"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İman, altı rüknünden çıkan vahdanî bir hakikattir

Risale-i Nur'dan
08 Eylül 2026, Salı
Dokuzuncu Mesele

[Peygamber, kendisine Rabbinden indirilen Kur’ân’ı tasdik edip ona iman etti. Mü’minler de onunla beraber iman ettiler. Onların hepsi Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman etti. Onlar, “Biz Allah’ın peygamberlerinden hiçbirini ayırmayız diyerek iman getirdiler.” (Bakara Suresi: 285)] ilâ âhiri’l-âyeh…

Bu ayet-i ecma ve a’lâ ve ekberin bir küllî ve uzun nüktesini beyan etmeye bir dehşetli manevî sual ve bir azametli ve İlâhî bir nimetin inkişafından neş’et eden bir hal sebebiyet verdiler. Şöyle ki:

Manen ruha geldi: “Neden bir cüz-i hakikat-i imaniyeyi inkâr eden kâfir olur ve kabul etmeyen Müslüman olmaz? Halbuki Allah ve ahirete iman, bir güneş gibi o karanlığı izale etmek lâzım geliyor.” Hem “Neden bir rükün ve hakikat-i imaniyeyi inkâr eden mürted olur, küfr-ü mutlaka düşer ve kabul etmeyen İslâmiyet’ten çıkar? Halbuki sair erkân-ı imaniyeye imanı varsa, onu küfr-ü mutlaktan kurtarmak lâzım geliyor.”

Elcevap: İman, altı rüknünden çıkan öyle bir vahdanî hakikattir ki, tefrik kabul etmez. Ve öyle bir küllîdir ki, tecezzi kaldırmaz. Ve öyle bir külldür ki, kabil-i inkısam olmazlar. Çünkü her bir rükn-ü imânî, kendini ispat eden hüccetleriyle, sair erkân-ı imaniyeyi ispat eder. Her biri her birisine gayet kuvvetli bir hüccet-i a’zam olur. Öyle ise, bütün erkânı bütün delilleriyle sarsmayan bir fikr-i bâtıl, hakikat nazarında bir tek rüknü, belki bir hakikati iptal edip inkâr edemez. Belki adem-i kabul perdesi altında gözünü kapamakla, bir küfr-ü inadî yapabilir. Git gide küfr-ü mutlaka düşer, insaniyeti mahvolur; hem maddî, hem manevî Cehenneme gider.

İşte, biz bu makamda gayet muhtasar işaretlerle ve Meyve Risalesi’nde haşrin ispatında sair erkân-ı imaniye haşri de ispat ettiklerini kısacık hülâsalarla beyanı gibi, bu makamda dahi mücmel fezleke ve muhtasar hülâsalarla, Cenab-ı Hakkın inayetiyle, bu nükte-i a’zam altı noktada beyan edilecek.

Şualar, 11. Şua, 9. Mesele, s. 261

LUGATÇE:

adem-i kabul: kabul etmemek.

ayet-i ecma ve a’lâ ve ekber: her şeyi içine alan en cemiyetli, en yüce ve en büyük ayet.

cüz-i hakikat-i imaniye: iman hakikatinin bir cüz’ü, parçası.

erkân-ı imaniye: imanın rükünleri, imanın şartları.

fezleke: özet, netice.

haşir: kıyametten sonra bütün insanların yeniden diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanması.

hüccet: delil.

hüccet-i a’zam: en büyük hüccet, delil.

inkişaf: ortaya çıkma, keşfolunma.

izale: giderme, ortadan kaldırma.

kabil-i inkısam: bölünebilir, ayrılabilir.

küfr-ü mutlak: kayıtsız şartsız küfür, mutlak küfür, hiçbir imanî hükmü, delili, hakikati kabul etmeme, kesin ve tam bir inkâr.

küll: bütün.

küllî: umumî, genel.

mürted: İslâm dininden dönen, Müslümanlıktan ayrılıp başka bir dine giren, irtidat eden. 

neş’et: meydana gelme, oluşma, çıkma.

rükn-ü imanî: imana ait esas, imanın esası.

rükün ve hakikat-i imaniye: imana dair esas ve hakikat.

tecezzi: parçalara ayrılma, bölünme.

tefrik: ayırma, ayrılma.

vahdanî: birlikle alâkalı, Allah’ın birliği ve varlığı ile ilgili.

Okunma Sayısı: 174
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı