"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Risale-i Nur’un umumî imameti

Şemseddin ÇAKIR
01 Ocak 2021, Cuma
Umumî imametten kastım; Risale-i Nur’un aslî ve manevî imametidir ki, gerekçeleri aşağıdaki gibidir.

İmamet meselesi âlem-i İslâm’ın asırlarca tartıştığı mühim meselelerinin önde gelenlerinden biridir. O halde, imamet ne demek, önce onu ele alalım.

İmam; lügavî olarak, her ne kadar önder ve lider gibi anlamlara gelse ve bazılarının zannettiği gibi ilk akla gelen cami imamlığı olsa da, terminolojik olarak “imamet” manasını da muhtevîdir.

İmamet; Hz. Muhammed’in (asm) vefatından sonra onun adına vekâleten ümmetin riyasetini üstlenen kişinin sıfatı ve yaptığı vazifedir. Aynen Efendimizin (asm) vefatı üzerine Birinci Halife Hz. Ebu Bekir’in ümmet-i Muhammed’in (asm) idaresine seçilmesi gibi. Böylece imametin fonksiyonlarından birinin “halifelik ve devlet başkanlığı” gibi anlamlara geldiğini de görüyoruz. Ancak mesele bundan ibaret değil.

Hatta mezheplerin oluşumunda da, bu gibi telâkkiler söz konusudur. Bediüzzaman, “Arkadaş! Nev-i beşerde envaen dalâlete düşen fırkaların sebeb-i dalâletleri, imamlarının kusurudur. Evet imamları bâtından bahsetmişlerse de, meşhudatlarına itimat ve iktifa ederek, esnâ-i tarikten dönmüşlerdir ve ‘Bir tek şey elde ettin, ama çok şeyleri kaybettin’ kavline mâsadak olmuşlardır.” der. (Mesnevî-i Nuriye s. 218) Demek; İslâm tarihinde yanlışlara düşüp birçoklarını peşinde sürükleyen “imam”lar da var olagelmiştir maalesef. Risale-i Nur’un da imanda imamlığı, İmam-ı Âzam’ın amelde imamlığı gibidir. Her asır müceddidinin belli alanlarda müceddidlikleri de aynı zamanda imamlık anlamıyla böyledir. Yani, Üstad Bediüzzaman veya onun hakaik-ı Kur’âniye tefsiri olan Risale-i Nur’un da asrın imâmeti vazifesini görmesi itibariyle önemine binaen ayrıca ele alınması gerekir.

Hilâfet veya imamet konusundaki bir hadis-i şerifte “onların sayısının on iki olduğu”, bir başka rivayette “13.’sünün Mehdi olacağı” ifade edilmiştir.

Değişik versiyonları bulunan bu rivayetlerden birisi de şöyledir: “Bu din, hepsi Kureyşten olan on iki halife gelinceye kadar, aziz olarak devam edecektir.” (Müslim, İmare: 5) 

Her ne kadar bu rivayetin daha az meşhur olan tariklerinde “on iki adam”, “on iki emir” gibi ifadeler geçiyorsa da, yaygın ve güçlü olan “on iki halife” ifadesidir. Tarihî olarak bakıldığında; hilâfeti otuz yıl ile sınırlayan, ondan sonra ısırıcı saltanatın başlayacağını bildiren rivayet, vukuat olarak gelen olaylarla teyit edildiğine göre meselenin, yani bu rivayeti devlet riyaseti gibi anlamanın yeniden ele alınması gerekir. Zira; Hz. Muaviye’nin idarî konuma gelmesiyle “Meliklik” başlamış oluyor ve kendisinden sonra da saltanat olarak oğlu Yezid zalim olarak başa geçiyor ki, müsbet imâmetle alâkası kalmıyor. Haliyle onların durumu zaten otuz yıldan sonra sûrî halifelik ve ısırıcı saltanat manasındaki meliklerin devleti ele geçireceği ve devleti özel mülkü haline getireceklerine ait rivayetle tam uyum sağlıyor. 

Böylece bu rivayet “on iki halife”den söz eden rivayetle zahiren çelişmiş oluyor gibidir. Çünkü ister Hz. Hasan’ı, ister Ömer b. Abdülaziz’i beşinci halife kabul edelim, geriye kalan yedi halifenin mahiyeti meçhul olup kimler olduğu sorusu akla geliyor.

Her ne kadar bazı âlimler, İslâm tarihi içinde değişik zamanlarda rüşd ve adaletiyle öne çıkan toplam on iki halifenin kastedilmiş olabileceğini söylemiş ve bazı listeler vermişlerse de, başka ve makul bir çözümün gerekli olduğu anlaşılmaktadır. İşte bu çözümü de yine her müşkilimizi halleden Risale-i Nur’dan buluyoruz. Şöyle ki:

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Hz. Ali’nin (ra) muvaffakiyetsizlik sebeplerini açıklarken, onun çok daha büyük vazifelere lâyık olduğunu ifade ederek şu izahlarda bulunuyor: “Halbuki zahirî ve siyasî hilafetin pek çok fevkinde manevî bir saltanat kazandı.” (Mektubat, 15. Mektup)

Görüldüğü gibi burada Hz. Üstad “zahirî ve siyasî hilâfet”ten bahsederek, dolaylı olarak bir de batınî ve manevî hilâfetin bulunduğunu ifade ediyor. Ayrıca bu bağlamda manevî hilâfetin siyasî hilâfetten kıyas edilemeyecek kadar üstün olduğunu, Hz. Ali’nin (ra) böyle bir hilâfetin halifesi olduğunu belirtiyor. Yani asıl kastedilen müjdeli ve müsbet imâmet; Hz. Ali’den (ra) sonra başlayan müceddidler silsilesi olsa gerektir. Zaten hadis-i şerifte de, “Allah (cc) bu ümmete benden sonra her asırda bir müceddid gönderecektir” (Ebu Dâvud, Melahim. 1) buyruluyor.

Üstad, bu önemli meseleyi; mehdiliğe dâir önemli bir soruya cevap olarak daha da belirginleştiriyor: “Cenâb-ı Hak, kemal-i rahmetinden, (...) herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddid veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevi mehdî hükmünde mübarek zatları göndermiş.” (29. Mektup 7. Kısım, 5. İşaret)

Görüldüğü gibi burada Üstad Hzazretleri, “halife” kelimesini “müceddid” kelimesiyle ilişkilendiriyor. O halde “on iki halife”den söz eden rivayeti “on iki müceddid” olarak anlamak ve yorumlamak gerekiyor.

Hem hadis-i şerifte “Bunların hepsi Kureyş’tendir” denildiğine göre, müceddid denince o kıstasa da uyulmuş oluyor, fakat halife veya devlet reisi denince mümkün olmuyor. Yani bu sayıya dahil olan müceddidlerin -Hz. Peygamberimizin (asm) “Kureyşî” olması hasebiyle- Âl-i Beytten olması icap eder. Hem o takdirde ayet-i kerîmedeki “ancak Ehl-i Beytime meveddet ve muhabbet isterim” emrine de uyulmuş oluyor.

Bazı müellifler, keşif ve emarelerden yola çıkarak, son müceddidin mehdi olduğunu beyan etmişlerdir. Meselâ İsmet Garibullah Hazretleri, meşhur Risale-i Kudsiyesinde, Mevlânâ Halid’in son müceddid olduğunu ve ondan sonra Mehdi-i A’zamın geleceğini haber veriyor. (Risale-i Kudsiye, s. 76) Ayrıca Mevlana Halid-i Bağdadî “Benden sonra Mehdiyyi’l-azim gelecek” diye Hadâiku’l-Vardiye isimli eserde haber veriyor. Hatta Afyonlu Küçük Aşık namında bir müridi ile de, sarığını cübbesini Bediüzzaman’a ulaştırıyor. Bu cübbe, Üstad Kastamonu’da sürgünde iken kendisine teslim ve takdim ediliyor. Bunu da bera-yı malûmat arz edelim ki, o cübbe başka yerlerde aranılmasın.

Realite de odur ki, bu hadiseler Risale-i Nur’un temel maksatları ve şahs-ı manevîsiyle de tam uyum içindedir. 

Bu imamet meselesine Üstadın şu tesbitiyle son noktayı koyalım:

“Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsi ve o şahs-ı manevîyi temsil eden has şakirdlerinin şahs-ı manevîsi ‘Ferîd’ makamına mazhar oldukları için değil hususi bir memleketin kutbu, belki –ekseriyet-i mutlaka ile– Hicaz’da bulunan kutb-u a’zamın tasarrufundan hariç olduğunu ve onun hükmü altına girmeye mecbur değil. Her zamanda bulunan iki imam gibi onu tanımaya mecbur olmuyor. Ben eskide Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsini, o imamlardan birisini zannediyordum. Şimdi anlıyorum ki Gavs-ı A’zam’da kutbiyet ve gavsiyetle beraber ‘ferdiyet’ dahi bulunduğundan, âhirzamanda şakirdlerinin bağlandığı Risale-i Nur, o ferdiyet makamının mazharıdır.” (Kastamonu Lâhikası, s. 151) Yani her iki imamdan biri değil, ikisini cem eden imamlar imamıdır. Yani aslî imam Risale-i Nur’dur, diğerlerinin de ona tabi olması lâzımdır. 

İşte onun için Mevlânâ Halid-i Bağdadî de bütün tarikatların vekâletini alarak silsileyi nihayete erdirip, yerine vekil de bırakmayıp sarığını ve cübbesini Üstada göndermiştir. 

Bunların hepsi göz önüne alınınca tartışmalara gerek kalmayacak şekilde hakikat tebarüz etmiş oluyor ki, imamet “hilâfet-i maneviye” veya “manevî hilâfet”tir. Yani; İmam Hüseyin, İmam Zeynel Abidin ve İmam Cafer-i Sadık misali imamlar ve gavslar, kutuplar ve müceddidler, neticede hepsini cem eden mehdi gelecek ve görevler ona devrolacak demektir. 

Allah (cc) bu milletin basiret ve ferasetini açsın da, manevî ve küllî imamı tanıyıp, kurtuluş reçetesine uyarak saadet-i dareyne mazhar olsun inşaallah!

Okunma Sayısı: 1839
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Zekeriyya

    1.1.2021 18:05:12

    Ali Bey; Büyük Mehdinin çok vazifeleri var. Ve siyaset âleminde, diyanet âleminde, saltanat âleminde, cihad âlemindeki çok dâirelerde icraatları olduğu gibi, ,.......Evet, yüzer kudsî kahramanları yetiştiren ve binler mânevî kumandanları ümmetin başına geçiren ve hakikat-i Kur'âniyenin mayasıyla ve imanın nuruyla ve İslâmiyetin şerefiyle beslenen, tekemmül eden Âl-i Beyt, elbette âhirzamanda, şeriat-ı Muhammediyeyi ve hakikat-ı Furkaniyeyi ve sünnet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) ihya ile, ilân ile, icra ile, başkumandanları olan Büyük Mehdinin kemâl-i adaletini ve hakkaniyetini dünyaya göstermeleri gayet mâkul olmakla beraber, gayet lâzım ve zarurî ve hayat-ı içtimaiye-i insaniyedeki düsturların muktezasıdır.19.Mesele...Burada al-i bey o şahsın yani mehdinin görevini ifaeder...Mehdinin kendisi değil...zaten zaman şahıs zamanı değil, cemaat zamanıdır..R. Nur'u anlayan,uygulayanlar..ittihad-ı nuriyeyi ve ittihad-ı ümmeti gerçekleştirecek anlayışı yakalayanlardır..

  • Ali

    1.1.2021 15:37:55

    " Büyük mehdinin çok vazifeleri var.Ve siyaset diyanet saltanat ve cihat aleminde.. Başkumandanları olan büyük mehdinin.."19.mesele" Öncüsü olan zat; en önemli en büyük işi yapar temel atar; büyük mehdi iman hayat şeriatı ( ittihadı İslam)3 ünü de gerçekleştirir. Büyüklük, işin dünya çapında oluşundan dolayı olmalı kuruculuk ve nitelikten dolayı değil gibi...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı