"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Nurs seyahatinden hatırda kalanlar (2)

Muzaffer KARAHİSAR
08 Ekim 2019, Salı
Nurs’ta Bediüzzaman’ın nur medresesinde İstanbul’dan gelmiş kardeşlerle karşılaştık.

Muhabbetle tanıştık, konuştuk, kaynaştık. Nurs’a gelmenin sevinci, orada insanlarla tatlı sohbetin huzuru vardı. Yatsı namazı ve tesbihattan sonra Risale-i Nur’dan ders başladı. Kendi köyünde Bediüzzaman, nur talebelerine konuşuyordu. Okunan iman hakikatlerini bütün dikkatimizle ve iştiyakla dinledik. 

İlerleyen saatlerde istirahat için dereye bakan, ağaçlık taraftaki odaya çekildik. Nurs’ta gece sessizliği vardı. Sani-i Hakîm, enva-i kâinatı sessizce konuşturuyordu. Bütün tabiat ve mahlukat, üzerlerinde tecelli eden Esma-i Hüsna’nın güzelliklerini karanlığın siyah hicabıyla setretmiş riyasız, hafi zikrine dalmıştı. Coşkun akan dere, çağlayan sesiyle cehri zikrini duyurmaya çalışıyordu, bizim gibi gafillere… Sonbahar esintileri ara ara yaprakları hışırdatıyordu. Bediüzzaman ve Nurs’u tefekkürle hissederek ve görerek o geceyi bütün duygularımla yaşamak istiyordum…

Nurs’un temiz ve berrak havası, günün yorgunluğu, gecenin mahmurluğu bedenime verdiği rehavetle gözlerim kapandı. Nurs’ta sükûnetin ve mutluluğun huzur veren kucağında bir an uyku âlemine dalmışım… Nice zaman sonra gözümü açtığımda, aralık kalan perdeden duvara aksetmiş, ay ışığını gördüm. Mehtabın nur halesi gibi yansıyan ışıkları: “Nurs’u bir de böyle görmek ister misin!” der, gibiydi. Pencereye yöneldim. Ay ışığında her tarafta beyaz tül örtülmüş gibi görünen Nurs, bir kademe daha güzelliğini nazara veriyordu. Açık havada gökyüzünün derinliklerinde göz kırpan yıldızların ve Ay’ın, beyaz ve serin ışıklarıyla yükseklerde dağların heybetli silueti görünüyordu. Aşağıya indikçe bağlar ve bahçelerde gür ağaçların süslediği Nurs evleri sokak lambalarının ışığıyla fark ediliyordu…

Abdest alarak bizleri, ruhaniyetlerinin manevî iklimine misafir eden Üstadın Babası Mirza Efendi ve müşfik Nuriye Annemize Fatihalar okumanın, tesbihat, ibadet ve dualar etmenin tam zamanıydı. O nurlu ve huzurlu gecenin kıymetli saatlerinde, hissettiğim manevi zenginlikler, hususi âlemimde bir an, bir ışık, bir iltifat, bir hatıra ve bir emanet olarak kalacaktı… Cenab-ı Hakkın ihsan ettiği lütuflara şükürler olsun… Sabah ezanı, ulvi bir davet olarak Nurs yamaçlarında yankılanmaya başladı. Otuz kişiyle eda ettiğimiz sabah namazı, tesbihatı, Kur’ân tilaveti ve sıra ile Risale-i Nur dersi okununcaya kadar ortalık aydınlandı. 

Güneşin kızıllıklar saçan aydınlanmasıyla perdeler arkasından zuhur eden Nurs’un gerçek yüzünü, cennet misali hüsnünü hayranlıkla ayan beyan temaşa ettik… Yüksek ve haşmetli dağlarla çevrilmiş. Dağların zirvelerinde çıplak ve yalçın kayalıklar var. Eteklerine indikçe gür ağaçlar ve yeşillikler başlıyor. Dağlardan gelen sular, küçük kanallarla köye hayat veriyor. Her evin önünde, yakınında bağlar, bahçeler, İlahi ikramları cömertçe sunan tablalar hükmünde… Havasıyla, suyuyla, yurduyla, yuvasıyla Nurs, gördüğümüz kadarıyla vakarlı, hürmetkâr, sıcakkanlı, samimi ve misafirperver insanlarıyla güzel, tatlı, hoş, şirin, mübarek bir köy. 

Sabah aydınlığında Üstadın doğduğu evi ziyaret ettik. Urfa’da Dergâh Camiinin haziresinde Aziz Üstadın hâlî duran kabri, boş beşik gibi hüzünlendirmişti. Baba ocağı, doğduğu tarihi ev, ziyaretçiler şenlendirse de her köşesi, ona olan hatırayı, hürmeti, hasreti ve iştiyakı çağrıştırıyordu. Anne şefkati ve merhametiyle geçen günler, ona gelecekte ışık tutmuş, istikamet vermiş. “Ben, değil dünyevi hayatı, lüzum olsa ahiret hayatımı da millet-i İslamiye hesabına feda edeceğim.” diyebilecek insanlığa ve âlem-i İslam’a bir rehber, bir halaskâr, bir hidayet serdarı yetiştirmiş. 

Bediüzzaman Külliyesinde iki rekât namaz kılıp dua ettik. Sonra etrafı ağaçlık patika yoldan, su kanalını takip ederek bol ağaçlı kabristana gittik. Her tesbihat ve dua ile yâd ettiğimiz Üstadın valideyni ve akraba-i taallukatı yüksek dağların eteğine yaslanmış, gür ağaçların bulunduğu kabirde asude, huzur ve sükûnetle yatıyorlar. Selam verdik, Fatihalar okuduk. Risale-i Nurdan aldığımız derslerle ölümü, kabri, berzahı, ahireti ve haşiri tefekkür ettik. Dualarla veda edip selamla, edeple huzurdan ayrıldık.

O hüzünle yollara düştük. Aynı gün Van’da Bediüzzaman mevlidine yetişmemiz gerekiyordu. Buruk bir ayrılığı hatırlatan sonbahar esintisi yaprakların renk cümbüşüyle hışırtısı, veda musikîsi gibi geliyordu kulaklarımıza. Arabamız, Bahçesaray’ın yüksek, karlı dağlarına ve çetin yollarına tırmanırken her fırsatta dönüp Nurs’a bakıyorduk. Çaresiz bedenimiz ayrılıp giderken; gönlümüz, Nurs’un cazip güzelliğine takılıp kalmıştı!..

Okunma Sayısı: 1004
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Oğuz Yiğiter

    8.10.2019 01:35:00

    Ne mutlu, Muzaffer Hocam en yakın zamanda inşaallah bize de nasib olsun diye, bu samimi hissiyatınızla dua talep ediyorum

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı