"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Vaadedilen Nur”un anlaşılması (2)

Şemseddin ÇAKIR
18 Eylül 2020, Cuma 00:18
Yirmi yedinci âyet-i kerîme’de Cenab-ı Hak “Onlar ağızlarıyla Allah’ın Nurunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler istemeseler de Allah (cc) nurunu tamamlayacaktır” (Sûre-i Saf: 8)

Biz bu âyet-i celileden Cenab-ı Allah’ın tamamlayacağını vaadettiği bir nur olduğunu anlıyoruz. Hatta bu ve benzeri sözler, hem başka âyet-i kerîmeler ve kısım hadisi şeriflerde de geçmektedir.

Dolayısıyla biz bu yazımızda; “1.Önce “nur” ne demek? 2. Bu ‘nurun tamamlanması’ ne demektir? 3. Risale-i Nur’un böyle bir nurdaki yeri nedir, ki bu âyet-i kerîme Risale-i Nur’a ebced cifirle işâret etsin!” gibi hususları üç ara başlık altında izaha çalışacağız, Cenab-ı Hak tevfikini refik etsin!

Nur: En başta Cenab-ı Allah’ın isimlerinden biridir. Aynı zamanda imanın da, İslâmın da, Kur’ân-ı Kerîm’in ve Fahr-i Kâinat Efendimizin (asm) isimleri de Nur’dur ve melekler de Nur’dan yaratılmışlardır. Yani bu Nur temâsı İslâmî literatürde çok fazla işlenilmektedir, o halde bu mes’elenin aslı ne olabilir?

Bu Nur’a terkip anlamında bir tarif getirmeye çalışırsak Nur; metafizik bir varlık olduğu için öyle bir analizi de yapamıyoruz ki, isabetli bir tanım yapalım. O halde bu Nur varlık olarak nedir? Onu anlamaya çalışalım.

Nur; öyle parlak bir cevherdir ki, en parlak ışık, meselâ güneş; ancak onun gölgesi olabilir. Ve onun boyutları dünya gözü ile ihata edilemeyecek kadar muhittir. Onun için Bediüzzaman, Allah’ın (cc) görünemeyişini de, “şiddet-i zuhurundandır” demektedir. Güneş dahi saniyede 564 milyon ton hidrojen 560 milyon helyuma dönüştürüldüğü halde şiddet-i zuhurundan gizlenecek derecede olmadığına göre, bu nur nasıl bir mevcuddur, hakkında çok düşünülmesi gereken bir hadise olduğu ise izahdan varestedir. 

Bir de insanın bir şeyi görebilmesi için ışık boylarının 04 ve 07 mikron arasında olması gerektiği, bunların dışındaki ışık boylarını bile göremediğimize göre bu derece sınırlı bir görüşle biz neyi görebiliriz ki? Sınırlı olan sınırsızı nasıl ihata edecektir?

Tefsirlerin tavzihine göre ilk nur, Hz. Muhammed’in (asm) nurudur ve kâinat da o nurdan ve o nur hürmetine yaratılmıştır. 

Demek onun içindir ki Efendimiz (asm) “Allah önce benim nurumu yarattı” buyurmuştur ve işte o nur mahlûkata aksettiği gibi peygamberlere de aksederek gelen ve yine sahibinde karar kılan nur olsa gerektir ve “Hatemünnebiyyin” olmuştur.

Gazali, “Tek hakikî Nur Allah’ın (cc) nuru olup, diğerleri zuhurdur. Nurdan nura da fark olup meselâ; kalp gözünün nuru kafa gözünün nurundan daha önemlidir. (Mişkâtu’l Envar) Allah’dan (cc) “Nur’un envar”, Efendimiz’den (asm) “sıracı munir” olarak bahsedilir. (Ahzap: 46)

Nur ve ışık metaforu bütün dinlerde vardır, fakat İslâmdaki bürhanî, ilmî ve deney gözleme uygun olarak işlenmektedir. Meselâ: Kuantum fiziği bu meselede bize ışık tutmakta olup, birçok şeyin anlaşılmasına vesiledir. 

Meselâ: Efendimizin (asm) “Allah (cc) en evvel benim nurumu yarattı” buyurması ve o nurdan kâinatın yaratılması meselesi gibi. Kuantum deneyleri bize bunun ip uçlarını vermektedir. Şöyle ki; elektronların en dibindeki ışık hüzmesinin anlamı nedir? O ışığın tazyiki ile genişleyip, genişledikçe soğuyup maddeleşerek kâinatın oluşması değil midir? Acaba bilim o ışığın da dibine inebilse ne bulacaktır? İnancım o dur ki o ışığında özü Efendimiz’in (asm) Nur’udur. Fakat nur muhit olduğundan ihata edilemediği için takip de  edilememektedir. Onun için merhum bir Nur Talebesi “Ey Nur, muhit ol âlemi kuşat, ya beni de yanına al, ya da insan gibi yaşat!” demiştir.

Yeni Ahit’de Hz. İsa’nın “Ben dünyanın nuruyum” ifadesi yer alır. Bunu dahi bu zaviyeden değerlendirebiliriz.

“Allah’ın (cc) yerin ve göklerin Nur’u olduğunu” beyan eden âyet ise (Nur Sûresi: 35)’dir. Klâsik İslâm literatüründe “NUR” kelimesi; inancın doğru yolun varlık veya bilginin ışığını ifade eden birçok tamlamayla kullanılmıştır. Nuru’l Kur’ân, Nuru’l akıl ve Nuru’l Hak gibi tekiller etrafında İslâm düşüncesinin ifadesi olan kelâm, felsefe ve tasavvuf alanlarının görüşlerini yansıtan ve onları bir biriyle ilişkili kılan bir terminoloji oluşturulmuştur.

Meselâ: Melekler; maddeden mücerret ecsam-ı Nuraniyedirler. Işık için “dav” ışın için “şuâ” kelimeleri kullanılmıştır. 

Nur: İbni Sinâ’nın epistemolojisinde metafizik bir kavram olarak karşımıza çıkıyor.

Allah’ın (cc) göklerin ve yerin Nur’u oluşu; Allah’ın varlığının Nuru ile bütün mevcudatı aydınlatması demektir.

Gazali, “Mişkâtu’l Envar” adlı eserinde aynı âyeti nur metafiziği olarak ifade eder. İlk küllî gerçek en yüce Nur Allah’dır (cc) yani; Allah hakikî, diğerleri mecazi ‘nur’lardır. Demek mevcudat o Nur’un zuhuru ile huzura erer ve varır. Âlemdeki mevcudat, ancak feyiz yolu ile ondan in’ikas ederler. (Mişkat’ı Sencar s. 41, 54, 59. 60)

Nur; ap açık bir gerçeklik olup cihet-i sitteyi muhtevidir, yani onun ciheti yoktur, çünkü muhittir, ışık boyları gibi sınırlı değildir.

Şuhreverdi’ye göre saf nurun tanımı yoktur, çünkü ihata edilemeyen şey tanım olarak ifade de edilemez. Yunus Emre de bu gerçeği “Sensin bize bizden yakın, görünmezsin hicap nedir? Çün aybın yok gökçen yüzün, yüzündeki nikap nedir” diye sorgulamaktadır.

Var olan nur ya saf nur (en-Nuru’l mücerred) veya ilişik olan (en-Nuru’l âriz) saf nur maddeden müstağnidir. 

“Berzah denilen duyulara cisim giydirilmekle hisse yaklaştırılmıştır. Yani o gerçeğe ulaşmak için herbir organ bir istasyon gibidir. Bu ontoloji esas itibariyle bir varlık hiyerarşisi şeklinde temellendirilmektedir. Hiyerarşisinin en yüce zirvesindeki varlık ilkesi; Nurların nurudur, diğerleri ondan yayılanların dikey ve yatay boyutlarıdır.

Yoklukla varlık arasındaki ara varlık arızî varlıklardır. Bunlar ne nur, ne zulmet esas itibariyle onlar o nurun maddî zuhurlarıdır.

İbn-ül Arabî’nin telâkkisinde Kur’ân ilim sıfatının tecellisi olup şüpheleri kovan bir nurdur. “Hak geldi batıl zail oldu” (İsra. 81)

Sûre-i Saf’da da “Allah Nurunu tamamlayacaktır,” buyurulması, bu nurun “ekâbir bezm-i ahirde gelir” kâidesine göre kıyâmete yakın çok şa’şalı bir şekilde tecellisi anlamına geleceği inancı ve tesellisi ile yaşıyoruz.  

Okunma Sayısı: 1778
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı