Hızın idraki yuttuğu, seslerin birbirine karıştığı zorlu bir çağdayız. Zihnimize akan sonsuz veri ve bitmek bilmeyen dünyevî koşturmaca içinde ruhumuz yorgun, kalbimiz kimsesiz.
Dünya, süslü vitrinleriyle geçici mutluluk reçeteleri sunsa da içimizdeki o derin boşluğu kapatamıyor. Aslında hepimiz zihnimizi susturacak, savrulan hayatımıza nizam verecek sarsılmaz bir çapa arıyoruz. O çapa, asırlar öncesinden bize uzatılan eskimez İlâhî rehberliktir: Peygamber Efendimizin (asm) nurlu izi, yani Sünnet-i Seniyye.
“Bize Sadece Kur’ân Yeter” Yanılgısı
Son yıllarda kulağa “özgürleştirici” gibi fısıldanan tehlikeli bir rüzgâr esiyor: “Sadece Kur’ân bize yeter, yaşantısına ihtiyacımız yok.” Bu, hakikati eksik okumaktır. Zira Kur’ân soyut bir felsefe metni değil, Peygamberimizin (asm) ahlâkında tecessüm etmiş canlı bir hayat nizamıdır. Bir ders kitabını bile öğretmensiz anlamak imkânsızken, İlâhî kelâmı rehbersiz kavramaya çalışmak karanlıkta el yordamıyla yol aramaktır. Nitekim Efendimiz (asm), rahat koltuklarından ahkâm kesen zihniyeti asırlar öncesinden ikaz etmiştir: “Sizden birinizi, emrettiğim veya yasakladığım bir konu kendisine ulaştığında koltuğuna yaslanıp, ‘Biz bilmeyiz, Allah’ın kitabında ne bulursak ona uyarız’ derken bulmayayım.”1 O’nun rehberliğini dışlamak, dini, hevalara göre bükülen bir şekilsizliğe mahkûm eder.
Âdeti İbadete Çeviren Manevî Kimya
Sünnet, donuk bir kurallar yığını değil; hayatı mayalayan, sıradan anları nurani bir ibadete dönüştüren muazzam bir “manevî kimya”dır.2 Yemek yerken, su içerken veya uyurken niyetimizi “Peygamber Efendimiz böyle yapardı” düşüncesine bağladığımızda, o basit eylem bir anda aydınlanır. Suyu yudumlarken O’nu (asm) hatırlamak, kalbimizi Yaratıcı’nın huzuruna taşır. Böylece akıp giden rutin hayatımız, her saniyesi Allah’ı anmakla geçen bereketli bir ömre dönüşür. Sünnet, modern insanın en büyük derdi olan “anlamsızlık” hissini tedavi eden yegâne reçetedir.
Zifiri Karanlıkta Pusulayı Tutmanın Bedeli
Değerlerin altüst olduğu, manevi pusulaların şaştığı bir dönemdeyiz. Tam da bu günler için Fahr-i Kainat (asm) şu sarsıcı müjdeyi verir: “Ümmetimin fesada uğradığı bir zamanda, benim sünnetime sımsıkı sarılan kişi, yüz şehit sevabı kazanabilir.”3 İnançların alaya alındığı, günahların sıradanlaştığı bir dünyada inatla doğru pusulaya tutunmak gerçek bir manevî kahramanlıktır. Akıntıya karşı yüzmek zordur; fakat insanı boğulmaktan kurtaran tek eylem de budur.
Seven, Sevdiğinin İzinden Gider
İnsanın fıtratındaki muhabbet, sevdiğine benzemeyi iktiza eder. Hayran olduğumuz bir insanın hâllerini taklit ederken; “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin”4 fermanına muhatap olan bizler, kâinatın en güzel karakterine benzemek için gayret etmeliyiz. Sünnet-i Seniyye tarih sayfası değil; yönümüzü kaybettiğimiz bu çağda ruhumuzu iyileştirecek ve bizi ebedî huzura ulaştıracak yegâne cankurtaran simididir.
Kaynakça
1- Ebu Davud, Sünnet 5; Tirmizî, İlim 10; İbni Mâce, Mukaddime 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/131.
2- Lem’alar, s. 131.
3- İbni Mâce, Fiten 14.
4- Âl-i İmrân Suresi: 31.