"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ölümün mahiyeti

Oğuz Bakırcı
04 Nisan 2020, Cumartesi
Gündemimiz malûm koronavirüs. Yetkili kişiler alınacak maddî tedbirleri ve yapılacak uygulamaları fazlasıyla anlatıyorlar. Bu konuda ek bir şey söylemeye hacet yok.

Ancak televizyon ve diğer yayın organlarında yapılan programlarda maalesef konunun manevî analizi yapılmıyor ve ahiret boyutu anlatılmıyor. Hem de Müslüman bir ülkede yaşamamıza, her gün camilerin minarelerinden tekbirlerin ve duâların yükselmesine rağmen! Her şey  aynı şekilde kalıyor.

Virüse karşı alınan tedbirlerin ve virüsten kaçışın iki amacı var; ölmemek vine başkasının ölmesine vesile olmamak. Bediüzzaman 21. Söz'de, insanda tevehhüm-ü ebediyet duygusundan bahseder. Yani bizler bu dünyada sonsuza kadar yaşayacağımızı sanıyoruz. Ölümü kendimize ve sevdiklerimize yakıştıramıyoruz. Ancak kıştan sonra baharın, gençlikten sonra ihtiyarlığın gelmesi nasıl kesinse, ölümünde bizi ve sevdiklerimizi bulması o kadar kesindir. Öyleyse öldükten sonra bizi ve sevdiklerimizi başka bir âleme alıp orda yaşatacak olan; hiçbir sıkıntı, ayrılık ve elemin olmadığı sonsuz bir hayatı bütün kutsal kitaplarda vaad eden, peygamberlerini mu’cizelerle destekleyip ahiret hayatını bize müjdeleyen Rabbimize iman edip ona göre amel etmemiz bizim tek kurtuluşumuzdur. Kur’ân-ı Kerîm'de belirtildiği üzere, bir yaprak dahi Rabbimiz'den izinsiz yere düşmezken ortalığı kasıp kavuran virüs, Rabbimiz emir ve iradesi dışında hareket edebilir mi? Virüs aracılığıyla başa gelen ölümler tesadüfi olabilir mi? Haşa!

'' Gördümki ölüm, ehl-i iman için terhistir. Ecel terhis tezkeresidir (görevini tamamlayan bir kişiyi serbest bırakma), bir tebdil-i mekândır (yer değiştirmedir), bir hayat-ı bakiyenin (devamlı ahiret hayatının) mukaddime (başlangıç) ve kapısıdır. Zindan-ı dünyadan çıkmak ve bağistan-ı cinâna (Cennet bahçelerine) bir uçmaktır. Hizmetinin ücretini almak için huzur-u Rahman'a girmeye bir nöbettir ve dâr-ı saadete (mutluluk yurduna) gitmeye bir dâvettir diye kât'î anladığımdan, ölümü ve mevti sevmeye başladım.'' (Şuâlar, İkinci Şuâ, Birinci Makam) diyen Üstad Bediüzzaman ölümü Müslümanlar için ne kadar güzel tarif etmiş. Hakikî iman etmeyip ölüme bu açıdan bakmazsak sevdiklerimizden ayrılmanın ve kendi ölümümüzü düşünmenin verdiği ıztırabı başka ne ile teskin edebiliriz?

Ölüme bu gözle bakıp, "iman nimetinden dolayı Rabbimiz'e sonsuz şükürler olsun" demeliyiz.

Okunma Sayısı: 880
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı