdürüm Allah razı olsun, yüreğe dokunan bir yazı olmuş. Hasret ile geçirilen bir yaşamdan ufak bir kesit bile okuyucuları etkiliyor.

  • ihsan pilatin

    6.10.2020 10:12:40

    Allah razı olsun, hocam.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı