"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kalpteki Şüphe imanı giderir mi? -1

Nahit TOPALOĞLU
10 Temmuz 2026, Cuma
“İmanda şüphe ise yakîn ifade eder, Cenâb-ı Hak korusun imanın çıkıp gider. “

Bir şâirimizin bu mısraları fikrî bir müzakereye vesile olmuştu:

- Güzel Ağabeyim, ben mi anlayamadım mesajını bilmem, ama beyitteki mısralar sıkıntılı gibi geldi. Îmanda -adı üzerinde- “şüphe”,  nasıl “yakîn” olur. O zaman neredeyse Müslüman kalmaz memlekette. Nurları hazmetmiş kişiler dışında “şüphe”den ârî kaç kişi gösterebiliriz?”

- … “Acaba öldükten sonra hesap günü olacak mı?” diye kalbinden bir tereddüt geçirse ve bu hususta şekke düşse, o anda iman gider. Bunu, imanın diğer rükünlerine de tatbik edebiliriz.

- Ağabey, yorumunuza katılmıyorum. Nurlarda karşılığını bulamadım. “Şek ile yakîn zâil olmaz.” Mecelle hükmüdür.  Şeytanın işi zaten şüphe atmaktır. Ta ki kişi, “Eyvah imanım gitti.” diyerek huzurdan kaçsın. Vesvese bahsini mütâlaalı bir okusak iyi olacak.

Zikrettiğim “Şek ile yakîn zâil olmaz.” hükmü üzerine muhatabım:

-Şek ile yakîn zâil olmaz. “Kesin olarak bilinen bir şey, şüphe ile yok sayılamaz.” Herhangi bir şeyin veya bir işin sübûtu yakînen bilindikten sonra aksine delil olmadıkça o şeyin sübûtu ile hükmolunur. Sonradan ortaya çıkan şüphenin bir tesiri olmaz. Nitekim âyet-i kerîmede “...Zan, gerçek nâmına bir şey ifâde etmez...” (Yûnus, 36) buyrulmuştur… Bu káide, ibadet, muâmelât ve cezâ hukuku olmak üzere bütün hükümlerde geçerlidir…

Ve verdiği bazı misallerden sonra nihâî kanaatini ifade etmişti:

-Bu kısım fıkıh için geçerlidir. Bir kimse abdest aldıktan sonra abdestini bozup bozmadığı konusunda şüpheye düşerse abdestli sayılır…

Yâni “Şek ile yakîn zâil olmaz.” Mecelle hükmü, “ibadet, muâmelât ve cezâ hukuku” gibi hususlarda geçerlidir. Kalpteki şüphe, yakîn-i îmanîyi zâil ediyordu. Bu hususta Nurlardan İkinci Lem’a Birinci Nükte’den şu iktibası nakletmişti şâirimiz:

“Bir şüphe vücud-u İlâhiyeye dair kalbe gelse kat’î bir delil gibi ona yapışmaya meyleder büyük bir helâket kapısı ona açılır...”

Satıra itiraz edecek hâlimiz yok. Böyle durumlarda hareket tarzımızı Üstadımız Muhakemat’ta  gösteriyor: 

“… Şimdi bu hadîs üç kaziyeyi mutazammındır:

Birincisi: 

Bu kelâm peygamberin kelâmıdır. Bu kaziye ise, tevatürün -eğer olsa- neticesidir.

İkincisi: 

Kelâmın mânâ-yı muradı hak ve sâdıktır. Bu kaziye ise, mu’cizelerden tevellüd eden bürhanın neticesidir. Bu ikisinde ittifak etmek gerektir. Fakat birincisini inkâr eden, mükâbir, kâzib olur. İkincisini inkâr eden adam dalalete gider, zulmete düşer.

Üçüncü kaziye: 

Bu kelâmda murad budur. Ve bu sadefte olan cevher budur; ben gösteriyorum. Bu kaziye ise teşehhi [hırslı bir iştah] ile değil, içtihadın neticesidir. Zâten müçtehid olan başka müçtehidin taklidine mükellef değildir. Bu üçüncü kaziyede ihtilâfât feveran ederler. Kàl u kîl [dedi, denildi gibi nakiller] buna şahiddir. Bunu inkâr eden adam eğer içtihad ile olsa, ne mükâbirdir [büyüklenip gerçeği kabul etmeyen] ve ne küfre gider. Zira âmm [umuma mahsus şey], bir hâssın [hususi bir şeyin] intıfasıyla [yok olma] müntefî [yok olan] değildir. Binaenaleyh her eve kendi kapısıyla gitmek lâzımdır. Zira her evin bir kapısı var. Ve her kilidin bir anahtarı vardır...”  

— Devamı yarın—

Okunma Sayısı: 194
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı