"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Dernek, baro ve odalar...

07 Temmuz 2020, Salı
İnsanlar, bazı hâllerde bir araya gelip, başlıktaki gibi teşkilâtlarla faaliyetlerini yürütmeye çalışıyorlar.

Ama bunlardan bazıları, maalesef maksadının dışına çıkıyor. Son zamanlarda gündem teşkil eden “barolar” münasebetiyle bunları kaleme alıyoruz. Biz de başka bir meslek teşekkülü olan mühendis odalarıyla olan münasebetlerimizden dolayı fikirlerimizi yazalım istedik.

Eskiden “cemiyet” denilirdi. Kelimeler aslından bozuldukça “dernek” denildi. İnsanların çeşitli ortak cihetleriyle bir araya geldiği teşekküllerdir bunlar: Büyükşehirlerde yaşayan, “hemşehri dernekleri”... Aynı şeyi seven, düşünen, paylaşan v.s. insanların dernekleri… “Kanarya sevenler, memur emeklileri” vs. gibi… 

Mühendis-mimar, tabip, eczacı v.s. gibi mesleklerin odası, avukatların da barosu var. Bunların esas maksadı; millete, memlekete fayda sağlayıcı işlerde bulunmak üzere, üyelerinin hem hak-hukuklarını bir birlik hâlinde muhafaza etmek, hem de üyelerine meslekî gelişme ve yeniliklerle alâkalı kurs v.s. açmak idi.

Fakat, bu teşekküllerin çoğu, sol zihniyetin elinde olduğundan, hep milletle, milletin değerleri ile kavga edegelmişlerdir. En son, baroların yaptığı, bardağı taşıran hadise gibi...

Bizim de münasebetimizin olduğu bir makine mühendisleri odası vardır. Keza, onun da yukarıda saydığımız şekilde bir teşekkül ediliş şekli vardır. “Kamu teşkilâtı” sıfatıyla teşekkül edilen bu oda, hâlen, Türkiye’deki en fazla üyeye sahip odadır. (78 Ecevit hükümeti zamanında, mühendislik fakültesini bitirip, mühendis olan biri, devlet dairelerinde işe girebilmek için odaya kayıt mecburiyeti vardı. Garip bir vaziyet. Mühendis olsan da odaya kayıt olmazsan, seni mühendis saymıyorlar.) Bu ve diğer teşekküller gariptir ki, üyelerinin birçok özlük haklarına yardımcı olmadıkları gibi-tabiî, kendi görüşlerinde olan üyelere sahip oluyorlar, o başka-işleri, güçleri siyaset yapmak, milletin dinî ve millî değerlerine karşı gelmek oluyor. Her sene, Bursa Makine Mühendisleri Odası’ndan, Uğur Mumcu’nun ölüm yıl dönümünde mesaj gelir, “yarın filân saatte, Irgandı Köprüsü üzerinde Uğur Mumcu’yu anma töreni yapacağız, üyelerimizi bekliyoruz” diye. Bir seferinde, tekrar mesaj gelince, canım sıkıldı, mesaja cevap verdim. “Arkadaşlar, Uğur Mumcu makine mühendisi miydi acaba?” diye. Tabiî bana geri döndüler, pişkin pişkin “Sizi, bu medenî cesaretinizden dolayı tebrik ederiz” manâsında cevap verdiler.

Yani, milletin iç yüzünü pek bilmediği bu teşekküllerde (hemen hemen hepsi aynı) ne dolaplar döndüğünü îzah etmek için, bir iki misâl daha vereyim. Bir zaman, 28 Şubat dönemiydi galiba, Bursa’ya tayin edilen bir il emniyet müdürü, işgüzârlığından, güya trafikte sürücülerin dikkatli olmalarını sağlamak için “gündüzleri de far yak!” kampanyası başlatmıştı. Halbuki alâkasız bir şey. Lüzumsuz şeylerde ahkâm kesip, bağırıp çağıran oda, kendi mesleği icabı bu yanlışa karşı çıkmıyordu. 

Bir gün oda sekreterine: “Yahu, bu gündüz far yakma da nereden çıktı? Teknik olarak bunun yanlışlığını ve zararını bilmiyor musunuz? Aküden tut, tâ konjektör, şarj dinamosu, ampuller kabloya kadar, gece gündüz yandığı zaman, ömrü yarıya inmez mi?” sordum. “İner” dedi. “Peki, o zaman niye buna, oda olarak müdahale etmiyorsunuz, emniyet müdürüne izah etmiyorsunuz?” diye sorunca, “Valiyi karşımıza almak istemiyoruz!” diye cevap vermez mi? Bunun şimdi neresi meslek teşekkülü? Tamamen o çatı altında fink atarak, millete rağmen işlere teşne olmaktır bunun adı.

Makine mühendisleri binasının üzerinde bir meyhane yapmışlardı. Yine aynı sekretere sormuştum:

“Bunun burada ne işi var?” diye. Verdiği cevap; “Sizin aidatlarla, orada içiyoruz” olmuştu. Çok canım sıkılmıştı. O zamanlarda da devlet memuru olan mühendislerin, odaya kayıt mecburiyeti kalkmıştı, hemen istifa ettim.

Bu ve bunun gibi çok yanlış işi olan bu odanın, 7-8 bin civarında üyesi var. Bunlar, neredeyse, hep; üçte bir, dörtte bir oyla oda seçimini kazanıyorlar. Bizim düşüncemizde olan arkadaşlarla, bunlara muhalif bir grup teşkil ettik. İşimiz sadece mühendislik faaliyetleri olsun. Bizi alâkadar etmeyen şeylere girmeyelim ve ismimizi de “Meslekte Birlik Grubu” koyduk. Çoğunluk bizim gibi düşünürken oy vermeye gelmediği için seçimi kaybettik. Onların sedye ile kilometrelerce uzaktan getirip oy kullandıkları adamları varken, bizimkiler iki adım öteye, oy kullanmaya gelmiyor. Diğer meslek birliklerinin çoğu da öyle…

Tabiî, bu makine mühendisi odalarının (işi düşenler bilir) asansör kontrolünden tutun, araç tadilat projelerine, sanayideki çeşitli kontrollere kadar girdiği işler var ve bunlardan, dünyanın parasını alıyorlar. 

Sayıştay denetimine tabî olmadığından, bu paraların mühim kısmı Ankara merkeze aktarılıyor ve orada, nereye, nasıl harcandığı bilinmiyor. Daha, bunlarla cedelleştiğimiz, haksızlıklarını gördüğümüz çok şey var da anlatmaya kalksak, yazı uzar.

Yukarıda da ifade ettiğim gibi, bu odalar da, barolar da, kendi işlerinden ziyade, mesleklerini alâkadar etmeyen, hükümetlere muhalefet eden işlere giriyorlar. Tabiî, bunların yaptıkları hatadan dolayı da, hükümetin başka bir yanlışa girmemesi lâzım. Bu oda ve barolar, siyasî partilere, sendikalara, derneklere benzemez. Oralarda, akl-ı selime münasip bir tesviye hareketi yerine, muhalif bir oda, baro düşünmek mantıklı bir şey değil. 

Yapılacak şey, (geçen hafta, gazetemizde Enes Ensâri kardeşimizin de ifade ettiği gibi) oda ve barolarda, nısbî temsil usûlü yapılmalı. 7500 üyenin, 2200’ünü bir taraf alıyor, 2100 oy da diğer taraf. Ama o az oy alan, odanın hiçbir yerinde temsil edilmiyor. Bu, siyasî partilerin hükümet seçimi gibi ayrı düşünen veya ayrı gaye için bir araya gelen insanlar topluluğu değil ki... Neticede hepsi de mühendis. Odayla faaliyetleri devam ediyor. Onun için, yapılacak iş, oy oranına göre, ortak idare. Yoksa, farklı iki tane, üç tane, oda/baro işi çok faydalı olmaz. Bu dediğimiz tabiî, barolar için de geçerli bir teklif.

Bana kalsa, devletin idarecileri, denetim ve kontrolleri; sağlam, hakkaniyetli, taraf tutmadan ve rüşvetsiz yapabilse, meselâ, asansör kontrollerini, ya Bayındırlık İl Müdürlükleri veya bağlı belediyelerce yapılsa, odaya lüzum bile kalmaz, devlet içinde devlet gibi hareket edemezler.

Okunma Sayısı: 1148
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Hilal

    7.7.2020 13:54:31

    Osman abi, bu konuların dışındayım. Pek anlamam ama odanızdaki sekreterle diyaloğunuz çok enteresan. Mesleki etik yok bunlarda anlaşılan.

  • Hüseyin İlhan

    7.7.2020 13:39:48

    1-Gündüz farların yakılması için yanlışın hala devam ettiriliyor olması garip bir hal.Bu insanımıza anlatılmalı ve araçların yangın riski ortadan kalkmalı. 2-Osman ağabeyim geçenlerde Prf.Dr.A.BATTAL Hocamızın yazısında fevkalade önemli hususları ikaz ve ihtiva eden oda seçimi,barolarla ilgili yazı vardı ki bunu iktidar okuyup doğru iş yapsa problem çözülür. Amma iktidarın derdi üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olunca aynı Çin atasözündeki gibi oluyor. 'Filler boğuşur,çimler ezilir,

  • AHMET AYDIN

    7.7.2020 13:09:46

    Ellerine sağlık Osman abim çok güzel bir çalışma olmuş. Allah razı olsun.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı