"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kur’ân üç dehşetli suale cevap veriyor

Risale-i Nur'dan
11 Eylül 2026, Cuma
(Dünden devam)

Hem hiçbir cihet-i imkânı var mı ve hiç akıl kabul eder mi ki, bütün masnuatıyla kendini tanıttırana ve sevdirene ve teşekküratı fiilen ve hâlen isteyene mukabil, kâinatı velveleye veren hakikat-i Kur’âniye ile, zülcelâl o Sanatkârı ekmel bir tarzda tanıyıp ve tanıttırıp ve sevip ve sevdirip ve teşekkür edip ve ettirip ve “Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahuekber”ler ile küre-i arzı semâvâta işittirecek derecede konuşturup ve kara ve denizleri cezbeye getirecek bir vaziyetle, bin üç yüz sene zarfında, nev-i beşerin kemiyeten beşten birisini ve keyfiyeten ve insaniyeten yarısını arkasına alıp, o Hâlık’ın bütün tezahürat-ı rububiyetine geniş ve küllî bir ubudiyetle mukabele eden ve bütün makàsıd-ı İlâhiyesine karşı Kur’ân’ın sureleriyle kâinata ve asırlara bağıran, ders veren, dellâllık eden ve nev-i insanın şerefini ve kıymetini ve vazifesini gösteren ve bin mu’cizatıyla tasdik edilen Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm, en müntehab mahlûku ve en mükemmel elçisi ve en büyük resulü olmasın? Hâşâ ve kellâ, yüz bin defa hâşâ!

Demek “Eşhedü en lâilâhe illallah” hakikati, bütün hüccetleriyle “Eşhedü enne Muhammeden rasûlullah” hakikatini ispat eder.

Hem hiç imkân var mı ki, bu kâinatın Sânii, mahlûkatını yüz bin diller ile birbiriyle konuştursun ve onların konuşmalarını işitsin ve bilsin ve kendisi konuşmasın? Hâşâ!

Hem hiç akıl kabul eder mi ki, kâinattaki makàsıd-ı İlâhiyesini bir ferman ile bildirmesin ve muammasını açacak ve “Mahlûkat ne yerden geliyorlar ve ne yere gidecekler ve ne için böyle kafile kafile arkasında buraya gelip, bir parça durup geçiyorlar?” diye üç dehşetli sual-i umumîye hakikî cevap verecek Kur’ân gibi bir kitabı göndermesin? Hâşâ!

Şualar, 11. Şua, 9. Mesele, s. 264

LUGATÇE:

cihet-i imkân: mümkün olma yönü.

dellâl: ilân edici; hakka davet eden.

ekmel: en kâmil, en mükemmel, en eksiksiz.

Hâlık: her şeyi yoktan var eden, yaratıcı; Allah.

kemiyeten: sayı itibariyle, sayıca.

keyfiyeten: keyfiyet yönünden, nitelik ve özellik bakımından.

mahlûkat: yaratılmışlar.

makasıd-ı İlâhiye: Allah’ın maksatları, yaratıcının gayeleri.

masnuat: sanatla yapılmış şeyler.

sual-i umumî: herkesin sorusu, herkesi ilgilendiren soru.

tezahür-ü rububiyet: Cenab-ı Hakkın terbiye, tedbir ve idare ediciliğinin ortaya çıkması, görünmesi.

ubudiyet: kulluk.

velvele: gürültü, patırtı.

zülcelâl: celâl sahibi, büyüklük, izzet, heybet ve azamet sahibi Allah.

Okunma Sayısı: 160
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı