"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kabir hayatı

Şemseddin ÇAKIR
10 Mayıs 2019, Cuma
Kabir hayatı, meratib-i hayatın beşincisidir.

Bu hayatın varlığı âyet-i kerimelerde net olarak anlaşılamadığı için, Kur’ân-ı Kerîm’in birinci müfessiri olan Efendimizin (asm) hadis-i şeriflerinden takibe mecburuz. Çünkü, neticede bir Müslüman olarak bizi Kitap, sünnet ve icma-i ümmet olarak edille-i şer’iye ilgilendiriyor. 

Meselâ bir hadiste “Deccalın şerrinden, kabir azabı ve Cehennem azabından duâlarınızda Allah’a sığınınız” diye emredilmiştir. Böylece bu mesele sünnet ve icma-i ümmetle kesin olmasına rağmen, Ulemaissu ille de patronlarına alan açmak için saçma sapan yorumlara kendilerini mecbur biliyorlar. Madem Efendimiz (asm) açıkça bu meseleye dikkat çekmiş size ne oluyor? Bu inancın insana ne zararı var? Uyanık olsa daha iyi değil mi ve İslâm âleminde bu kadar hecil duruma düşüyorsunuz, şu pahalı ihaleyi almasanız olmaz mı demek mecburiyetinde kalıyoruz. 

Kimisi bunu “hoşgörü”, kimisi bilimsellik adına “boş görü”, kimisi de zevzeklik için “loş görü” olarak yapıyor, fakat sonuçta illa ki yapanlar oluyor, çünkü; Türkiye’nin dünya coğrafyasındaki kavşak noktasını oluşturan coğrafî konumu, bunu cazip hale getiriyor ve imtihan her halükârda devam ediyor.    

Bu aslında kıyamet alâmetlerini de inkâr eden bir projedir ve sonunda Cehennemi de, inkâr ederek İslâmlar içinden Bakara Sûresi’ndeki “Yahudileşmeyin” emrine rağmen Yahudileşenler çıkmaktadır. Madem onlar bu dalâlete şeytan hesabına devam ediyor, biz neden Rahman namına insanlığı bu şerden kurtarmaya devam etmeyelim. 

Bu mesele kabirdeki hayatın varlığını sormaya bile ihtiyaç bırakmayacak derecede çok alâmet ve belirtileri olan bir gerçektir. Meselâ; çeşitli vesilelerle açılan kabirlerden anlaşıldığına göre, bir ölen vardır, yılanlar böcekler başına üşüşür, bir başka şahıs ise asırlarca çürümez, elbette bunlar Cenâb-ı Hakk’ın “Siz Allah yolunda katledilenlere ölüler demeyin, zira onlar bilâkis diridirler, fakat siz idrak edemezsiniz” âyet-i kerimesini ihsas ediyor, yani ben böylece kabir hayatına işaret eden âyet-i kerimenin olduğunu da iddia edebilirim. 

Yine önceki yazımızda “Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçe veya Cehennem çukurlarından bir çukurdur” mealindeki hadis-i şerifi zikretmiştim, şimdi bu minval üzere devam edelim. 

Meselâ; Hz. Ali’nin cesedi Necef’ten Horasan’a nasıl nakledildi? Asırlar sonra Hz. Eyyüp el Ensarî’yi Akşemseddin nasıl bulmuştur? 

60 ihtilâlcileri Bediüzzaman’ın mezarını gizlediği halde, Bediüzzaman kabrinin yerini talebesi Bayram Yüksel Ağabeye nasıl haber vermiştir? Ve “vefatım hayatımdan daha çok hizmet edecek ne demektir?” Ve vefatına rağmen tasarrufu devam eden Abdülkadir Geylani, Maruf-u Kerhi, Hayat-ı Harrani ve Bediüzzaman’ı kim inkâr edebilir? Bunlar aynı zamanda “Allah yolunda vefat edenlere ölüler demeyin, bilâkis onlar diridir, fakat anlamazsınız” hükmünü hayat ve tasarruflarıyla göstermişlerdir. Meselâ; Bediüzzaman aslında Ispartalı olduğunu söyler ve cesedinin oraya getirilmesini isterdi, nasıl oldu da onun can ve iman düşmanı olan cani ihtilâlciler, onu istediği yere götürdüler? Koskoca ülkede başka yer yok muydu? Demek sen götürene değil götürtene bakacaksın! Bu hadise size bir şeyler ifâde etmiyor mu? Hani adam demiş ya “Ben ayı gösteriyorum, ahmaklar parmağıma bakıyor.” Çok haklı söylemiş! Fağtebiru!

Hayat alâmetlerinin vukuatlarıyla matematik denklemi veya laboratuvar deneyi gibi nasların açık hükümleri ispat edilirse bu aynı zamanda münkirlerin hamakatına delil olmaz mı? Kur’ân-ı Kerîm’de açıkça anlatılan Ashab-ı Kehf olayına kim ne diyebilir, bu dahi bir delil değil mi? Ancak dünya imtihan yeri olduğu için bundan öte sırları ifşa etmek imtihanı bozar ona da dikkat etmeliyiz.

Bir başka mesele Cuma günü ölene azap olmayacağı gibi, Cuma günleri mü’minlerin ruhlarının toplanıp sohbet ettikleri muteber kitaplarda yazılıdır. Hele Ramazanda ölenler, kâfir bile olsa Ramazan boyu azap edilmeyeceği de yine bu kitaplarda mezkûrdur.

Taharete dikkat edip, her akşam mülk ve secde sûrelerini okuyarak yatanların ruhlarının, arının peteğine girip çıktığı gibi serbest ve semâvatta dolaşıp tasarruf ettikleri, edecekleri ve yeşil kuşların cevflerinde evliyaların gezdikleri de yine meşhurdur ve Bediüzzaman’ın cenazesinde envaî çeşit kuşların Urfa semasını doldurduğunu o günü yaşayan Urfalılardan dinleyebilirsiniz. Fakat bunlar yine de inanmaz derseniz ben de size; “Hidayet senden olmazsa dirayet neylesin yâ Rab, Arapça bilse de bu cehle âyet neylesin yâ Rab”! derim. Burası imtihan âlemi, olacak o kadar.

Savaşlarda bilhassa küffarın resmî askerlerden ziyade yeşil sarıklılardan korkmaları gibi… İmam-ı Gazali de ve İbni Abidin gibi muteber eserlerde bunlara dikkat çekilmiştir.

Her şeyi Kur’ân’da arayıp hadis-i sahihleri dahi devre dışı edenler kesinlikle iyi niyetli olamazlar.

Hasan-ı Basri (ra) ölümden korkana “Tabiî viran ettiğin yere gitmek istemezsin” demiş.

Ehl-i sünnet âlimleri “bütün mü’minlere sual vardır” derler.

Bir gün Efendimiz (asm) kabir hayatını anlatırken, Hz. Ömer (ra), “Kabir hayatımızda bu aklımız olacak mı?” diye sorunca, “evet” cevabını almış ve çok sevinerek “O zaman mesele yok, ben o cevabı veririm” demiş ve vefatından sonra Hz. Ali (ra) mürakabe etmiş ve Hz. Ömer’in (ra) mezarında şu manzarayı görmüş; Münker Nekir “Men Rabbüke” (Rabbin kim) diye sual edince, Hz. Ömer “Siz kaç yıllık mesafeden geliyorsunuz?” Onlar da; “500 bin yıllık” deyince, “siz buna rağmen unutmuyorsunuz Rabbimizi de, ben 500 metrelik mesafeden mi unutacağım?” der. Bu manzarayı müşahede eden meleklerin “soruya gerek kalmadı” dedikleri ve bu manzarayı gören Hz. Ali’nin, “Hz. Ömer yine sözünün eri çıktı” dediği de, rivayet olunur.

Ölüm acısı dünya acılarının en acısı ve ruhun parmak uçlarından itibaren hulkuma gelişidir.

İmam-ı Suyuti şu 9 kişiye sual olmayacağını, onların da şehitler, sıddıklar, nöbette vefat edenler, geceleri yatarken Mülk ve Secde Sûresi’ni okuyanlar vs. demiştir.

Kabir azabı veya mükâfatı hem ruh, hem beden içindir, Mi’rac meselesinde olduğu gibi.

Efendimiz (asm) “Eğer dayanabilseydiniz kabir azabını müşahede etmeniz için duâ ederdim” buyurduğu da rivayetlerdendir ve şehide kabir azabının olmadığı da, Efendimizin (asm) müjdelerindendir.

Ayrıca Firavuna akşam, sabah azap edildiğini Kur’ân ifade ediyor.

Hatta hadis-i şerifte “insan uykudadır ölünce uyanır” buyruluyor. 

 Yani kimse ölmekle kurtulacağını zannetmesin, asıl hayat orada başlayan hayattır. Bir çekirdeğin çatlayıp, şecere-i zakkum veya şecere-i Tuba olması gibi...

Bu bahsi Efendimizin (asm) aynı meseleyle ilgili bir duâsıyla bitirelim. “Allahümme euzü bike, minel bukli vel keseli ve erzelil ömri ve azabil kabr” (Ya Rabbi! Cimrilikten, tembellikten, rezil ömürden ve kabir azabından Sana sığınırım). 

Kabir azabına inanmayanların ömrünün rezil olacağı peşinen belli ve onlardan biri de, ibret olarak çok rezil öldü. Rabbim şerlerinden ümmet-i Muhammedi ve bizleri korusun, amin!

Okunma Sayısı: 1869
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı