"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Vefada eşsiz bir şahsiyet: Bediüzzaman

Osman YETİM
16 Mart 2019, Cumartesi
Bu hasta ve gaddar ve fırtınalı asrın içimizden alıp götürdüğü önemli duygularından biridir vefa.

Kendisine yapılan iyilikleri unutmama, bu iyiliklere daha güzel bir tarzda mukabelede bulunma manasına gelir.

Vefa, bir Müslümanda bulunması gereken güzel huylardandır. En güzel vefa ise Rabbine karşı vefalı olmaktır. Malikini tanımak, kulluk vazifesini yerine getirmek ve verilen nimetlere şükretmek yaratıcısına karşı vefalı olmaktır.

Fertler kendi aralarındaki ilişkilerde de vefalı olmalıdır. Zira vefakârlığın yaşandığı toplumlarda itimat artmakta ve sosyal dayanışma olgusu kuvvetlenmektedir.

“Kıyamet gününde her vefasızın başına bir bayrak dikilir, bu vefasızlık etmiştir diye âlem halkına ilân edilir” buyuran gönüllerin sultanı, vefakârlığın en güzel örneklerini bilfiil yaşayarak ders vermiştir.

Bediüzzaman’ın hayatı da vefa örnekleriyle doludur.

Bediüzzaman bir gün huzuruna bir ziyaretçi kabul eder. Ona sorar: “Kardeşim sen hangi millettensin?”

“Tatarım” der.

Bir anda derin düşüncelere dalar Bediüzzaman. Yıllar öncesine gider. Sibirya’nın soğuk, uzun ve ıssız gecelerinde yaşadığı esareti hatırlar.

“Bir zaman esarette iken, Kosturma’da iki ihtiyar Tatar kadını, bir küçük pencereden benim yiyeceğimi getirip bana yardım ediyorlardı. Belki de onlar benim kurtulmama ve Risale-i Nur Külliyatı’nı yazmama vesile oldular. Bütün Tatar kabilelerini beş vakit duâma dahil etmişim. Hatta 1948’de bana zehir veren Afyon savcısı da Tatardı. Abdulvahid, sen neredeyse onu ara bul, mektup yaz. Ona hakkımı helâl ettim” diyerek iki Tatar kadının yardımına karşılık, bütün Tatar milletine duâ ederek vefa borcunu ödemiş, vefanın eşsiz misallerinden birini göstermiştir.

Onun vefası insanlara karşı gösterdiği vefayla sınırlı değildi. O kullandığı eşyaları dahi birer dost hükmünde görüp onlara karşı vefakâr olmuştur. Meselâ, kırılan çay kaşığının kaynak tutmamasından dolayı kendisine yeni bir kaşık alınınca; “Kardeşim sen biliyor musun? Bu kaşık benim kırk yıllık arkadaşımdır” diyerek onu tekrar tamir ettirmiş ve kaşığa karşı vefakârlığını göstermiştir.

Nitekim yıllar sonra Nurlar’ın ilk telif edildiği yer olan Barla’ya döndüğünde sekiz yıl kaldığı evine doğru ilerlerken gözyaşlarını tutamamış, vefalı dostu, haşmetli çınar ağacına vefa göstermiş, ona sarılarak hüngür hüngür ağlamıştır.

Ayrıca Bediüzzaman Barla’dan sonra yıllarca kaldığı Isparta vilayetini unutmamış ona karşı vefasını şu sözlerle nazara vermiştir: “Isparta’yı ve havalisini taşıyla toprağıyla seviyorum. Hatta diyorum ve resmen de diyeceğim: Isparta Hükümeti bana ceza verse, başka bir vilayet beni beraat ettirse, yine burayı tercih ederim.”

İşte o, münasebet kurduğu herkese ve her şeye karşı böyle vefalıydı. Kim bilir Rabbine karşı ne kadar vefalıydı?

Belki de o talebelerine “en yakın dost ve en fedakâr arkadaş ve en takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş” olunmasını telkin ederken, onlara vefayı ders veriyordu.

Okunma Sayısı: 2291
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı