Hz. Ömer -Radıyallahu Anh-, İslâm halifesi olduğu dönemde halkın durumunu bizzat görmek için sokaklarda gezerdi. Yine halk arasında gezdiği bir gün, bilmediği bir evden çocuk ağlama sesleri duydu ve kapıyı çaldı.
İzin isteyerek içeri girdi. İçeride yaşlı bir kadın tencerede bir şeyler kaynatıyor, çocuklar ise tencerenin etrafında ağlıyordu.
Hz. Ömer, yaşlı kadına çocukların neden ağladığını sordu. Kadın ise çocukların kendi torunları olduğunu, yetim olduklarını ve açlıktan ağladıklarını anlattı.
Hz. Ömer tencerede pişen yemeği göstererek:
-O kaynattığın tencereden bir tabağa koyup versen ya, dedi.
Kadın cevap verdi:
“Ben bu tencerenin içine taş koydum. Taş kaynatıyorum. Bu şekilde sakinleşirler diye umuyorum. Onlar uyuyana kadar onları böyle avutacağım.”
Bu durum karşısında şaşıran Hz. Ömer, kadına bu halinden Halife Ömer’e haber verip vermediğini sordu. Kadın, karşısındakinin halife olduğunu bilmiyordu.
Sinirli bir şekilde sitem etti:
“Ömer’in hesabını Allah görsün!”
Hz. Ömer böyle bir cevap beklemiyordu.
Yaşlı kadına cevap verdi:
“Yahu, sen halini bildirmezsen, Ömer o kadar işinin arasında senin halini nereden bilecek?”
Kadının cevabı Hz. Ömer’i hayli sarsmıştı:
“Madem halimi bilmeyecekti, neden halife oldu?”
Duyduğu bu sözlerden derinden etkilenen Hz. Ömer, ağlayarak evden çıktı. Hemen bir un çuvalı buldu, sırtına aldı; başkalarının “Bırak ya Ömer, biz taşıyalım” şeklindeki yardım tekliflerini reddederek çuvalı bizzat yaşlı kadının evine kadar taşıdı. Unu kadına teslim etti. Çocukların karnı doyup huzurla uyuduklarını gördükten sonra yanlarından ayrıldı.
(Bizim Aile dergisi, Ağustos 2026 sayısından alınmıştır.)