Cenazeyi, yüzü kıbleye dönük olarak kabre koymak vâcibdir. Sağ yanı üzere koymak sünnet-i seniyyedir.
Cenazeyi kabre indirenlerin, “Bismillahi ve alâ milleti resûlillâhi” demeleri müstehabtır.
Kabir nemli ve yumuşak ise, cenaze sanduka içine konabilir. Aksi takdirde 4 mezhebe göre mekruhtur.
Cenazeye katılanlardan bâzıları sanki düğüne gelmiş gibi davranıyorlar. Cenazeye katılan kişi, kendinin de bir gün toprak altına girip hesap vereceğini düşünmeli ve ibret almalıdır. Ölüm nasihatına kulak tıkamamalıdır. Ölenler için dua ve istiğfarda bulunmalıdır. Cenaze kabre konulduktan sonra, orada hazır bulunanların her birisinin, iki avucuyla toprak atmaları müstehaptır.
Toprak atarken birinci atışta “Minhâ halaknâküm” “Sizi topraktan yarattık”; ikinci atışta “Ve fîhâ nuîduküm” “Ve sizi oraya iâde edeceğiz”; üçüncü atışta “Ve minhâ nuhricuküm târeten uhrâ” “Ve sizi tekrar toprağa iâde edeceğiz” âyetini okumaları müstehabdır. (Tâhâ Suresi: 55)
Cenazenin gündüz defnedilmesi müstehab, gece defnedilmesi ise câizdir. Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem definden sonra kabrin başında durur ve “Kardeşiniz için Allah’tan mağfiret dileyin. O şu anda hesâba çekilmektedir” derdi. İşte bu bakımdan cenazeye katılanların dua ve istiğfarda bulunmaları sünnet-i seniyyedir.
“Nasihat istersen ölüm yeter. Evet, ölümü düşünen hubb-u dünyadan kurtulur ve âhiretine ciddî çalışır.” (Mektûbât, s. 273.)
İman, İslâm, ihlâs, istiğfar, dua, af, mağfiret, Kur’ân ve sünnet üzere kalınız.
(Merhum İbrahim Günaydın’ın vefatından önce gönderdiği yazıları, rahmete vesile olması duasıyla yayınlıyoruz.)