Bir önceki yazımızda Bediüzzaman’nın Sünühat adlı kitabında söz ettiği; tabiat felsefesinden beslenerek toplumlarda dinsizliği, ahlâksızlığı yaygınlaştıran ikinci Avrupa cereyanını incelemiştik.
Bu yazımızda onun müspet olarak gördüğü Hz. İsa’nın (as) hakikî dininden beslenerek ilim, fen, sanat ve teknoloji ile insanlığa hizmet ederken, adalet, hukuk üstünlüğü, kanun hâkimiyeti, insan hak ve hürriyetleri gibi evrensel değerleri toplumlarda tesis edilmesine yardımcı olan birinci Avrupa cereyanından bahsedeceğiz.
Sünühat’tan mevzu ile alakalı bölümü şerh etmeye devam edelim: “Diğer müspet cereyan ise, -ki dâhilden muvafık şeklini giyer- isim gibi ‘kendisinde bulunan bir manaya delalet eder. Hareketi kendinedir”. 1
Yukarıdaki ifadeleri açacak olursak şöyle diyebiliriz: Ülkemizin maddî kalkınmasına vesile olan ilim, sanat ve teknolojiyi birinci Avrupa cereyanından iktibas ettiğimiz zaman, biz kazançlı çıkarız. AB’ın bizden uygulanmasını istediği demokrasi, adalet, hukukun üstünlüğü, gibi evrensel değerleri hayata geçirdiğimiz zaman da, Birliğe giremesek te bu durum bizim lehime olacaktır. Zira ülkemizin demokrasi standardı yükselecek, ekonomisi de düzelerek refah düzeyi ivme kazanacaktır.
“Lâzım-ı mezhep mezhep olmadığından belki muahez değil”. Allahu âlem bu ifadede kast edilen; fıkhî mezhep olmayıp, tam bir demokratik idare döneminde -meselâ hürriyetin yanlış kullanılması sonucu- ortaya çıkması muhtemel olumsuzlukların demokrasiye mal edilemeyeceğidir.
Haddizatında yukarıda belirtilen hususlar, İslâm’ın bizden tahakkuk ettirmemizi istediği işlerdir. Kur’ân-ı Kerîm ve Peygamberimiz Hz. Muhammed (asm) ilim, fen, sanat ve teknolojide ilerlememizi tavsiye etmekte, bu alanlarda ihlâslı bir niyetle çalışıp gayret göstermeye bizleri teşvik etmektedir.2
AB’nın talep ettiği reformların -pek azı hariç– dinî değerlerimize mutabık olduğu için “Dâhilde muvafık şekline girer”, “Kendinde ki bir manaya delalet eder, hareketi kendine” olmuş olur. Yani ülke siyasî iradesinin karar ve icraatları vatan ve milletin menfaatine olacağı için hariç cereyanın hesabına geçmez.
“Bahusus iki cihetle kuvveti, hariç cereyanın müspet ve zaafına inzimam etse [ona eklense] harici kendine alet-i layeş’ur [şuursuz alet] edebilir.”
Yukarıdaki ifadeyi şöyle açabiliriz: Ülkemiz, AB’nin istediği reformları kanunlaştırarak hayata geçirmesi durumunda tam bir demokrasiye kavuşacak. İstibdat kalkacak, tarafsız adil bir seçimle liyakat sahibi, şeffaf ve sorgulanabilir bir yönetim başa geçecek; Hukuk üstünlüğü yönetimde geçerli olacak, hak ihlâlleri büyük ölçüde azalacaktır.
O durumda Türkiye’nin AB ülkeleriyle iletişim kanalları tam olarak açılacak. AB ülkelerinden Türkiye’ye, Türkiye’den oralara ziyaretler sıklaşacak. Bizler Avrupa’nın iyi taraflarını alırken, Onlar doğru İslâm ve İslâm’ın doğruluğu ile tanışma fırsatı bulacaklar. Demokratik Türkiye idaresi, söz ve icraatlarıyla birinci Avrupa cereyanın mensuplarını müspet manada etkileme imkânını elde edecektir.
Üstad Bediüzzaman, Biz İslâm ahlâkını ve iman hakikatlerinin mükemmelliğini fiillerimizle gösterirsek diğer din mensuplarının cemaatlerle İslâm’a gireceklerini, belki dünyanın bazı kıtaları ve devletlerin İslâm’a dâhil olacaklarını beyan etmektedir.3
Özetle: Ülkemiz, birinci Avrupa cereyandan aldığı, aslında kendi malı olan demokrasi, hukuk ve hürriyet gibi değerlerini uygulamaya koymakla maddî ve manevî alanda kalkınacak, yüksek manevî değerlerini o cereyan mensuplarına aktarmakla –Onların kabiliyetleri uygunsa- onlardan birçoklarının hidayetine vesile olacaktır.
(Devam edecek)
Dipnotlar:
1- Sünühat, s.160.
2- Zümer Suresi: 9 ; İbni Mace, c.1, 224n.
3- Hutbe-i Şamiye, s. 72.