İnsanlık tarihine uzaktan bakınca kuvvetin şekil değiştirdiği görülür.
Bir dönem kas gücü öne çıkıyordu; daha güçlü olan, daha fazla toprağa ve insana hükmedebiliyordu. Sonra sermaye belirleyici hâle geldi. Fabrikalar, ticaret yolları ve ekonomik güç dünyayı şekillendirdi. Bugün ise başka bir eşiğin içindeyiz: Kuvvet giderek bilgiye geçiyor.
Artık bir ülkenin gücü yalnız asker sayısıyla, bir şirketin değeri yalnız sahip olduğu binalarla, bir insanın meslekî karşılığı da yalnız fizikî imkânlarıyla ölçülmüyor. Bilgiyi işleyebilme, yönlendirebilme ve faydaya dönüştürebilme kabiliyeti çağın en büyük sermayelerinden biri hâline geliyor.
Bu yüzden yapay zekâ etrafında oluşan heyecan sadece teknolojik bir merak değildir. İnsanlar aslında gelecekte kuvvetin kimde olacağını konuşuyorlar.
Bediüzzaman’ın yaklaşık bir asır önce yaptığı bir tespit burada yeniden düşünülmeyi hak ediyor. İnsanlığın âhirzamanda ulûm ve fünuna döküleceğini, bütün kuvvetini ilimden alacağını ve hüküm ile kuvvetin ilmin eline geçeceğini ifade eder. Bugün yaşadığımız dünya, bu cümlenin ne kadar derin bir bakış taşıdığını daha görünür kılıyor.
Fakat aynı bahis içinde yalnızca ilme değil, sözün tesirine de dikkat çekilir. Bediüzzaman, âhirzamanda insanların fikirlerini kabul ettirmek ve hükümlerini icra ettirmek için “en keskin silahını cezâlet-i beyandan” ve “en mukavemetsiz kuvvetini belâgat-ı edadan” alacağını söyler5.
Bu tespit, içinde yaşadığımız çağı anlamak için önemli bir kapı açıyor. Çünkü bilgi artık sadece öğrenilen bir şey değildir; üretilen, seçilen, sunulan ve dağıtılan bir güçtür. Bir insanın neyi doğru kabul edeceğini, neye öfkeleneceğini, neyi önemseyeceğini çoğu zaman çıplak gerçeklerden çok, o gerçeklerin nasıl sunulduğu belirler. Bilgi güç üretir; fakat o gücün insan zihnine ve kalbine nasıl ulaşacağını beyan belirler.
Bugün sosyal medya platformları, videolar, podcastler ve dijital içerikler hayatımızın merkezine yerleşmiş durumda. İnsanlar artık yalnızca bilgi üretmiyor; aynı zamanda dikkat üretiyorlar. Hatta bazen dikkat, bilginin önüne geçebiliyor. Bu yüzden çağımızda hakikatin önündeki engellerden biri sadece cehalet değil, dikkat dağınıklığıdır.
Kur’ân ilmi teşvik eder, kâinatı okumaya davet eder, eşyadaki isimleri keşfetmeye yönlendirir. Fakat ilmi insanın nihai gayesi olarak göstermez. Çünkü ilim tek başına istikamet üretmez. Aynı bilgi hayat kurtaran bir teknolojiye de dönüşebilir, insanı yönlendiren bir manipülasyon aracına da.
Bu yüzden mesele yalnızca daha fazla bilgi sahibi olmak değildir. Asıl mesele, bilginin hangi maksada hizmet edeceğidir. Yapay zekâ çağında sıkça “Gelecekte hangi meslekler ayakta kalacak?” sorusu soruluyor. Bu önemli bir sorudur. Fakat belki ondan daha önemlisi şudur: Bilginin bu kadar güç kazandığı bir dünyada hikmet nerede duracak?
Çünkü kuvvet gerçekten ilmin eline geçiyor. Fakat insanlık tarihinin asıl meselesi hiçbir zaman yalnız kuvvet sahibi olmak değildi. Asıl mesele, o kuvvetin hikmetle mi, hevâ ile mi kullanılacağıydı. —Devam edecek—
Dipnot:
5- Said Nursî, Sözler, s. 296,297.