"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Nil, bu topraklara hayat vermiş

Sebahattin YAŞAR
11 Temmuz 2024, Perşembe
İskenderiye ile Kahire arasındaki iki üç saatlik yolculuğumuzda Nil deltasının bu coğrafyaya nasıl hayat verdiğini üretilen ve Kahire ve diğer şehirlere taşınan sebze ve meyve tırları, kamyonlarından anlamak mümkün.

GEZİ: Bediüzzaman’ın tarifiyle İslamiyetin zeki bir mahdumu (evladı): Mısır
Sebahattin YAŞAR - 4
[email protected]

Kahire yolunda, Ahmed-i Bedevi Hazretlerine uğruyoruz

Mısır, maneviyatı zengin ve güçlü bir ülke. Bir o kadar da geçmişten gelen derin medeniyet tecrübelerine sahip. İnsanların günlük hayatta fakirlik içerisinde olması, diğer açıdan zengin ile fakir arasındaki makasın iyice açılması, orta sınıf vatandaş kavramını yok etmişe benziyor. Bizde de olduğu gibi.

Mısırda yaşanan İslam’ın bir baskı sonucu olmadığı anlaşılıyor. Yani insanlar genel olarak dininin gereklerini yaşıyor. Maneviyat, günlük hayatta insanların yüz hatlarına yansıyor. Mısır halkı, moralsiz değil, kavgacı değil, bu sokakta görünüyor. O kadar trafik kargaşasına rağmen kavga, anlayışsızlık gibi durumlarla çok karşılaşmadık. Yüzler mütebessim. Bunu da biz, Mısır’daki tasarrufu devam eden zatlara, yapılan dini eğitimlere, okunan Kur’an-ı Kerimlere bağladık. Düşünün ki, taksicilerin bir kısmı hafız. Günlük iş içinde Kur’an’ı dinleyerek hıfzlarını tekrar ediyorlar ve bundan da zevk alıyorlar. Pek çok esnafta da yine Kur’an dinleme alışkanlığı var. Bu çok güzel. Bu gelen müşteriyi de olumlu etkiliyor.

İşte Mısır’ın maneviyat büyüklerinden birisi de Ahmed-i Bedevi Hazretleridir. İskenderiye şehrinden Kahire’ye giderken uğruyoruz Tanta’daki cami ve türbesine. Buraya gelişimizde yolda kararımızın değişmesi bizi kendisine duaya davet ediyor kanaati oluştu. Gerçekten bu ziyaret bize de iyi geldi. Herkes buraya gelmekten memnun olduğunu ifade etti.


Ahmed-i Bedevi Hazretlerinin Camii oldukça kalabalık bir cemaate sahip.

Biraz olsun Ahmed-i Bedevi hazretleri hakkında bilgi vermek faydalı olacaktır. Çünkü biz de kendisini tanıdıktan ve ülkemize döndükten sonra halen onun hakkında makaleler, tezler ve bilgiler okumaya, video kaydı dinlemeye devam ediyoruz.

Peki kimdir Ahmed-i Bedevi hazretleri? Ahmed el-Bedevî, Seyyid Ahmed Bedevî (D. 1200, - ö. 1276) Mısır’ın Tanta şehrinde vefat etmiştir. Arap mutasavvıf, Bedeviyye tarikatının kurucusudur. Yüzünü bedeviler gibi örttüğünden el-Bedevî olarak anılmıştır. Ailesinin Arabistan’dan göç edip yerleştiği Fas’ta doğdu. Çocukken ailesiyle birlikte gittiği hacda babasını kaybetti. Kur’an’ı ezberleyip kıraat ve fıkıh tahsil etti. Şafi fıkhında ihtisasını ilerletti. Manevi hayatında 1230 yılına doğru birtakım farklılıklar meydana geldi. Gördüğü rüyalar üzerine Ahmed er-Rifâi ve Abdülkâdir Geylânî’nin kabirlerini ziyaret etmek için Irak’a gitti. Irak’ta çeşitli sufîlerin kabirlerin ziyaret ederek ruhanî dünyasını geliştirdi. 1236-37 yılında Irak’tan Mısır’a dönerek Tanta’ya yerleşti. Tanta’da 40 yıl boyunca hizmetini halefi olacak olan Abdülal bin Fakih yaptı. 24 Ağustos 1276’da Tanta’da öldü. Aynı yerdeki Ahmed el-Bedevî Camii’nde medfundur.


Kahire yolculuğumuz sürerken, Ahmed-i Bedevi hazretlerinin Camisine ve türbesine uğradık, alem-i İslam'a dualar ettik.

Müritlerini teveccüh ve nazar ile terbiye eden Ahmed el-Bedevî’nin en dikkat çekici yanı, damda güneşe saatlerce bakarak riyazet yapmasıdır. Ayrıca Müslümanları Hristiyanların elinden kurtardığına inanılmış ve Mısır halkı tarafından kurtarıcı ve kahraman olarak görülmüştür. (TDV, İslam Ansiklopedisi)

Ahmed-i Bedevi hazretleri Risale-i Nur eserlerinde de ismi geçen bir şahsiyettir.

Konu, 12. Lem’anın İkinci Noktası’nda geçmektedir. İmkanın envaı anlatılırken bir evliya olarak kırk gün ekmek yememek konusunda ismi geçmektedir. “Kırk gün ekmek yemeyen Seyyid Ahmed-i Bedevî’nin harikulâde halleri imkân-ı örfî dairesindedir. Hem keramet olur, hem harikulâde bir âdeti de olabilir. Evet, Seyyid Ahmed-i Bedevî’nin (k.s.) acip ve istiğrakkârâne hallerde bulundu yemek yemesi vâki olmuştur. Fakat her vakit öyle değil; keramet nev’inden bazı defa olmuştur. Bir ihtimal var ki, hâlet-i istiğrakiyesi yemeye ihtiyaç görmediği için, ona nisbeten âdet hükmüne girmiştir. Seyyid Ahmed-i Bedevî nev’inden çok evliyalardan bu tarz harikalar mevsukan rivayet edilmiş. Madem Birinci Noktada ispat ettiğimiz gibi, müddehar rızık kırk günden fazla devam eder ve o miktar yememek âdeten mümkündür ve mevsukan harika adamlardan o hâl rivayet edilmiştir; elbette inkâr edilmeyecektir.


İskenderiye'den Kahire'ye giderken, yolda cuma namazı kılıyoruz ve namaz sonrası ev sahipleri yemek daveti yaptılar. Ama yolcu olduğumuz için iştirak edemedik.

Ahmed-i Bedevi Hazretlerinin Camisine ve türbesine uğrayıp, alem-i İslam’a, Filistin’e, dünyadaki bütün müslüman kardeşlerimize, kendi nefsimize, ailemize, geniş ailemize, cemaatimize dualar ettik. Gönül rahatlığı içerisinde de ayrıldı. Güzel olan bir şey var ki, artık dünyamızda Ahmed-i Bedevi hazretleri de var. Onun da şefaatini, onun da tasarrufunu celbetmek istiyoruz Allah’tan. Zaten kendisi de Abdulkadir-i Geylani hazretleri gibi tasarrufu devam eden zatlardandır. Ziyaretlerin manevi feyizlere vesile olduğunu hissediyor insan. Bir ziyaret yapınca -bu ister vefat etmiş şahsiyetler isterse yaşıyor olan insanlar olsun- insan kendini iyi hissediyor. Orada yapılan dualara dahil olmuş oluyor.

**

Nil, bu topraklara hayat vermiş

İskenderiye ile Kahire arasındaki iki üç saatlik yolculuğumuzda Nil deltasının bu coğrafyaya nasıl hayat verdiğini üretilen ve diğer Kahire ve diğer şehirlere taşınan sebze ve meyve tırları, kamyonlarından anlamak mümkün.

Yolculuğumuz boyunca güzel sohbetler ettik. Kaptanımız da orta yaşlarda bir beyefendi olarak, namazlarımızı birlikte kıldık. Yolculuğumuz içerisinde yol kenarında bir köyde Cuma namazını kıldık. Doğrusu bu camideki iman ve cemaat tam bir Müslüman kardeşliği yansıttılar. Bizi namaz sonrası yemeğe davet ettiler ancak biz yolcu olduğumuz için iştirak edemedik. Ama onların yaklaşımları, davetleri tam Müslümanca idi.

Bu camide dikkatimizi çeken konu ise, Cuma namazı sonrasında duada veya hutbede hiç Filistin ifadesi geçmemesi idi. Yani filistin onların kardeşleri, aynı zamanda sınır komşuları ve orada bir soykırım var, ama Cuma duasında bile isimleri geçmedi. Bu ciddi bir korku baskısının olduğuna işaret ediyordu. Nitekim kaptanımız buna dair bizi doğruladı.

**

Ve kadim medeniyetlerin beşiği, insanlığın adeta anası şehir; Kahire

Mısır, epeyce bir zamandır merak ettiğimiz bir İslam beldesi idi. Zaman zaman kendi kendimize, bir üniversite mensubu akademisyen olduğumuz için hep Kahire, el-Ezher Üniversitesi bahsi geçince heyecan duyardık. Bir gün oraları görebilmeyi çok isterdik.


İskenderiye'den Kahire'ye kadar Nil ile hayat bulan tarım, sebze ve meyve yetiştiriciliğiyle ön planda. Tırlarla, kamyonlarla üretilen ürünler şehirlere taşınıyor.

Bu aile gezimizden birkaç ay önce de, İspanya’yı gezince, oradaki Endülüs medeniyetinin izlerini görünce, bu sefer Mısır’ı görmek daha bir heyecan vesilesi oldu. Böylece Akdeniz’in güney ülkelerine nasibimiz açılmış oluyordu. Onun için böyle bir Mısır kapısı açılınca biz de hemen müşteri olduk ve işte şimdi Kahire’deyiz. Binler şükür.

Mısır’da, Mısır kadar; Mısırla ilgili Risale-i Nur’da ilgili bahislerin geçtiği yerleri de aynel yakin görmüş olacağız. Yani Bediüzzaman’ın bir hayat hedefi olan Medresetüzzehra’nın Mısır’daki Camiü’l-Ezher’in küçük bir nümunesi olacağını müjdeliyordu. Mısır, Bediüzzaman’ın da ifade ettiği gibi kumistandır. Yani yüzde doksanı çöl olan bir ülkedir. Yüzde doksan nüfus yüzde on olan Nil çevresindeki yerleşimlerdedir.

Bediüzzaman Mısırla ilgili tahlil yaparken şu ifadeleri kullanır: “Mısır kıt’ası, kumistan olan Sahra-i Kebirin bir parçası olduğundan Nil-i Mübarekin feyziyle gayet mahsuldar bir tarla hükmüne geçtiğinden, o cehennemnümun sahra komşuluğunda şöyle Cennet-misal bir mevki-i mübarekin bulunması, felahat ve ziraatı, ahalisinde pek mergup bir surete getirmiş ve o sekenenin seciyesine öyle tespit etmiş ki ziraatı kudsiye ve vasıta-i ziraat olan ‘bakar’ ve ‘sevr’i mukaddes, belki ma’bud derecesine çıkarmış. Hatta o zamandaki Mısır milleti sevre, bakara, ibadet etmek derecesinde bir kudsiyet vermişler. İşte o zamanda beniisrail dahi o kıt’ada neş’et ediyordu, ve o terbiyeden bir hisse aldıkları, ‘icl’ meselesinden anlaşılıyor.

İşte Kur’an-ı Hakim, Hazret-i Musa Aleyhisselamın risaletiyle, o milletin seciyelerine girmiş ve istidatlarına işlemiş olan o bakarperestlik mefkuresini kesip öldürdüğünü, bir bakarın zebhi ile ifham ediyor. Sözler, s. 389


Bizi İskenderiye'den Kahireye götüren kaptanımız, hürriyet, adalet gibi çoğu konuda aynı düşündüğümüz bir birikime sahip.

Burada yapılan izahlara bakıldığında, Bediüzzaman Said Nursi, derin ilmi ve vukufiyeti vesilesiyle, Mısır’ın coğrafi tahlilini yapmış ve Nil gibi bir nehrin Cenab-ı Hakk’ın rahmetinden olduğuna, çölün cennet gibi rağbet edilen bir yer haline geldiğine dikkatleri çekmiştir.

Yine Mısır denilince pek çok konu içerisinde, Musa (as)’nın asasına dikkatler çekilmekte ve peygamber mucizelerinin ilmi işaretlerine dikkatler çekilmiştir: “Mesela, ikinci fıkrada der: Öyle taşlar vardır ki, yarılır da aralarında sular akar. (Bakara Suresi: 74). Şu fıkra ile, Hazret-i Musa Aleyhisselamın asasına karşı kemal-i şevk ile inşikak edip, on iki gözünden on iki çeşme akıtan taşa işaret etmekle, şöyle bir manayı ifham ediyor ve manen diyor: Ey beniisrail! Bir tek mucize-i Musa’ya (as) karşı koca taşlar yumuşar, parçalanır; ya haşyetinden veya sürurundan ağlayarak sel gibi yaş akıttığı halde, hangi insafla bütün mu’cizat-ı Museviyeye (as) karşı temerrüt ederek ağlamayıp, gözünüz cümut ve kalbiniz katılık ediyor?

Hem, üçüncü fıkrada der: Öyle taşlar vardır ki, Allah’ın korkusundan parçalanıp aşağılara yuvarlanır. (Bakara Suresi: 74) Şu fıkra ile, Tur-i Sina’daki münacat-ı Museviyede (as) vuku bulan tecelliye-i Celaliye heybetinden koca dağ parçalanıp dağılmasıyla ve o haşyetten taşların etrafa yuvarlanması olan vakıa-i meşhureyi ihtar ile şöyle bir manayı ders veriyor ki: Ey kavm-i Musa! Nasıl Allah’tan korkmuyorsunuz? Halbuki, taşlardan ibaret olan dağlar, Onun haşyetinden ezilip dağılıyor ve sizden ahz-ı misak için üstünüzde Cebel-i Tur’u tuttuğunu hem taleb-i rü’yet hadisesinde dağın parçalanmasını bilip ve gördüğünüz halde, ne cesaretle Onun haşyetinden titremeyip kalbinizi katılık ve kasavette bulunduruyorsunuz?” Sözler, s. 395

İşte, bu sırra işareten bu manayı ifade için hadiste rivayet ediliyor ki: “O üç nehrin her birine Cennetten birer katre her vakit damlıyor ve ondan bereketlidirler.” Hem bir rivayette denilmiş ki: “Şu üç nehrin manbaları, Cennettendir.”

Haşiye: Nil-i mübarek Cebel-i Kamerden çıktığı gibi, Dicle’nin en mühim bir şubesi Van vilayetinden, Müküs Nahiyesinden bir kayanın mağarasından çıkıyor. Fırat’ın da mühim bir şubesi, Diyadin taraflarında bir dağın eteğinden çıkıyor. Dağların aslı, hilkaten bir madde-i mayiadan incimat etmiş taşlar olduğu fennen sabittir.” Sözler, s. 396

“Mısır’ın kumistanını bir cennete çeviren Nil-i Mübarek, Cenup tarafından, Cebel-i Kamer denilen bir dağdan mütemadiyen küçük bir deniz gibi tükenmeden akıyor. Altı aydaki sarfiyatı dağ şeklinde toplansa ve buzlansa, o dağdan büyük olur. Halbuki o dağdan ona ayrılan yer, mahzen altı kısmından bir kısım olmaz. Varidatı ise, o mıntıka-i harrede pek az gelen ve susamış toprak çabuk yuttuğu için mahzene az giden yağmur, elbette o muvazene-i vasıayı muhafaza edemediğinden, o Nil-i Mübarek adet-i Arziye fevkinde bir gaybi Cennet’ten çıkıyor diye rivayeti, gayet manidar ve güzel bir hakikati ifade ediyor. Sözler .

—DEVAM EDECEK—

Okunma Sayısı: 1648
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • cemal özkaya

    11.7.2024 11:32:06

    Bu camide dikkatimizi çeken konu ise, Cuma namazı sonrasında duada veya hutbede hiç Filistin ifadesi geçmemesi idi. çok enteresan. dua bile etmiyorlarsa ittihadı islam baya zor bu gidişle.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı