Geçtiğimiz günlerde Kanadalı tarihçi Margaret MacMillan tarafından New York Times’te “Yeni Dünya Düzeni”ne dair ilginç bir yazı yayımlandı. MacMillan düzenin aşındığından söz ederek yaklaşan fırtınaya hazırlıklı olup olmadığımızı sorguluyor.
Şiddetli bir fırtınanın hepimizi içine alacağına dair kuvvetli işaretler var. MacMillan’a göre insan, fırtına henüz tam başlamadığı için bu işaretleri önemsemeyebilir, hatta görmek istemediği gerçeği görmemek için kendisini ikna edebilir. Fakat fırtına tüm şiddetiyle gelmektedir.
MacMillan büyük fırtınanın belirtilerini şöyle sıralıyor: “Bu yaz sıcaklık rekorları tekrar tekrar kırıldı; dünya kuraklıkların altında kavruldu, orman yangınları yayıldı. Gelişmiş ekonomilerde borç seviyeleri tarihi zirvelere yaklaşıyor. Özellikle ABD’nin sağlık ve gıda yardımlarında yaptığı kesintiler, gereksiz ölümlere yol açtı ve hastalıkların yayılmasını kolaylaştırdı. Yapay zekâ ise neredeyse denetimsiz biçimde hızla ilerliyor; işleri, güvenliği ve daha karanlık senaryolarda insanlığın varlığını tehdit ediyor. Statükoyu değiştirmek isteyen güçler, kuralları ve normları cezasız biçimde ihlal ediyor. Güven ve karşılıklı anlayış inşa eden diplomasi yerini, TikTok çağının dikkat süresine ya da okul bahçesindeki gösterişe daha uygun, gürültülü ve performatif bir siyaset tarzına bırakıyor.
Uppsala Çatışma Verileri Programı, geçen yıl 65 devlet temelli çatışma kaydetti; bu, 1946’dan bu yana görülen en yüksek sayı. Büyük güçler, yeni teknolojileri ustalıkla kullanan ülkelerle asimetrik savaşlara saplanmış durumda. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in günler içinde kazanılması beklenen Ukrayna savaşı, beşinci yılına girmiş bulunuyor. İran ise ucuz ve seri üretilebilen insansız hava araçlarıyla Amerikan kuvvetlerine ve müttefiklerine saldırarak dünya ticareti açısından kritik bir koridor üzerinde belki de kalıcı bir denetim elde etti; ABD’nin füze stoklarını ciddi biçimde azalttı ve Başkan Trump’ı kendi tercih ettiği bir savaşın içine çekti. Bir dünya savaşı kaçınılmaz değil. Ancak büyük ve ağır silahlı güçler arasında felaket düzeyinde bir çatışma yaşanması ihtimali, onlarca yıldır olmadığı kadar yakın.”
Toplumların ve devletlerin durumunu da fırtına öncesi insanın fırtına işaretlerini görmezden gelen haline benzeten MacMillan, toplumları derinden etkileyen büyük kırılmaların çoğu zaman bir gecede ortaya çıkmadığını, öncesinde küçük küçük uyarılar geldiğini söylüyor. Önce kurumlar zayıflar, hukuka olan güven azalır, toplumdaki adalet duygusu yara alır, ekonomik sıkıntılar derinleşir, siyasî dil sertleşir ve insanlar birbirini dinlemekten vazgeçer.
Sonra bir gün herkes şaşkınlıkla sorar:
“Bunlar nasıl oldu?” Oysa olanların habercisi işaretler uzun zamandır ortadadır.
MacMillan, günümüz toplumlarının durumunu Albert Camus’un Veba romanındaki “ölü fareler” metaforuyla örneklendirir. Büyük bir veba salgını öncesinde Oran şehrinin sokaklarında ölü fareler görünmeye, insanlar hastalanıp ölmeye başladığında kimse bunun ne anlama geldiğini sormaz. Herkes kendince başka başka açıklamalarda bulunur, ta ki ölümcül tehlike artık inkâr edilemez hâle gelene kadar...
Tarih böyle hikayelerle dolu ve bugün de çevremiz ölü farelerle dolu.
Tam da burada, MacMillan gerçekçi olmayı öneriyor. Yaklaşan fırtınanın farkındalığıyla, ümitsizliğe yer vermeden, hukuk ve adaletin hâkim olduğu bir dünya için çalışmak, demokrasiyi işler kılan kurumları güçlendirmek insanlığın geleceğini yeniden inşa etmek anlamına gelebilir.
Sokaktaki ilk “ölü fareyi” gördüğümüzde bunun nedenini sormakla işe başlayabiliriz. Çünkü büyük krizler çoğu zaman başladıkları gün değil, ilk işaretlerin görmezden gelindiği gün kaybettirir.