Madem mesleğimiz a’zamî ihlâstır; değil benlik, enaniyet, dünya saltanatı da verilse, bâkî bir mesele-i imaniyeyi o saltanata tercih etmek a’zamî ihlâsın iktizasıdır.
Meselâ, harp içinde, avcı hattında, düşmanın top gülleleri arasında Kur’ân-ı Hakîm’in tek bir ayetinin, tek bir harfinin, tek bir nüktesini tercih ederek, o gülleler içinde Habib kâtibine “Defteri çıkar” diyerek at üstünde o nükteyi yazdırmış. Demek Kur’ân’ın bir harfinin bir nüktesini düşmanın güllelerine karşı terk etmemiş, ruhunun kurtulmasına tercih etmiş.
O kardeşimize sorduk: “Bu acib ihlâsı nereden ders almışsın?”
Demiş: İki noktadan:
Birisi: Âlem-i İslâmiyetin en acib harbi olan Bedir Harbinde, namaz vaktinde cemaatten hissesiz kalmamak için düşmanın hücumuyla beraber mücahidlerin yarısı silâhını bırakıp cemaat hayrına şerik olmak, iki rekât sonra onlar da hissedar olsun diye Fahr-i Âlem Aleyhissalâtü Vesselâm bir hadis-i şerifiyle emretmiş olmasıdır. Madem harpte bu ruhsat var. Ve madem cemaat hayrı da sünnet olduğu halde o sünnete riayet etmek en büyük bir hâdise-i dünyeviyeye tercih edilmiş; Üstad-ı Mutlakın böyle bir işaretinden bir nüktecik alarak, biz de ruh u canımızla ittiba ediyoruz.
İkincisi: Kahraman-ı İslâm İmam-ı Ali Radiyallahü Anh, Celcelûtiye’nin çok yerlerinde ve âhirinde bir himayetçi istemiş ki, namaz içinde huzuruna gaflet gelmesin. Düşmanları tarafından ona bir hücum manası hatırına gelmemek, sırf namazdaki huzuruna pek çok olan düşmanları tarafından bir hücum tasavvuru ile namazdaki huzuruna mâni olunmamak için, bir muhafız ifriti dergâh-ı İlâhîden niyaz etmiş.
İşte bu bîçare, ömrü bu zamanda hodfüruşluk içinde yuvarlanan bîçare kardeşiniz de, hem sebeb-i hilkat-i âlemden, hem kahraman-ı İslâm’dan bu iki küçük nükteyi ders aldım. Ve bu zamanda çok lâzım olan Kur’ân’ın esrarına ehemmiyet vermekle, harp içinde ruhunun muhafazasını dinlemeyerek, Kur’ân’ın bir harfinin bir nüktesini beyan etmiş.
Emirdağ Lahikası, 371. mektup, s. 580
LÛGATÇE:
a’zamî: en fazla, en çok, nihayet derecede.
bâkî: kalıcı, devamlı; ebedî, daimî.
enaniyet: benlik; kendini beğenme, kibir, gurur.
esrar: sırlar.
hodfüruşluk: kendini beğendirmeye ç
alışmak, övünmek.
ifrit: cin taifesinden korkunç bir tür.
ihlâs: bir şeyi sadece Allah rızası için yapmak.
ittiba: tabi olma, uyma, itaat etme.
mesele-i imaniye: imanî mesele, imanla ilgili mesele.
ruhsat: izin, müsaade.
sebeb-i hilkat-i âlem: âlemin yaratılış sebebi;
Hz. Muhammed (asm).
Üstad-ı Mutlak: her alanda ve her konuda
tam bir üstad, hoca.