"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Molla Mehmed’in kızı, validem Emine Sungur

Muhammed Nur Sungur
14 Şubat 2026, Cumartesi
99 sene gibi uzunca ve bereketli bir ömrün nihayetinde Hakk’a ve ebedler âlemine yürüyen annemi (ve de babamı) Rabbim engin rahmet, merhamet ve mağfiretiyle sarıp sarmalasın. Ruhu şad, kabri nur, mekânı Cennet, derecesi âli olsun. Amin.

22 Ocak 2026 tarihinde bin aydan daha hayırlı bir geceyi içinde barındıran kudsî Ramazan ayının muştusu mübarek Şaban ayının ilk Cuma gecesinde bu mihnet ve külfetlerle lebaleb, fânî dünyadan ehl-i imana ücret ve mükâfatlarla dolu saadet yurduna gerçek canlılık hayatı olan ahiret âlemine göç eyledi. 

"DÜNYA HAYATI OYUN VE EĞLENCEDEN İBARETTİR"

Rabbimizin; yüce kitabımız Kur'ân-ı Kerîm'de Ankebut Sûresi 64. ayetinde buyurduğu gibi:

‘(Oysa onların tek gerçek kabul ettikleri) bu dünya hayatı hakikatte sadece bir oyun ve eğlenceden ibarettir; ahiret yurduna gelince işte asıl hayat odur; keşke bunu bilselerdi.’

Rabbim, bu fânî ve yalan dünyanın hay-huylarına kapılmadan esas gerçek hayat olan ebedî âlemin idrakine, sırrına erenlerden ve ebedî saadete mazhar olan zümrelerden eylesin bizleri.

Yine Kur'ân'da buyurulduğu gibi “Onlar bir ümmetti. Gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorguya çekilecek değilsiniz” (Bakara Suresi: 141.) 

Bu ayet, herkesin yalnızca kendi yapıp ettiklerinden sorumlu olacağı, farklı kuruntulara kapılmadan kurtuluş yolunu herkesin kendi ameliyle, Rabbi ile irtibatı, ibadeti, kulluğu sayesinde Cenab-ı Hakk'ın rızasını elde etmekle mümkün olacağını bize anlatmaktadır. 

ANNEM DİNDAR BİR AİLEDEN GELMEKTEYDİ

Merhume validemin 99 yıl kadar uzun bir ömrünün yarısı köyümüzde geçti, geri kalan diğer yarı ömrünü de İstanbul'da tamamladı. Evlilikleri, babamın Köy Enstitüsünü bitirip kendi köyümüzde muallim (öğretmen) olarak vazifeye başladığı 1945 yılında gerçekleşir. Dedem merhum muhtarlık yaptığı için babamı mezun olur olmaz köyümüze kendi yaptırdığı okula tayin ettirir. 

Enstitüde aldığı eğitim-öğretim sonucu Cumhuriyet devrimlerinin yılmaz bir savunucusu olarak göreve başlayan babam; anneme, o zaman muasırlaşmak ya da asrîleşmek şimdi de çağdaşlaşmak diye ifade edilen ismiyle annemin giyim tarzına müdahale ederek ‘Hatun bundan böyle asrî giyineceksin’ diye söyler. Halbuki annem Molla Mehmet'in kızı olarak dindar bir aileden ve o günün şartlarında Anadolu insanının giyim kuşam tarzına göre giyinmektedir. Kaldı ki babaannem de çok dindar ve mazbut bir ailenin kızı olarak tanınır. Babaanneme de babam, aynı şekilde "Asrîleşeceğiz, muasırlaşacağız" diye telkinlerde bulunur. 

ÖĞRETMENLERİN TELKİNLERİ BABAMA GEL-GİTLER YAŞATIR

Haddizatında babam böyle iki taraftan da dindar bir aileye mensup olmasına rağmen, okulda aldığı eğitim sonucu bilhassa öğretmenlerinin dine karşı muhalefetleri, telkinleri neticesi kendi iç dünyasında şüpheler ve gel-gitler yaşar. Babam sonraki dönemde okul hayatını anlatırken "Bazı muallimlerimiz tarafından bize dinsizlik telkinleri yapılmıştı" diye ifade edecekti. Babaannem, babamın bu minvaldeki tutumlarından dolayı "Ya Rabbi! Bu oğlan niye bu hallere girdi, neden böyle oldu?" diye evimizin penceresine çıkarak gözyaşı döker hayıflanırmış. "Ben buna helâl süt verdim, helâl süt emzirdim Allah’ım! Oğlumun yolunu düzelt’ diye dua edermiş. 

BİZİM KÖYÜ SAİD NURSÎ DÜZELTTİ

Bir gün bizim evin yanından geçerken babaannemin bu feryadına şahit olan çok nüktedan ve feleğin çemberinden geçmiş köylümüz Osman Ergün Amca babaanneme hitaben: "Cemile aba; madem sen bu oğlana helâl süt verdin, üzülme. Bir gün gelir o ‘yerciu aslehu’ yani aslına döner" der. Köyümüzde vefatından evvel bir cami odası ve sohbet evi yaptıran bu zattan ben de defaatle "Bizim köy ve havalisini Said Nursî düzeltti" dediğini işitmişimdir.

AYETÜ'L-KÜBRA İMDADA YETİŞİR

Babamın materyalist ve maddeci felsefe ile alâkalı kitapları okuması ve okuldaki telkinlerle düştüğü felsefî çıkmazdan ilk kurtuluşu komşu köyümüzün imam-hatibi İbrahim Yakut Hoca'nın o zaman teksirle basılmış ‘Ayetü’l-Kübra’ risalesini vermesiyle başlar. Bilahere Eflani ve civarının manevî mürşidi olan Ahmet Fuad Hoca ve Safranbolu'da Hıfzı Bayram ve Mustafa Osman ağabeylerle tanışır. Babamın Risale-i Nurları tanıması ve bu davaya intisap etmesiyle birlikte hayatı tamamen değişir ve Hazret-i Bediüzzaman'a olan iştiyakı, onu görüp ziyaret etme arzusu günden güne artarak devam eder. 

BEDİÜZZAMAN'I İLK ZİYARET

İlk ziyareti 1947 yılının Eylül ayında gerçekleşir. O yüce kametin hizmetinde, o sırada genç yaşında Ceylan Ağabey vardır. Babam huzura girdiğinde Üstadın ilk sözü "Ceylan bir Sungur, Sungur bir Ceylan’dır" iltifatı olur. Evli olup olmadığını sorar ve "Eğer evli olmasaydın seni de Ceylan gibi yanıma alırdım" der. Üstad kendi hayatını ve mücahadesini anlatır, birlikte ikindi namazını eda ettikten sonra babam ayrılır ve memlekete döner. Dönünce Nur risalelerini tanıma hususunda 4-5 kişiden feyz aldım dediği; Ahmet Fuad Hoca, Mustafa Osman ve Hıfzı ağabeyler, vs. kişilerle buluşur ve Hazret-i Üstada ziyaretini anlatır.

NUR HİZMETİNİN KARA SEVDALISI OLUR

Bu ziyaret sonrasında babam âdeta yerinde duramaz kabuğuna sığmaz bir hale girer ve bu iman-Kur'ân davasının ve hizmetinin kara bir sevdalısı olur. Afyon hapsinde Üstadla beraber kalıp tahliye olduktan sonra, yanında hizmetinde kalmaya karar verir. Tabiî bu hususta babamın en büyük destekçisi annem olur. Merhum babam şöyle anlatmıştı: "Ben Üstada gittiğim zaman bizim hanım daha gençti, o sırada bir rüya görüyor. Üstadımız rüyada anneme ‘Sen Mustafa'nın sayesinde kurtulacaksın' der."

SONSUZ BİR YEŞİLLİK

Merhume annem de şöyle anlatmıştı:

"Bir Kurban bayramında baban hapisteydi. Hüzünlenip çok ağlamıştım. Kuşluk vakti odada sedirdeydim. Aniden Üstad Hazretleri kapıdan geçti, böyle üzerinde cübbesi, ayağında beyaz yün çorabı ve lastik ayakkabısıyla kapıdan geçti ve başıma geldi. 'Ben Sungur'un refikasıyım' dedim. Üstad 'Ben biliyorum, ben biliyorum' dedi. Üstadım sana evlâtlarım, canım, ruhum feda olsun dedim, kapıdan gitti böyle arkasından ben de gittim. İndi, evin dışında bahçede büyük ve geniş bir kuyu var. Üstad kuyunun başında kenarında şöyle duruyor, Üstadım düşersin oradan dedim. Bana, 'Oraya atla sen' dedi. Ben atladım, birden orası uzun ve dümdüz bir yer oldu sonsuz bir yeşillik…"

"GİT, SEN ÜSTADA HİZMET ET, ÇOCUKLARA BEN BAKARIM"

"Baban Üstadın yanına gidince, tabiî ki kolay bir şey değil öğretmenliği bırakmak. Bir tarafta çocukları, bir tarafta dava, baktım üzülüyor. Teselli için dedim: 'Sen git ben işleri yaparım, çocuklara bakarım hatta sana para bile gönderirim.'" Validem Emine Sungur bırakın köstek olmayı babamı teşvik için bilâkis destek oluyor. Bu meselede annemin hisse ve payı asla inkâr edilemez. Babamı babam yapan âdeta annemdir. 

ÜSTAD: SUNGUR, HAREMİN HİZMETLERİNE ŞERİKTİR

Annem Hazret-i Üstad'ın dua ve iltifatına mazhar olup babama Hazret-i Üstad'ın "Sungur! Haremin hizmetlerine şeriktir" müjdesini kazanan ve babamın bu hizmet-i imaniye ve Kur'âniye davasında en büyük destekçisi ve biz yedi evladının yetişmesinde, büyümesinde, terbiyesinde ve köydeki bilumum maişet, tarla, bahçe ve diğer işlerde yükünü üstlenen çok gayretli azimli sabır ve sebatla çalışan fedakâr ve cefakâr bir anneydi. Öyle ki; ilkokul diploması bile olmadan İstanbul'a sırf çocuklarının tahsili, eğitim-öğretimi için gelen bir Anadolu kadınının, İstanbul hanımefendisi olarak ahirete irtihali çok manidar değil mi?

ANNEM SON ŞAHİTLERDENDİ

Burada şunu da ifade edeyim, annem bu uğurda yaptığı fedakârlık ve göğüslediği sıkıntıları katiyen dillendirilmesini istemez, hepsini ve her şeyi Allah rızası için yaptık derdi. Annem Son Şahitlerdendi. Hazret-i Üstadı, biri Eskişehir'de, diğeri de Emirdağ’ında iken iki defa ziyaret etmiştir. Bir üçüncüsü de ruhen temessül suretinde, babam hapisteyken bizim köydeki eve gelerek annemin sırtını sıvazlayıp "Üzülme kızım bugünler de geçer" diyerek teselli etmiştir.

 ÜSTADIN DUASINA NAİL OLMUŞ

 Hazret-i Üstadın anneme diğer bir iltifatı da ziyareti sırasında şöyledir: "Hacda tavaf ederken vefat eden Âlime Hanım namındaki merhume hemşiremle birlikte sana dua ediyorum, seni onun yerine kabul ettim" demiştir. 99 sene gibi uzunca ve bereketli bir ömrün nihayetinde Hakk’a ve ebedler âlemine yürüyen annemi (ve de babamı) Rabbim engin rahmet, merhamet ve mağfiretiyle sarıp sarmalasın. Ruhu şad, kabri nur, mekânı Cennet, derecesi âlî olsun. Amin. Ruhu, ruhları ve bütün ehl-i iman mevtalarımızın ruhlarına El-Fatiha…

Okunma Sayısı: 191
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı